Sûre hakkındaAdı · Nüzul zamanı · Konu
Adı: Surenin ilk kelimesi (Abese) bu sûrenin adı olmuştur.
Nüzul zamanı: Bu sûrenin esbab-ı nüzulu hakkında görüş bildiren müfessir ve muhaddisler, aşağıda zikredilen hâdisenin bu sûrenin nüzuluna neden olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.
Birgün Rasûlullah (s.a) Mekke’nin ileri gelenlerine İslâm’ı tebliğ ediyor ve onları ikna edebilmek için oldukça gayret sarfediyordu.. Bu sırada bir âmâ olan Hz. İbn Ummu Mektum (r.a) çıkagelerek, Rasûlullah’tan (s.a.) İslâm hakkında bilgi vermesini istedi. Rasûlullah (s.a) ise, Ummu Mektum’un araya girmesinden hoşlanmayarak yüzünü çevirdi ve bu olay üzerine de Abese Sûresi nazil oldu. Şu nedenlerden ötürü, bu sûrenin nüzul zamanını tespit etmek bizim için kolay olmuştur.
Birincisi, İbni Kesir bu konuyu izah ederken, Ummu Mektum (r.a) için ‘Mekke’de İslâm’ı ilk kabul edenlerdendi’; İbn Hacer de, ‘Hz. Ummu Mektum (r.a) ilk Müslümanlardandır’ demektedirler.
İkincisi, bazı hadîslere göre, o vakitlerde Ummu Mektum (r.a) hâlâ müslüman olmamıştı ama Hakk’a susamış biri olarak İslâm’a sempati duyuyordu. Zaten Rasûlullah’a (s.a) gelişinin nedeni de buydu. Hz. Aişe’nin (r.a) açıklamasına göre Ummu Mektum (r.a), “Ya Rasûlullah, (s.a.) bana doğru yolu göster” demiştir. (Tirmizi, Hakim, İbni Hibban, İbn Cerir, Ebu Yâlâ) Hz. Abdullah İbn Abbas’tan (r.a) rivayet edildiğine göre ise, Ummu Mektum (r.a) Kur’an’ın bir ayetinin anlamını sormak istediğinde, “Ya Rasûlallah! Allah’ın (c.c.) sana öğrettiklerinden bana da öğret” demiştir. (İbni Cerir, İbn Ebî Hatim)
Bu açıklamalar Hz. Ummu Mektum’un (r.a) Hz. Muhammed’i (s.a) Allah’ın (c.c.) Rasûlü olarak kabul ettiğini göstermektedir. Başka bir görüşü temsil eden İbni Zeyd Surenin 3. ayetini (Ne bilirsin belki de o arınacak?) “Ne bilirsin belki de o İslâm’ı kabul edecek?” şeklinde anlıyordu. Nitekim Allah (c.c), ‘Ne bilirsin belki de o arınacak? Yahut öğüt alacak ta öğüt kendisine yarayacak’ ve ‘Fakat koşarak sana gelen, korkarak gelmişken sen onunla ilgilenmiyorsun.’ ayetlerini inzal etmiştir. Bu ayetler Ummu Mektum (r.a)’ın içinde şiddetli bir isteğin olduğuna işaret etmektedir. Yine Hz. Muhammed’in (s.a) hidayetin kaynağı olduğuna ve kendisinin de hidayeti ancak onun yardımıyla bulabileceğine inanmış olduğu aşikârdır. Onun bu hâli kendisine tebliğ yapıldığı takdirde, bu tebliğden istifade edeceğine delâlet etmektedir.
Üçüncüsü, Rasûlullah’ın (s.a) yanında o zaman Utbe, Şeybe, Ebu Cehil, Ümeyye bin Halef, Ubbi bin Halef gibi İslâm’ın en şiddetli düşmanları vardı. Bunlar bize Rasûlullah’ın (s.a) kâfirlerle ilişkisinin tamamen kesilmediğini ve onlarla hâlâ görüştüğünü göstermektedir. Böylece Abese Suresi’nin İslâm’ın ilk devirlerinde nâzil olduğunu anlıyoruz.
