Sûre hakkındaAdı · Nüzul zamanı · Tarihsel arkaplan · Konu
Adı: Surenin adı, içinde mü’min bir kimseden bahsedilen 28. ayetten alınmıştır.
Nüzul zamanı: İbn Abbas ve Cabir b. Ziyad’a göre, bu sure Zümer Suresi’nden hemen sonra nazil olmuştur. Bu surenin Kur’an’daki tertibi, nüzul sırasıyla mutabakat halindedir.
Tarihsel arkaplan: Bu surenin ihtiva ettiği konulardan, surenin nazil olduğu zamanda, müslümanların ne gibi zorluklarla karşı karşıya bulundukları ve o dönemin şartları oldukça açık bir şekilde anlaşılıyor. Müşrikler Mekke’de, Rasûlullah’ın (s.a) davetine iki tür yöntemle karşı koyuyorlardı. Birincisi, çeşitli tartışma ortamları açmak ve yalan, iftira yoluyla Rasûlullah’ı (s.a) ve müslümanları yıpratmak. Böylece hâlâ İslâm’ı kabul etmemiş olan kimselerin kafalarında istifhamlar oluşturarak, onları tereddüde düşürmek istiyorlardı. İkincisi Hz. Peygamber’in (s.a) öldürülmesini sağlamak için şiddetli bir muhalefet havası estirerek planlar yapıyorlardı. Böylece o öldürülse bile, hiç kimse aldırmayacaktı. Hatta bir defasında Hz. peygamber’i (s.a) öldürme denemesine dahi kalkıştılar. Buhari, Abdullah bin Ömer bin As’tan şöyle bir rivayet nakleder: “Bir gün Rasûlullah (s.a) Harem-i Şerif’te namaz kılmakta idi. Aniden Ukbe bin Ebi Muayt, Rasûlullah’ın (s.a) boynuna bir bez parçası sardı ve sıkmak sureti ile onu öldürmeye kalkıştı. Tam o sırada Hz. Ebubekir (r.a) yetişerek, Ukbe’yi itti ve Rasûlullah’ı (s.a) onun elinden kurtardı.”
Hz. Abdullah, Hz. Ebubekir’in (r.a) Ukbe ile mücadele ederken “Siz sadece “Benim Rabbim Allah’tır.” dediği için mi bir kimseyi öldürüyorsunuz?” dediğini söyler. Aynı hadisi farklı bir şekilde İbn Hişam ve ayrıca Neseî ve İbn Ebi Hatim de nakletmişlerdir.
Konu: Surenin başında bu iki husus açıkça anlatıldıktan sonra, aynı konular çerçevesi içinde, gayet etkili ve ders verici yorumlar yapılmıştır. Kafirlerin, Hz. Peygamber’i (s.a.) öldürme planları hakkında Al-i Firavun’un kıssası (23. ayetten 55. ayete kadar) zikredilerek şu üç gruba da ayrı ayrı dersler verilmiştir.
1) Kafirlere, “Sizler Firavun’un Hz. Musa’ya (a.s) yapmak istediği aynı şeyleri Hz. Muhammed’e de yapmak istiyorsunuz” denmektedir. Sizler kendi akibetinizin, Firavun’un akibeti gibi olmasını mı istiyorsunuz?”
2) Hz. Peygamber (s.a) ve ashabına Allah, “Bu zalim ve kafirler ne kadar kuvvetli ve size karşı ne kadar üstün görünüyorlarsa da, yaymaya çalıştığınız dinin sahibi olan Allah’ın herkesten kuvvetli ve herşeye kadir olduğuna yürekten inanmalısınız.” diye buyurmaktadır. Binaenaleyh, bunların tehdit ve zulümlerine karşı Allah’a sığının ve hiç korkmadan İslâm dinini yaymak için çalışmaya devam edin. Allah’a iman edenlerin her türlü tehdide karşı verdikleri cevap, Hz. Musa’nın (a.s) Firavun’a verdiği cevap gibidir: “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınıyorum.” Şayet sizler önünüzdeki tehlikelerden hiç korkmadan, İslâm’ı tebliğ etmeye devam ederseniz, şüphesiz o takdirde zafer sizlerin olacaktır. Günümüzün Firavun’ları da, Mısır Firavunu’nun gördüğü gibi zaferin iman edenlerin olduğunu göreceklerdir. Zafer gelinceye değin, üzerinize adeta bir tufan gibi arka arkaya gelen her türlü zulüm ve eleştiriye, sabırla karşı koymalısınız.