Konu: Surenin ilk ayetlerinden, Allah Teâlâ’nın, Hz. Muhammed’i (s.a) bir âmâya önem vermeyip, Mekke’nin ileri gelenlerine yöneldiği için azarladığı anlaşılmaktadır. Ancak sûrenin tümü birlikte müteâlâ edildiğinde, bu azarlamanın hedefinin Mekke’nin ileri gelen kâfirlerinin olduğu anlaşılır. Bu kâfirler Rasûlullah’ın (s.a) tebliğ ettiği Hakk’ı nefretle reddediyorlar ve büyüklenerek, inatla Hak’tan yüzçeviriyorlar. Ayrıca sûrede Rasûlullah’ın (s.a) tebliğinde eksik bıraktığı yönlere değiniliyor. Çünkü Rasûlullah (s.a) tebliğinin başlangıcında her ihlâslı davetçi gibi, “Eğer Mekkeli ileri gelenler İslâm’ı kabul edecek olurlarsa İslâm daha çabuk yayılma imkânı bulur, fakat özürlü bir insanın topluma pek tesiri olamayacağından dolayı, İslâm’ın yayılışına fazla katkısı olmaz” şeklinde düşünüyordu. İşte bu nedenlerden ötürü Rasûlullah (s.a) Mekke’nin ileri gelenlerini ikna edebilmek için daha çok gayret gösteriyordu. Ancak bu, hâşâ Rasûlullah’ın (s.a) zenginlere daha fazla hürmet ve tazimde bulunduğu, fakir ve özürlü kimseleri ise hor gördüğü anlamına gelmez. Allah (c.c) daha vahyin ilk nazil olduğu dönemlerde, Rasûlü’nü bu tür bir tebliğ tarzının yanlış olduğu konusunda uyarmıştır.
Dolayısıyla İslâm için önemli olan o kimselerin Hakk’a susamışlığıdır, fakir ya da özürlü olmaları değil. Hak’tan yüzçeviren bir kimse ne kadar değerli, tahsilli olursa olsun ve topluma tesiri ne kadar çok olursa olsun onun İslâm nazarında hiçbir değeri yoktur. İşte bundan ötürü, fark gözetmeksizin herkese İslâm’ı tebliğ et ve o kimselerin Hakk’ı kabul etmelerinin daha önemli olduğunu aslâ unutma! Senin gibi yüce bir makamda bulunan bir davetçiye böyle bir tavır yakışmaz. Sen o kafirlere bu kadar çok önem verirsen, büyüklenirler ve onlar sana değil sen onlara muhtaçsın zannederler.
Surenin 10. ayetine kadar bu konu üzerinde durulmuştur. 17. ayetle birlikte ise, Rasûlullah’ın (s.a) davetine karşı koyan Mekkeli müşriklere doğrudan doğruya hitap edilmektedir. Ayetler onları, kendilerini yaratan ve rızk veren Allah’a (c.c) karşı geldikleri ve O’nun elçisini yalanladıkları için kınıyor. Surenin sonunda da, bu davranışlarından ötürü kıyamet gününde dehşetli bir sonla karşılaşacakları hatırlatılarak tehdit ediliyor.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–10
10 ayetAbese 1
Abese 2
Abese 3
Abese 4
Abese 5
Abese 6
Abese 7
Abese 8
Abese 9
Abese 10
عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ ١ اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىۜ ٢ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ ٣ اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىۜ ٤ اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ ٥ فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىۜ ٦ وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰىۜ ٧ وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ ٨ وَهُوَ يَخْشٰىۙ ٩ فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ ١٠
Mushaf
Okunuş
1Abese vetevellâ.
2En câehü-lʾaʿmâ.
3Vemâ yüdrîke leʿallehû yezzekkâ.
4Ev yeẕẕekkeru fetenfeʿahü-ẕẕikrâ.
5Emmâ meni-stagnâ.
6Feente lehû teṣaddâ.
7Vemâ ʿaleyke ellâ yezzekkâ.
8Veemmâ men câeke yesʿâ.
9Vehüve yaḫşâ.
10Feente ʿanhü telehhâ.
Türkçe Meal
1Suratını astı ve yüzünü çevirdi.
2Gözleri görmeyen kişi yanına geldi diye.
3Nereden bileceksin belki de o arınacak.
4Yahut senden öğüt alacak ve bundan yararlanacak.
5(5-6) Fakat sen tuttun, verdiğin öğüte ihtiyaç duymayan kişiye iltifat ettin.
6(5-6) Fakat sen tuttun, verdiğin öğüte ihtiyaç duymayan kişiye iltifat ettin.
7Hâlbuki onun arınmamasından sen sorumlu değilsin.
8(8-9-10) Allah’a derin bir saygı duyan ve sana koşarak gelen kişiyle ise hiç ilgilenmedin.
9(8-9-10) Allah’a derin bir saygı duyan ve sana koşarak gelen kişiyle ise hiç ilgilenmedin.
10(8-9-10) Allah’a derin bir saygı duyan ve sana koşarak gelen kişiyle ise hiç ilgilenmedin.
Açıklamalı meal
1Hz. Peygamber kavminden zengin ve ileri gelenlerin hidayete ermesi için uğraştığı bir sırada, yanına gelen kör birsine iltifat etmedi. Şimdi sırası mıydı?” dercesine rahatsız olup Surat astı ekşitti ve yüzünü döndü. Gözleri görmeyen bir müminin, “Ey Allah’ın Elçisi! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” diye seslendiğini duyunca, “yersiz ve zamansız” bulduğu bu müdahaleden hoşlanmayarak adamcağıza arkasını döndü! Neden mi?
2Demek Kendisine dini konuları öğrenmek üzere, o kör kişi bulundukları meclise geldi ve kendisini meşgul etti diye. Mekke’nin ileri gelen müşriklerini, imana davet etmek üzere, İslâm’ı tebliğ etmekte olan Peygamber, gözleri görmeyen bir mü’minin kendisine gelmesinden ve o anki durumdan haberdar olmadığından ötürü ardı ardına birkaç defa, “Ey Allah’ın resulü! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” demesi üzerine o anki tebliğ ile ilgili sözünün kesilmesinden ötürü hoşnut olmadı ve tebliğ vazifesini yapmak üzere tekrardan yönünü müşriklere döndü.
3Hayır, bunu yapmamalıydın, Ey Peygamber! müşrik kibrinden rahatsız olurken sen de “müşriklerin ileri gelenlerine yapacağım, tebliğ fırsatını kaçıracağım” diye rahatsız oldun ama, Ne bilirsin belki de o, soru soran kör kişi senin okuyacağın birkaç âyet sayesinde ve senden öğrenecekleriyle günah kirlerinden küfürden temizlenip arınacaktır? Belki de vicdanını arındıracaktı. Kör kişi gelince senin böyle davranman gerektiğini bildiren belgeler neler? Kendini üstün gören kişi körün gelişinden hoşlanmadı. Hoşnutsuzluğunu göstermek için suratını asıp yüzünü çevirdi. Peki sen ne yaptın? Konuşmam bölündü diye; sen de O kör olan kişiden yüzünü çevirdin! Kendini üstün görenlere bir şeyler anlatabilmek için; kör olan kimseye değil, kendini toplumun önde gelen şahsiyeti sayan, o kibirli, burnundan kıl aldırmayanlara itibar gösterdin! Oysa o kimse büyük bir heyecanla öğrenmek ve arınmak için gönlünü açarak gelmişti. Niçin onlara uydun? Ne biliyorsun? Belki de o gözleri görmeyen, kör olan kulum, senin ağzından dökülen ayetlerimi işittiğinde kalbi ile görecek! Belki ayetlerimle arınacak! Kendisini Rabbine teslim edecek!
4Yahut kendisine hakikat hatırlatılacak, öğüt alacak. Ya da senin vereceğin öğüdü can kulağıyla dinleyecek düşünüp taşınacak ve bu hatırlatma ve öğüt ona yarar sağlayacaktı.
5Fakat Konuşmakta olduğun Kureyş’in ileri gelenlerinden, kibrin zirvesinde yaşayan, zenginlikle şımaran malına mülküne güvenip kendini Allah’tan ihtiyaçtan uzak görene, kendilerini her şeye yeterli görenlere, Allah’ın yol göstericiliğine muhtaç olmadığını iddia eden o kibirli kâfire gelince. Sen, güçleri, imkânları ve kabiliyetleriyle yeterli donanıma sahip olduklarını, vahyin, Kur’ân’ın rehberliğine ihtiyaçlarının olmadığını ileri sürenlerin üstüne düşüyorsun. Hâlbuki sen kendisini zengin gören şımarıklara yüzünü dönüyorsun! Onlara bir şeyler anlatmaya çalışıyorsun! Hâlbuki onlar vereceğin öğütlere ihtiyaç duymuyorlar. Kulaklarını tıkamış anlattıklarını dinleme zahmetinde bile bulunmuyorlar.
6Sen imana gelir ümidiyle hidâyete gönlünü açan o tertemiz mümini ihmal etme pahasına, bütün gayretinle o müşriklere yakın ilgi gösteriyorsun. Sen ayetlerimizi dinlemeyenlerin üstüne düştükçe düşüyorsun! Israrla onlara gerçeklerimizi anlatmaya çalışıyorsun! İlgini yoğunlaştırdığın müşrikler ise kendilerini her bakımdan yeterli gördükleri için davetini inatla inkâr ediyorlar.