3) Bu iki grubun dışında, Rasûlullah’ın (s.a) davetinin hak olduğunu anlayan ve Kureyş kafirlerinin Hz. Peygamber’e (s.a.) haksız yere ve açıkça zulmettiğini gören üçüncü bir grup daha vardır. Fakat bu kimseler buna rağmen Hak-Batıl arasında devam eden savaşa seyirci kalıyorlar. Bu yüzden Allah, “Yazıklar olsun! Hakka tecavüz edilirken sizler hâlâ seyretmektesiniz” diye buyurdu. Böyle bir durumda vicdanı tamamen kararmamış olan kimseler her türlü bahaneyi bir kenara iterek, Hakkı savunmalıdırlar. Tıpkı Firavun’un Hz. Musa’yı (a.s) öldürmek istediğinde, o ana kadar imanını gizleyen bir mü’minin “Ben işimi Allah’a bırakıyorum” diyerek, Hakkı müdafaa için ortaya çıkışı gibi. Hepinizin bildiği gibi, Firavun o mü’mine dokunmaya cesaret edememiş ve ona bir zarar da verememiştir.
Kafirlerin, Mekke’de süren, Hakkı yenilgiye uğratma mücadelesine karşılık, Allah Teâlâ, tevhid ve ahiret düşüncesi ile ilgili delilleri serdetmiştir. Zaten kafirler ile Hz. Peygamber (s.a) arasındaki ihtilafın merkez noktası burasıydı. Bu delillerle, kafirlerin Hz. Peygamber’e (s.a) karşı ortaya koydukları tavrın ilmî ve mantıkî hiçbir delile dayanmadığı isbat edilmiştir. Ayrıca Allah, Kureyş’in ileri gelenlerinin asıl itirazlarının Hz. Peygamber’in (s.a) mesajına olmayıp, bunun bir bahane olarak öne sürüldüğünü belirtmiştir. Onların asıl korkusu, iktidarın ellerinden çıkma ihtimaliydi. Bu yüzden, o kadar şiddetle Rasûlullah’a (s.a) karşı çıkıyorlardı. Dolayısıyla 58. ayette açıkça şöyle denilmiştir: “Sizlerin Peygambere karşı çıkmanızın nedeni tekebbürden başka bir şey değildir. Hz. Peygamber’in (s.a.) davetini kabul ettiğiniz takdirde büyüklüğünüzün ortadan kalkacağını bildiğinizden dolayı, Rasûlullah’ın (a.s) davetini engellemek için elinizden gelen her hileye başvuruyorsunuz.”
Bu surede aynı konular işlenerek, kafirlere tekrar tekrar “Şayet bu mücadeleden vazgeçmezseniz, akibetiniz sizden önceki toplumlar gibi olacak ve ahirette de onlardan daha beter cezalara uğrayacaksınız. İşte o vakit pişman olursunuz ama pişmanlığınızın sizlere bir yararı dokunmaz” denilmiştir.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaMü’min 1
1 ayetحٰمٓۜ ١
Mushaf
Okunuş
1Ḥâ-mîm.
Ayet 1
Hâ. Mim.
İlgili ayetler
Mü’min 2
1 ayetتَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ ٢
Mushaf
Mü’min 3
1 ayetغَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٣
Mushaf
Okunuş
3Gâfiri-ẕẕembi veḳâbili-ttevbi şedîdi-lʿiḳâbi ẕi-ṭṭavl. lâ ilâhe illâ hû. ileyhi-lmeṣîr.
Ayet 3
Allah, yaratılış sebebini düşünüp de ona uygun yaşamak isteyenleri doğru yola yönlendirir ve böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, mü’minlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcı, müşriklere karşı da cezası çok çetin olandır. O’ndan başka gerçek ilah yoktur ve sonunda dönüş O’nadır.
İlgili ayetler
Mü’min 4–6
3 ayetمَا يُجَادِلُ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ ٤ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْۖ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَاْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ٥ وَكَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ اَصْحَابُ النَّارِۢ ٦
Mushaf
Okunuş
4Mâ yücâdilü fî âyâti-llâhi ille-lleẕîne keferû felâ yagrurke teḳallübühüm fi-lbilâd.
5Keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv velʾaḥzâbü mim baʿdihim. vehemmet küllü ümmetim birasûlihim liyeʾḫuẕûhü vecâdelû bilbâṭili liyüdḥiḍû bihi-lḥaḳḳa feeḫaẕtühüm. fekeyfe kâne ʿiḳâb.
6Vekeẕâlike ḥaḳḳat kelimetü rabbike ʿale-lleẕîne keferû ennehüm aṣḥâbü-nnâr.
Ayet 4–6
Allah’ın âyetlerini yalan sayıp yüz çevirenler müşrik ve kâfirlerdir. Onların varlık içinde böbürlenerek keyif sürüp gezip dolaşmaları sakın seni aldatmasın. Zamanı gelince bunun hesabını verecek, cezasını çekecekler.
Bunlardan çok önce Nûh kavmi ve onlardan sonra gelen kavimlerin çoğu da kendilerini hidayete davet eden peygamberlerini yalancılıkla suçlayıp reddetmişler, daha da ileri giderek tuzaklar kurup onları öldürüp ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Sonunda Ben de onları kıskıvrak yakalayıp, hak ettikleri azap ile cezalandırdım.
Böylece Rabbinin şirk ve küfürde direnenler hakkındaki azap sözü gerçekleşti. Onlar âhirette de kendilerini cehennem ateşi içinde bulacaklar.
Mü’min 7–9
3 ayetاَلَّذ۪ينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه۪ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ٧ رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۚ ٨ وَقِهِمُ السَّيِّـَٔاتِۜ وَمَنْ تَقِ السَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ ٩
Mushaf
Okunuş
7Elleẕîne yaḥmilûne-lʿarşe vemen ḥavlehû yüsebbiḥûne biḥamdi rabbihim veyüʾminûne bihî veyestagfirûne lilleẕîne âmenû. rabbenâ vesiʿte külle şeyʾir raḥmetev veʿilmen fagfir lilleẕîne tâbû vettebeʿû sebîleke veḳihim ʿaẕâbe-lceḥîm.
8Rabbenâ veedḫilhüm cennâti ʿadnini-lletî veʿattehüm vemen ṣaleḥa min âbâihim veezvâcihim veẕürriyyâtihim. inneke ente-lʿazîzü-lḥakîm.
9Veḳihimü-sseyyiât. vemen teḳi-sseyyiâti yevmeiẕin feḳad raḥimteh. veẕâlike hüve-lfevzü-lʿażîm.
Ayet 7–9
Allah’ın kâinatta kurduğu nizamını, yine O’nun koyduğu yasalara bağlı olarak yürüten melekler ile hükümranlığın yalnız Allah’a ait olduğunun bilincinde olan mü’minler, Rablerinin ilmini, kudretini yüceliğini övgüyle anıp O’na şükreder ve şöyle dua ederler: “Rabbimiz, Sen her şeyi ilminle kudretinle, merhamet ve şefkatinle kuşatansın. Tevbe ederek Sana yönelenleri rahmetinle bağışla ve cehennem azabından koru.
Rabbimiz, onları atalarından, eşlerinden, çocuklarından iman edenlerle vadettiğin cennetlerde buluştur! Şüphesiz Senin her şeye gücün yeter. Rabbimiz, mü’minleri razı olmadığın fiilleri işlemekten koru! Sen kimi korumaya layık görürsen, onu şefkat ve merhametine nail etmiş olursun. Gerçek kurtuluş, kazanç ve mutluluk da budur.”
Mü’min 10–12
3 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّٰهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْا۪يمَانِ فَتَكْفُرُونَ ١٠ قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ ١١ ذٰلِكُمْ بِاَنَّهُٓ اِذَا دُعِيَ اللّٰهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْۚ وَاِنْ يُشْرَكْ بِه۪ تُؤْمِنُواۜ فَالْحُكْمُ لِلّٰهِ الْعَلِيِّ الْكَب۪يرِ ١٢
Mushaf
Okunuş
10İnne-lleẕîne keferû yünâdevne lemaḳtü-llâhi ekberu mim maḳtiküm enfüseküm iẕ tüdʿavne ile-lʾîmâni fetekfürûn.
11Ḳâlû rabbenâ emettene-ŝneteyni veaḥyeytene-ŝneteyni faʿterafnâ biẕünûbinâ fehel ilâ ḫurûcim min sebîl.
12Ẕâliküm biennehû iẕâ düʿiye-llâhü vaḥdehû kefertüm. veiy yüşrak bihî tüʾminû. felḥukmü lillâhi-lʿaliyyi-lkebîr.