7Apaçık hakikati kendisine tebliğ ettiğin hâlde, hâlâ inat ve kibirle yüz çeviren, O şımarık densizlerin, İslam’ı kabul etmeyip, küfür ve günah kirinden, temizlenmemesinden sana bir sorumluluk yok ki, sana ne? Oysaki elinden geleni yaptığın ve güzel örnek olduğun müddetçe onun arınmamasından sen sorumlu değilsin, o yüzden öğüt almak isteyenden rahatsız olma. Sen ancak tebliğle görevlisin.
8Ama büyük bir istekle koşarak sana gelen, o engelli insana karşı ise sorumlusun. Aklını kalbini açmış bütün benliğiyle seni dinlemek istiyor.
9Ki o, Allah’tan korkmaktadır ve derin bir saygı duymaktadır. O’nun rızası için sana başvurmuştur. O kör olan kimse kalbinde Allah korkusuyla sana gelmişti. Senin anlatacaklarına karşı hazır bekliyordu. Rabbine ve senin anlatacaklarına saygı duyuyordu.
10Sen onu bırakıp oyalanıyorsun, o gözü görmeyen kişiyle ilgilenmeyip, ondan yüz çeviriyorsun. Bu tavır mü’minlere yakışmaz. Oysa tebliğ ve irşatta öncülük hakkı, daima “arınmak” isteyen kimselerin olmalıdır.
İlgili ayetler
Ayet 11–16
6 ayetAbese 11
Abese 12
Abese 13
Abese 14
Abese 15
Abese 16
كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ ١١ فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ ١٢ ف۪ي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ ١٣ مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ ١٤ بِاَيْد۪ي سَفَرَةٍۙ ١٥ كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ ١٦
Mushaf
Okunuş
11Kellâ innehâ teẕkirah.
12Femen şâe ẕekerah.
13Fî ṣuḥufim mükerrameh.
14Merfûʿatim müṭahherah.
15Bieydî seferah.
16Kirâmim berarah.
Türkçe Meal
11Bir daha böyle yapma, zira bu vahiy, bir öğüt ve uyarıdır.
12Dileyen bundan öğüt alır.
13(13-16) Bu Kuran çok kıymetli, çok yüce ve tertemiz sahifelerde olup saygın ve güvenilir elçiler eliyle indirilmiş bir mesajdır.
14(13-16) Bu Kuran çok kıymetli, çok yüce ve tertemiz sahifelerde olup saygın ve güvenilir elçiler eliyle indirilmiş bir mesajdır.
15(13-16) Bu Kuran çok kıymetli, çok yüce ve tertemiz sahifelerde olup saygın ve güvenilir elçiler eliyle indirilmiş bir mesajdır.
16(13-16) Bu Kuran çok kıymetli, çok yüce ve tertemiz sahifelerde olup saygın ve güvenilir elçiler eliyle indirilmiş bir mesajdır.
Açıklamalı meal
11Hayır. Sakın böyle davranma! Hakkı sorana ve hayrı arayana ilgisiz davranmak, bir peygambere yakışmaz. Kur’an’a iman etme “lütfunda” bulunacaklar diye, o inkârcılara aşırı yüz verip onları şımartma; Allah’ın ayetlerini onlara “yalvarırcasına” tebliğ ederek bu Kitabın değerine gölge düşürme! Çünkü Bu Kur’an, sadece zenginler ve yetkililer için değil, zengin-fakir, ona gönül yüreklerini hakikate açan ve yaratılışının sebebine uygun yaşamak isteyen herkes için, ancak bir öğüttür bir ibret dersidir. Dinleyecek olanlara bir hatırlatmadır, dileyen ondan öğüt alır.
12Artık dileyen ve gerçeğe yönelen, Allah’ın sünnetine, düzeninin yasalarına uygun iradesinin tecellisi içinde, kendi iradesini ve tercihini isabetli kullanan, dünya ve âhirette kurtuluş ve esenliğe ulaşmak isteyen o Kur’ân’ı düşünüp öğüt alır. Dileyen öğüt alır, dileyen almaz. Kimseye zorla, nazla, yalvararak bir şey kabul ettiremezsin! Aklıyla kalbiyle yaklaşan öğüt alır.
13O Kur’an, semada yükseltilmiş şerefli sahifelerdedir. Sure sûre nakşedilmiş bir ilâhî yol göstericidir. O öğütler çok değerlidir. Sana gönderdiğimiz gerçekler şanı şerefi yüce bir kitabın sahifelerindedir. Kitabın içindekiler insanları şana şerefe kurtuluşa götürür. Kitaptaki bilgiler gerçeklerden ibarettir. Değerine paha biçilmez.