Ayet 10–12
Allah’ın daveti hayat tarzından yüz çevirenlere âhirette şöyle seslenilecek: “Dünyada iken Allah’a nankörlük ederek davetini reddettiğinizde Allah’ın size olan öfkesi, sizin cehennem karşısında kendinize duyduğunuz öfkenizden daha büyüktür.” O Gün cehennemi hak edenler de şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Bu dehşetli ateş azabı karşısında zaten ölüp ölüp diriliyoruz ve suçumuzu kabulleniyoruz. Bizler için bir af, bu azaptan bir kurtuluş yolu yok mu?”
Onlara şöyle karşılık verilecek: “Bu duruma düşmenizin sebebi dünya hayatınızda Allah’ın davetini kabul etmemek için direnmenizdir. Fakat ne zaman Allah’la birlikte başka ilahlar edinmeye çağrılsanız, hemen çağıranlara kulak verip peşlerine düştünüz. Şimdi ise dünyada da âhirette de hükmün ve hükümranlığın Allah’a ait olduğunu kabul edip itiraf ediyorsunuz fakat artık çok geç kaldınız.”
Mü’min 13
1 ayetهُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقًاۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُن۪يبُ ١٣
Mushaf
Okunuş
13Hüve-lleẕî yürîküm âyâtihî veyünezzilü leküm mine-ssemâi rizḳâ. vemâ yeteẕekkeru illâ mey yünîb.
Ayet 13
Allah’ın sizleri yaratması, gökten indirdiği yağmur ile rızıklandırıp sayamayacağınız kadar nimetlerle donatması, Rabbinizin ve ilahınızın yalnızca Allah olduğunun delili olarak yetmez mi? Bunu ancak gerçeği arayan, temiz akıl sahipleri anlayıp kavrarlar.
Mü’min 14–15
2 ayetفَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ١٤ رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ ١٥
Mushaf
Okunuş
14Fedʿü-llâhe muḫliṣîne lehü-ddîne velev kerihe-lkâfirûn.
15Rafîʿu-dderacâti ẕü-lʿarş. yülḳi-rrûḥa min emrihî ʿalâ mey yeşâü min ʿibâdihî liyünẕira yevme-ttelâḳ.
Ayet 14–15
Ey mü’minler! Sizler, inkârcılar hoşlanmasa da şirkten ve küfürden arınmış olarak Allah’a yönelin. Kâinatı yaratan, nizamını kuran, koyduğu yasalarla da yöneten arşın sahibi, layık olanın derecesini yükselten yüce Allah, gönderdiği peygamberler ve kitaplarla insanlara öğüt verip Hesap Günü ile uyarmaktadır.
Mü’min 16–20
5 ayetيَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَيْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ١٦ اَلْيَوْمَ تُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۜ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ١٧ وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْاٰزِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِم۪ينَۜ مَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ حَم۪يمٍ وَلَا شَف۪يعٍ يُطَاعُۜ ١٨ يَعْلَمُ خَٓائِنَةَ الْاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ ١٩ وَاللّٰهُ يَقْض۪ي بِالْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ۟ ٢٠
Mushaf
Okunuş
16Yevme hüm bârizûn. lâ yaḫfâ ʿale-llâhi minhüm şeyʾün. limeni-lmülkü-lyevm. lillâhi-lvâḥidi-lḳahhâr.
17Elyevme tüczâ küllü nefsim bimâ kesebet. lâ żulme-lyevm. inne-llâhe serîʿu-lḥisâb.
18Veenẕirhüm yevme-lʾâzifeti iẕi-lḳulûbü lede-lḥanâciri kâżimîn. mâ liżżâlimîne min ḥamîmiv velâ şefîʿiy yüṭâ.
19Yaʿlemü ḫâinete-lʾaʿyüni vemâ tuḫfi-ṣṣudûr.
20Vellâhü yaḳḍî bilḥaḳḳ. velleẕîne yedʿûne min dûnihî lâ yaḳḍûne bişeyʾ. inne-llâhe hüve-ssemîʿu-lbeṣîr.
Ayet 16–20
İnsanlar diriltilip kabirlerinden çıkartılıp da Allah’ın huzuruna getirildiklerinde, dünya hayatlarında gizli ya da açık yapıp ettikleri her şey ortaya konacak ve kulları üzerindeki hüküm ve hükümranlık yetkisinin yalnız Allah’a ait olduğu bir kez daha gösterilecektir.