14Kur’an’ın hüküm ve hikmetleri, her türlü sistemin ve siyasetin üstünde, değeri yüksek, makamı yüksek ve insanî ve şeytânî katkılardan ve her türlü eksiklikten uzak Yüce ve içinde şirk bulunmayan tertemiz, ayetler ve delillerdir. Kitaptaki sözlerim insanların sözlerinden farklıdır. İnsanların sözleri; yalanla, riyayla, nifakla gösterişle kirlenmiştir. Kitaptaki sözlerde yalan riya nifak yoktur. Tertemizdir. İnsanları barışa, huzura, esenliğe çağırır. Sevgiye saygıya paylaşıma teşvik eder.
15Melekler arasından seçilen değerli ve güçlü melek olan Cebrail aracılığıyla Peygamber’e’ vahyedilen, böylece peygamber İslâm davetçileri tarafından tüm dünyaya duyurulan ilâhî kurtuluş reçetesidir.
16İyilik sahibi şerefli kimselerin ki O melekler Allah katında yüce ve salih varlıklardır. Bizim katımızda kayıt altında olan vahyi, yine bizim yanımızda itibarlı, değerli ve güçlü kıldığımız melek (Cebrail), Peygamber’e ulaştırmaktadır. Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmezler, emredildikleri şeyi yaparlar. Değerli, saygı duyulan, güvenilir itaatkâr, sorumluluğunu bilen elçilerin elleriyle yazılmıştır, Allah katında itibar gören kâmil mü’minlerin ellerindedir. Ama gel gör ki, insanların çoğu ayetlerimizden yüz çeviriyor
Ayet 17–22
6 ayetAbese 17
Abese 18
Abese 19
Abese 20
Abese 21
Abese 22
قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ ١٧ مِنْ اَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُۜ ١٨ مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ ١٩ ثُمَّ السَّب۪يلَ يَسَّرَهُۙ ٢٠ ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ ٢١ ثُمَّ اِذَا شَٓاءَ اَنْشَرَهُ ٢٢
Mushaf
Okunuş
17Ḳutile-lʾinsânü mâ ekferah.
18Min eyyi şeyʾin ḫaleḳah.
19Min nuṭfeh. ḫaleḳahû feḳadderah.
20Ŝümme-ssebîle yesserah.
21Ŝümme emâtehû feaḳberah.
22Ŝümme iẕâ şâe enşerah.
Türkçe Meal
17Kahrolası insan nasıl da nankörlük ediyor!
18Hiç düşündü mü Allah, onu neden yarattı?
19Bir damla sudan yaratıp, sonra onu irade ile güçlendirdi.
20Sonra da ona yolu kolaylaştırdı.
21Sonra öldürüp, kabre koyacak.
22Sonra, dilediği zaman onu yeniden diriltecek.
Açıklamalı meal
17Canı çıkası Kahrolası kâfir insan Rabbinin birçok ikramını gördüğü halde inanmadı. İnanmadığı gibi, inananlara da engel olmaya çalıştı. Bu insanlar ne kadar da nankördür ve inkârcıdır. Birçok insan, kendisini sayısız nimetlerle donatan Rabbinin âyetlerine gözünü kapatıp, kulağını tıkayıp, yaratılış sebebinin dışına çıkarak kendi gibi yaratılmış kimselerin peşine düşüp Rabbine nankörlük eder. Hiç düşünmeden gerçeklerimizi inkâr eder!
18Bu kibir ve gurur nereden? Acaba bu insan Allah’ın kendisini niçin ve nasıl yarattığını hiç düşündü mü? Oysa Bu insanların her biri, gaflet perdesini sıyırıp düşünmüyor ki Allah onu hangi şeyden yarattı.
19Düşündüğünde şunu görecek: Rabbi onu meni içinde milyonlarcası bulunan ve adına sperm denen Bir damla sudan sperm ve yumurtadan yarattı ve ölçülerini takdir edip yeryüzünde karşılaşacağı ortam ve şartlara uygun, belli bir şekle soktu. Onları hakir iğrenç gördükleri bir damla spermden yarattık. O sperme baktıklarında, hangi şanı, hangi şerefi, hangi soyluluğu görüyorlar? Onlar sperme baktıklarında pis diye suratlarını çevirirler. Yüzlerini ekşitirler. İşte tiksindikleri şey onların dünya hayatının başlangıcıdır. Ona bakarak haklarında karar versinler. Rabbin bütün insanları ondan yarattı. Her insanın başlangıcı aynıdır, eşittir. Rabbinin yaratışında eşitsizlik yoktur. Yasamız böyledir. Yasamızı kim değiştirebilir. Biz o spermi kadınların rahminde biçimler vererek halden hale sokuyor, farklı evrelere ulaştırıyoruz.
20Sonra ona ana karnından çıkış ve hayat yolunu; hayatı nasıl, neye ve kime göre yaşayacağını bildirdi ve doğru yolda yaşamayı kolaylaştırdı.
21Takdir edilen ömrü yaşadıktan Sonra kısacık bir ömrün ardından kendisine bahşedilen hayat süresi dolunca onu öldürdü cesedini kabre koydu ve mahşere kadar orada tutacaktır. Böylece insanın dünyadaki yaşamı bir an olarak noktalandı. Dünyaya çıplak doğdu çıplak gömüldü. Dünyaya gelirken hiçbir şey getirmedi. Ölürken dünyadan hiçbir şey götüremedi. Düşün ve ibret al.
22Sonra dilediğinde onu zamanı gelince diriltir ve dünya hayatında Allah’ın davetine karşı tutumundan hesaba çeker ve imtihan sonuçlarını açıklar. Peki insanoğlu, kendisine bahşedilen bütün imkanları yerinde ve yeterli bir şekilde kullanarak istenen olgunluk seviyesine ulaşabildi mi? Dirilişi görmedik diye inkâr mı gerekir? Sizin görmediğiniz nice varlıklar var. Sizin görmediğiniz nice olaylar var. Siz görmüyorsunuz diye onlar yok mu sayılacak? Ne demek ben görmediğim şeye inanmam? Sanki siz her şeyi görebilecek her şeyi bilecek yetiye sahipsiniz! Hayır! Siz her şeyi görebilecek yetilere sahip değilsiniz. Sadece görmenizi istediğimiz şeyi görebilecek, bilmenizi istediğimiz şeyleri bilecek özellikte yaratılan insanlarsınız! Ne az düşünüyorsunuz?
İlgili ayetler
Ayet 23–32
10 ayetAbese 23
Abese 24
Abese 25
Abese 26
Abese 27
Abese 28
Abese 29
Abese 30
Abese 31
Abese 32
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَٓا اَمَرَهُۙ ٢٣ فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ ٢٤ اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَبًّاۙ ٢٥ ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقًّاۙ ٢٦ فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَبًّاۙ ٢٧ وَعِنَبًا وَقَضْبًاۙ ٢٨ وَزَيْتُونًا وَنَخْلًاۙ ٢٩ وَحَدَٓائِقَ غُلْبًاۙ ٣٠ وَفَاكِهَةً وَاَبًّاۙ ٣١ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْۜ ٣٢
Mushaf
Okunuş
23Kellâ lemmâ yaḳḍi mâ emerah.
24Felyenżuri-lʾinsânü ilâ ṭaʿâmih.
25Ennâ ṣabebne-lmâe ṣabbâ.
26Ŝümme şaḳaḳne-lʾarḍa şeḳḳâ.
27Feembetnâ fîhâ ḥabbâ.
28Veʿinebev veḳaḍbâ.
29Vezeytûnev venaḫlâ.
30Veḥadâiḳa gulbâ.
31Vefâkihetev veebbâ.
32Metâʿal leküm velienʿâmiküm.
Türkçe Meal
23– Hayır, bu gerçeğe rağmen insan Allah’ın emrini tam olarak yerine getirmedi.
24Öyleyse bu insan yiyip içtiği şeylerin nereden geldiğine bir baksın.
25Biz bol bol yağmurlar yağdırdık.
26Yeryüzünü de yardık.
27Böylece orada tahıl.
28Üzümler ve sebzeler.
29Zeytinler ve hurmalar.
30Gür ve sık ağaçlı bahçeler.
31Meyveler ve çayırlar bitirdik.
32Bütün bunları sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için yaptık.
Açıklamalı meal
23Peki, bütün bu gerçekleri duyan insan, yapması gerekenleri yaptı mı? Hayır maalesef bu gerçeğe rağmen O nankör insan Rabbinin, Kitap göndererek kendisine emrettiğini ve kulluk görevini layıkıyla yerine getirmedi. Böyleleri Allah merkezli hayatı yaşamamakta inatla direnerek Rabbinin emirlerini yerine getirmez. Bencilliklerini, kibirlerini, yalanlarını öne çıkarır.
24Kendi yaratılışına bakan İnsan bir de türlü türlü yediği nimetlerin meyve ve sebzelerin, nasıl mucizevi bir şekilde hazırlanıp önüne getirildiğini ibretle düşünerek onların yaratılışına bir baksın. Onu rızık olarak kendisine nasıl verdik: Yedikleri nasıl yaratılmış? Doğada nasıl üretiliyor! Görmüyorlar mı? Her varlık koyduğumuz yasaya göre hareket ediyor.