Ve O Gün her insana yaptıklarının karşılıkları verilecek, hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir.
Allah hesabı en adil ve en çabuk görendir. Allah’ın elçisi Kur’an ile, yüreklerin boğulurcasına gırtlağa dayanacağı O Gün ile insanları uyarmaktadır. O Gün müşrik ve kâfir olarak dünya hayatlarını tamamlamış olanlar ne bir dost ne de bir yardımcı (şefaatçi) bulabilirler. Çünkü gizli açık bütün suçlar ortaya dökülmüş ve kimsenin kimseye diyecek sözü de kalmamıştır.
O Gün Allah’ın adaleti bir kez daha tecelli edecektir. Allah’la birlikte ilah edinilenlerin hiçbir yetkilerinin olmadığı ve hiçbir şeye de hükmedemedikleri apaçık ortaya çıkacaktır. Allah her şeyi işiten ve kalplerde gizlenenleri de bilendir.
İlgili ayetler
Mü’min 21–22
2 ayetاَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ٢١ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَاْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّهُ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٢٢
Mushaf
Okunuş
21Evelem yesîrû fi-lʾarḍi feyenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lleẕîne kânû min ḳablihim. kânû hüm eşedde minhüm ḳuvvetev veâŝâran fi-lʾarḍi feeḫaẕehümü-llâhü biẕünûbihim vemâ kâne lehüm mine-llâhi miv vâḳ.
22Ẕâlike biennehüm kânet teʾtîhim rusülühüm bilbeyyinâti fekeferû feeḫaẕehümü-llâh. innehû ḳaviyyün şedîdü-lʿiḳâb.
Ayet 21–22
Müşrikler yeryüzünde gezip dolaşıp da kendilerinden önce yaşamış olanların sonlarının nasıl olduğuna dönüp bakmazlar mı? Geçmişte helak edilenler, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzünde daha da derin izler bırakmışlardı. Allah onları şirkleri ve küfürleri sebebi ile kıskıvrak yakalayıp cezalandırdı ve kendilerini Allah’ın azabından koruyabilecek hiç kimseyi de bulamadılar. Çünkü onlar Allah adına peygamberler ve kitaplarla yapılan daveti yalan sayıp reddetmişlerdi. Allah da onları bu yüzden hak ettikleri azapla cezalandırdı. Allah çok güçlüdür ve azabı da çok çetindir.
Mü’min 23–24
2 ayetوَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٢٣ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ ٢٤
Mushaf
Okunuş
23Veleḳad erselnâ mûsâ biâyâtinâ vesülṭânim mübîn.
24İlâ firʿavne vehâmâne veḳârûne feḳâlû sâḥirun keẕẕâb.
Ayet 23–24
Biz Musa’yı da peygamberliğinin delili âyetlerimiz ve mucizelerle destekleyip, Firavun’a ve Karun’a göndermiştik, fakat onlar Musa’ya, “Usta bir sihirbaz ve tam bir yalancı.” dediler.
Mü’min 25
1 ayetفَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُٓوا اَبْنَٓاءَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَٓاءَهُمْۜ وَمَا كَيْدُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ٢٥
Mushaf
Okunuş
25Felemmâ câehüm bilḥaḳḳi min ʿindinâ ḳâlu-ḳtülû ebnâe-lleẕîne âmenû meʿahû vestaḥyû nisâehüm. vemâ keydü-lkâfirîne illâ fî ḍalâl.
Ayet 25
Musa Bizim âyetlerimizle onları hakikate uygun yaşamaya davet edince Firavun, Musa’nın davetini kabul etmediği gibi “Onunla birlikte iman edenlerin erkeklerini, çoluk çocuk demeden öldürün; kadın ve kızlarını sağ bırakıp, hor ve hakir edin.” dedi fakat Allah onların tuzaklarını boşa çıkardı.
İlgili ayetler
25Kasas 4
Mü’min 26
1 ayetوَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ ٢٦
Mushaf
Okunuş
26Veḳâle firʿavnü ẕerûnî aḳtül mûsâ velyedʿu rabbeh. innî eḫâfü ey yübeddile dîneküm ev ey yużhira fi-lʾarḍi-lfesâd.