25Şüphesiz biz, canlıların hayat kaynağı olan suyu yağmuru bulutlardan yeryüzüne döktükçe döktük, gökten rahmet ve bereketle boşalttık. Suyu yaratmasaydık, rüzgârlarla taşımasaydık ne yapabilirdiniz? Yeryüzünde yaşamanız için gerekli her şeyi yarattık. Düşünmüyor musunuz?
26Sonra toprağı nasıl yardıkça yardık ve ziraata müsait şartlar ve imkânlar hazırladık. Oradan yemyeşil filizler çıkardık. Ekip dikebileceğiniz ovalar, yaylalar, bağlar, bahçeler meydana getirdik. Bilmediğiniz nimetlerin tohumlarıyla yeryüzünü donattık.
27Böylece orada sayıları yüz binlerle ifade edilen, tatları, renkleri, görünüşleri farklı farklı bitkiler çıkarıp onları yiyebilesiniz diye yetiştirdik
28Yeşili ile siyahı ile Üzümler ve sebze bahçeleri, çeşitli ağaçlar, sebzelerle dolu bostanlıklar, yoncalar, yetiştirdik
29Zeytinler ve hurmalar, meydana getirdik
30Boyları birbiriyle yarışan ve iç içe girmiş sık ağaçlı bahçeler, bağlar, düzenledik
31Çeşit çeşit, renk renk Meyveler yetiştirdik. Hayvanlarınız için yararlı çayırlar, otlaklıklar ve daha neler neler bitirdik. Bunlar, şu yiyip içtiklerine dönüp bir bakıp da gökten indirdiğimiz suyu ve toprağı yardırarak yetiştirdiğimiz üzüm bağlarını, zeytinlikleri, hurmalıkları, çeşit çeşit meyvelerle yüklü ağaçları, bitkileri, çayırları hiç görmezler mi?
32Bütün bunları insanlar ve hayvanların yararlanması için Allah yaratmaktadır. Hiç düşünmüyor musunuz? Sizler Rabbinizin bu nimetleriyle yeryüzünde yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Bitkiler doğuyor, yaşıyor, ölüyor ve tohumlarından tekrar doğuyorlar. Bu gerçekleri her zaman gördüğünüz halde doğumu, yaşamı, ölümü yeniden dirilmeyi nasıl inkâr edersiniz. Ey insan! Ölü topraktan bitkileri, bir damla sudan seni yaratmaya kâdir olan her şeyi bilen ve her şeye gücü Allah, bir gün öldüğünde seni tekrar diriltmeye de kâdirdir.
İlgili ayetler
Ayet 33–37
5 ayetAbese 33
Abese 34
Abese 35
Abese 36
Abese 37
فَاِذَا جَٓاءَتِ الصَّٓاخَّةُۘ ٣٣ يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخ۪يهِۙ ٣٤ وَاُمِّهِ وَاَب۪يهِۙ ٣٥ وَصَاحِبَتِه۪ وَبَن۪يهِۜ ٣٦ لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَاْنٌ يُغْن۪يهِۜ ٣٧
Mushaf
Okunuş
33Feiẕâ câeti-ṣṣâḫḫah.
34Yevme yefirru-lmerü min eḫîh.
35Veümmihî veebîh.
36Veṣâḥibetihî vebenîh.
37Likülli-mriim minhüm yevmeiẕin şeʾnüy yugnîh.
Türkçe Meal
33Kulakları sağır eden o müthiş gürültünün koptuğu gün var ya.
34O gün kişi kardeşinden kaçacak.
35Anasından, babasından.
36Eşinden ve evladından.
37Zira o gün herkes kendi derdine düşmüş olacak.
Açıklamalı meal
33Ancak bütün bunlara nankörlük yaparsanız, kıyamet günü toprağa karışmış ölü bedenleri mezarlarından kaldıracak olan, dağların un ufak olduğu kıyametin çağrısı olan o gün, kulakları sağır edercesine şiddetli gürültü yani Sûr’a ikinci üfürülüş sesi geldiğinde, tüm insanların, hesap vermek üzere Büyük Mahkemeye çıkarıldığı an, haliniz nasıl olacaktır? Düşünmüyor musunuz? O gün kıyâmet kopacak ve bütün insanlar bütün bir hayatın hesabını vermek üzere mahşer meydanında toplanacaktır.