Ayet 26
Firavun ayrıca etrafındakilere şöyle demişti: “Musa’yı da bana bırakın, onu da ben kendi ellerimle öldüreyim, Rabbine yalvarsın bakalım benim elimden onu kurtarabilecek mi? Böylece Musa’nın bizim kurulu nizamımızı (dinimizi) ortadan kaldırmaya, inançlarımızı değiştirmeye kalkmasının ne demek olduğunu herkes görüp anlasın. Şayet onu ortadan kaldırmaz da serbest bırakırsak ülkede bozgunculuk çıkarıp nizamımızı değiştirmesinden endişe ediyorum.”
Mü’min 27
1 ayetوَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ٢٧
Mushaf
Okunuş
27Veḳâle mûsâ innî ʿuẕtü birabbî verabbiküm min külli mütekebbiril lâ yüʾminü biyevmi-lḥisâb.
Ayet 27
Bunları işiten Musa ise: “Ben kibirlenip böbürlenerek, Allah’ı hesaba katmadan aklına geldiği gibi konuşan, konuşurken de Hesap Günü’nü düşünmeyenlerden, benim de sizin de Rabbimiz olan Allah’a sığınırım.” dedi.
İlgili ayetler
27Şûrâ 15
Mü’min 28–35
8 ayetوَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ٢٨ يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَاْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ ٢٩ وَقَالَ الَّذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ٣٠ مِثْلَ دَاْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ يُر۪يدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ ٣١ وَيَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِۙ ٣٢ يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِر۪ينَۚ مَا لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ٣٣ وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ يُوسُفُ مِنْ قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِمَّا جَٓاءَكُمْ بِه۪ۜ حَتّٰٓى اِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِه۪ رَسُولًاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌۚ ٣٤ اَلَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْۜ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ ٣٥
Mushaf
Okunuş
28Veḳâle racülüm müʾmin. min âli firʿavne yektümü îmânehû etaḳtülûne racülen ey yeḳûle rabbiye-llâhü veḳad câeküm bilbeyyinâti mir rabbiküm. veiy yekü kâẕiben feʿaleyhi keẕibüh. veiy yekü ṣâdiḳay yüṣibküm baʿḍu-lleẕî yeʿidüküm. inne-llâhe lâ yehdî men hüve müsrifün keẕẕâb.
29Yâ ḳavmi lekümü-lmülkü-lyevme żâhirîne fi-lʾarḍ. femey yenṣurunâ mim beʾsi-llâhi in câenâ. ḳâle firʿavnü mâ ürîküm illâ mâ erâ vemâ ehdîküm illâ sebîle-rraşâd.
30Veḳâle-lleẕî âmene yâ ḳavmi innî eḫâfü ʿaleyküm miŝle yevmi-lʾaḥzâb.
31Miŝle deʾbi ḳavmi nûḥiv veʿâdiv veŝemûde velleẕîne mim baʿdihim. veme-llâhü yürîdü żulmel lilʿibâd.
32Veyâ ḳavmi innî eḫâfü ʿaleyküm yevme-ttenâd.
33Yevme tüvellûne müdbirîn. mâ leküm mine-llâhi min ʿâṣim. vemey yuḍlili-llâhü femâ lehû min hâd.
34Veleḳad câeküm yûsüfü min ḳablü bilbeyyinâti femâ ziltüm fî şekkim mimmâ câeküm bih. ḥattâ iẕâ heleke ḳultüm ley yebʿaŝe-llâhü mim baʿdihî rasûlâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü men hüve müsrifüm mürtâb.
35Elleẕîne yücâdilûne fî âyâti-llâhi bigayri sülṭânin etâhüm. kebüra maḳten ʿinde-llâhi veʿinde-lleẕîne âmenû. keẕâlike yaṭbeʿu-llâhü ʿalâ külli ḳalbi mütekebbirin cebbâr.
Ayet 28–35
Firavun’un Musa’yı öldürmeye karar vermesi üzerine Firavun hanedanından olan ve Musa’nın Allah adına yaptığı davete iman ettiği halde imanını o güne kadar gizlemiş olan birisi, Firavun’un bu kararına karşı çıkarak şöyle dedi: “Size ne oluyor da Rabbim Allah dediği için bir adamı bundan dolayı öldürmeye kalkıyorsunuz? Hâlbuki o size Rabbinizden apaçık deliller ve mucizelerle gelmiş bulunuyor. Şayet yalan söylüyorsa yalanın cezasını çeker ama doğru söylüyorsa sizi uyarıp tehdit ettiği azap başınıza gelip çatar. Şunu da iyi bilin ki eğer Musa yalan söylüyorsa zaten Allah yalancıları asla amaçlarına ulaştırmaz. Ey kavmim! Bugün ülkede güç ve iktidar sizin elinizde, belki de yeryüzünün en güçlüsü sizsiniz fakat Allah’ın vaat ettiği azap başınıza gelirse ondan sizi kim kurtaracak?”
Bunun üzerine Firavun da kavmine dedi ki: “Ben size sadece kendi görüşümü söylüyorum ve sizi de bana göre doğru olana çağırıyorum.” Firavun’un bu sözlerinin ardından hanedandan mü’min olmayı seçen kişi sözlerine şöyle devam etti: “Ey kavmim! Ben daha önce gelip geçen kavimlerden Nûh, Âd ve Semûd kavmi ile daha nicelerinin başlarına gelen azabın sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Unutmayın ki Allah durup dururken kullarını cezalandırmaz.
Ey kavmim! Ben herkesin feryat ederek birbirinden imdat dileyeceği Kıyamet Günü’nde azaba mahkûm edileceğinizden de endişe ediyorum.
O Kıyamet Günü’nün dehşetinden arkanızı dönüp kaçmaya çalışacaksınız fakat Allah’ın elinden kaçıp kurtulabileceğiniz hiçbir yer bulamazsınız ve O Gün size hiç kimse de yardım edemez. Allah haddi aşanları azgınlıkları ile baş başa bırakır. Böylelerini hiç kimse de doğru yola iletemez.
Ey kavmim! Musa’dan önce Yusuf da sizin atalarınıza, dolayısıyla size apaçık delillerle gelmişti ama buna rağmen onun Rabbinizden getirdiği apaçık âyetlerle ve delillerle davet ettiği hayat nizamından şüphe etmiş, inanıp icabet etmekten kaçınmış, sonunda Yusuf ölünce de ‘Allah ondan sonra hiçbir peygamber göndermeyecektir.’ demişlerdi. Şimdi bu yüzden mi Musa’ya inanmak istemiyorsunuz? Unutmayın ki, Allah durmadan şüphe eden, şüphe bataklığında debelenip duran, haddi aşıp taşkınlık yapanları dalalette bırakır.
Ellerinde hiçbir delil ve bilgileri olmadığı halde Allah’ın âyetleri hakkında ileri geri konuşup tartışanlar, Allah katında ve mü’minler arasında büyük bir öfkeye sebep olurlar. Şüphesiz böylece kibirlenen, böbürlenip büyüklük taslayan cahillerin de kalpleri gerçeğe karşı katılaşıp mühürlenir.”
Mü’min 36–37
2 ayetوَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا هَامَانُ ابْنِ ل۪ي صَرْحًا لَعَلّ۪ٓي اَبْلُغُ الْاَسْبَابَۙ ٣٦ اَسْبَابَ السَّمٰوَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّهُ كَاذِبًاۜ وَكَذٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُٓوءُ عَمَلِه۪ وَصُدَّ عَنِ السَّب۪يلِۜ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا ف۪ي تَبَابٍ۟ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Veḳâle firʿavnü yâ hâmânü-bni lî ṣarḥal leʿallî eblügu-lʾesbâb.
37Esbâbe-ssemâvâti feeṭṭaliʿa ilâ ilâhi mûsâ veinnî leeżunnühû kâẕibâ. vekeẕâlike züyyine lifirʿavne sûü ʿamelihî veṣudde ʿani-ssebîl. vemâ keydü firʿavne illâ fî tebâb.
Ayet 36–37
Mü’min kimsenin bu söylediklerinden sonra Firavun, Haman’a dönerek “Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap da bu söylenen azap bana ulaşmadan Musa’nın Rabbine ulaşayım. Ben aslında Musa’nın yalancının biri olduğuna inanıyorum ama kim bilir belki yukarılarda onun Rabbine, ilahına rastlayabilirim.” diyerek alay etti. Firavun’un bu inkâr ve azgınlığı kendisine güzel gözüktü. Böylece de onu doğruya ulaşmaktan alıkoydu. Sonunda da Musa için kurduğu tuzaklar ve alaylı sözleri Firavun’un helak edilmesine sebep oldu.
Mü’min 38–44
7 ayetوَقَالَ الَّذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُونِ اَهْدِكُمْ سَب۪يلَ الرَّشَادِۚ ٣٨ يَا قَوْمِ اِنَّمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا مَتَاعٌۘ وَاِنَّ الْاٰخِرَةَ هِيَ دَارُ الْقَرَارِ ٣٩ مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ ف۪يهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ ٤٠ وَيَا قَوْمِ مَا ل۪ٓي اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجٰوةِ وَتَدْعُونَن۪ٓي اِلَى النَّارِۜ ٤١ تَدْعُونَن۪ي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِه۪ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ ٤٢ لَا جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلَا فِي الْاٰخِرَةِ وَاَنَّ مَرَدَّنَٓا اِلَى اللّٰهِ وَاَنَّ الْمُسْرِف۪ينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ ٤٣ فَسَتَذْكُرُونَ مَٓا اَقُولُ لَكُمْۜ وَاُفَوِّضُ اَمْر۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ ٤٤
Mushaf
Okunuş
38Veḳâle-lleẕî âmene yâ ḳavmi-ttebiʿûni ehdiküm sebîle-rraşâd.
39Yâ ḳavmi innemâ hâẕihi-lḥayâtü-ddünyâ metâʿ. veinne-lʾâḫirate hiye dâru-lḳarâr.
40Men ʿamile seyyieten felâ yüczâ illâ miŝlehâ. vemen ʿamile ṣâliḥam min ẕekerin ev ünŝâ vehüve müʾminün feülâike yedḫulûne-lcennete yürzeḳûne fîhâ bigayri ḥisâb.
41Veyâ ḳavmi mâ lî edʿûküm ile-nnecâti vetedʿûnenî ile-nnâr.
42Tedʿûnenî liekfüra billâhi veüşrike bihî mâ leyse lî bihî ʿilm. veenâ edʿûküm ile-lʿazîzi-lgaffâr.
43Lâ cerame ennemâ tedʿûnenî ileyhi leyse lehû daʿvetün fi-ddünyâ velâ fi-lʾâḫirati veenne meraddenâ ile-llâhi veenne-lmüsrifîne hüm aṣḥâbü-nnâr.
44Feseteẕkürûne mâ eḳûlü leküm. veüfevviḍu emrî ile-llâh. inne-llâhe beṣîrum bilʿibâd.
Ayet 38–44
Firavun’un bu alaycı tutumundan sonra hanedandan mü’min olmayı seçmiş olan kimse ise şöyle dedi: “Ey kavmim! Gelin sizler de bana uyun, beni takip ederek yaratılış sebebimiz olan hayat nizamına yönelin ki doğru yolu bulmuş olasınız. Ey kavmim! Unutmayın ki bu dünya hayatı geçici hazlardan ve metadan ibarettir. Âhiret ise daimi hayatın yurdudur. Kim bir kötülük yaparsa yaptığına karşılık olarak cezası tam olarak verilecektir.
Kim de mü’min olarak bir iyilik yaparsa, -kadın olsun erkek olsun- orada sınırsız ve tarifsiz güzellikte nimetlere kavuşacaktır. Ey kavmim! Ben sizi kurtuluşa, mutluluğa, doğru olana çağırırken; sizin de beni, Firavun’u Rab ve ilah edinmeye böylece de cehennem ateşine çağırıyor olmanız anlaşılır gibi değil. Elinizde hiçbir bilgi ve deliliniz olmadığı halde siz benim Firavun’u hayatımız üzerinde hükümler koymaya yetkili birisi olarak kabul etmemi istiyorsunuz. Oysa Allah kulları üzerinde kendisinden başkasına hüküm koyma yetkisi vermemiştir.
Ben sizi ilmi ve kudreti sonsuz, mutlak üstün ve yüce olan, tevbe edip doğruya yönelenlere karşı da çok merhametli ve bağışlayıcı olan Allah’ın daveti hayat nizamına uymaya davet ediyorum. Oysa siz, beni Firavun’u ilah edinip cehennemi hak edenlerden olmaya çağırıyorsunuz. Şu gerçeği aklınızdan hiç çıkarmayın; sonunda hepimizin varacağımız yer Allah’ın huzurudur. O’na sırt dönenlerin yeri cehennem olacaktır.
İşte O Gün geldiğinde bu söylediklerimin ne kadar gerçek ve değerli olduğunu görüp