34O gün yaşadığı korku nedeniyle kişi canının derdine düşer; dünyadayken canım kardeşim dediği öz kardeşinden kaçar. O gün her günahkâr insan, kendi canının derdine düşecek ve tüm yakınlarını, sevdiklerini bırakıp kaçacak;
35Kendisini yetiştirip büyüten Annesinden ve babasından da uzak duracaktır, herkesin derdi vardır. İnsan o gün en çok sevdiği anasını babasını bile tanımaz.
36Eşinden ve bir zamanlar üzerlerine titrediği, öpmeye bile kıyamadığı, hatta ölürüm de ayrılmam dediği oğullarından çocuklarından da kaçıp ayrılacaktır. Günü gelip de Son Saat’in kulakları sağır eden gürültüsü koptuğunda, işte O Günün dehşetinden kişi kendi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden, çocuklarından bile kaçacak.
37O gün onlardan her birinin kendine yetecek bir işi bir değil, birçok derdi vardır. Hiç kimsenin en yakınları dahil, başka birisiyle ilgilenecek hali kalmamıştır. Ancak kendi derdi ile kalır. O gün kişinin kendi derdi kendine yeter. Çünkü İnsan hesap gününün ne anlama geldiğini o anda görecek, bilecek ve idrak edecek! Yaşadığı gerçeğin rüyamı gerçek mi olduğunu bile tartışmayacak! Yaşadığı gerçek karşısında büyük bir dehşete düşecek! Bu dehşet hali onu kendine getirecek! Tek derdi kendisi olacak! O dehşet halinden kurtulmanın yollarını arayacak! Bunun derdi ile bencil mi bencil birisi haline gelecek! düşecek! O Gün herkes Sadece ve sadece kendi derdine düşecek.
Ayet 38–42
5 ayetAbese 38
Abese 39
Abese 40
Abese 41
Abese 42
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌۙ ٣٨ ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌۚ ٣٩ وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۙ ٤٠ تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌۜ ٤١ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ ٤٢
Mushaf
Okunuş
38Vucûhüy yevmeiẕim müsfirah.
39Ḍâḥiketüm müstebşirah.
40Vevucûhüy yevmeiẕin ʿaleyhâ gaberah.
41Terheḳuhâ ḳaterah.
42Ülâike hümü-lkeferatü-lfecerah.
Türkçe Meal
38Bazı yüzler vardır o gün ışıl ışıl ağardıkça ağaracak.
39Sevinçten şen şakrak olacak.
40Bazı yüzler vardır o gün bütünüyle toz toprak.
41Karardıkça kararacak.
42İşte yüzleri kararanlar, gerçekleri örtbas eden bu kâfirler olacak.
Açıklamalı meal
38O gün herkes, her nimetten hesaba çekilecek. Yüzler hesabın aynası olacak. Kimin ne yaşadığı yüzünden anlaşılacaktır. Allah’ın peygamberleri ve kitapları ile davetine iman ederek sorumluluklarını yerine getiren Yüzler var ki, o gün sevinç ve mutluluktan sabah güneşi gibi parıl parıl parıldar ve nur saçar. Bu aydınlık simalar o gün herkesin dikkatini çeker.
39Onlar Cenneti kazanma müjdesini aldığı için mutluluktan Gülecek ve ilâhî müjdeyle sevinç içinde olacaklardır. Bekledikleri hesap günü gelmiş, hesaptan yüzlerinin akıyla çıkmışlardır.
40Öyle yüzler de var ki o gün Davet edildikleri hayat nizam ve ahlakını reddedip sırtlarını dönenler Cehenneme gireceksiniz” haberini aldıktan sonra kendini yerlere atmış keder ve pişmanlıktan üzerlerini kirli ve tiksindirici bir toz toprak kaplamıştır.
41Onları dehşet ve ümitsizlik nedeniyle kahredici bir karanlık bürümüştür. O gün, onların üzerine kara bulutlar çökmüş, cehennem korkusu ile yüzleri kapkara kesilmiştir. Yaptıkları kötülükler yüzlerine yansımıştır. Yalanlarıyla Allah’ın gönderdiği gerçeklerin üzerini örtmüşler. İftiralarıyla İslam’ı karartmaya çalışmışlardır.
42İşte onlar gerek sözleri gerek ortaya koydukları hayat tarzıyla Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, böylece de doğru yoldan sapanlar, her türlü günahı utanmadan yapanlardır. İşte onlar inkârda ısrar eden kâfirler ve büyük günahlar işleyenlerdir. Bunlar, Allah’ın yasalarına göre oluşturulacak düzeni kabul etmeyerek ret etmişlerdir. Onlar Allah’ın ilahlığını terk ederek insanlara yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma yetkileri verip insanları ilahlaştırmışlardır.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Necm, sonra Kadir indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla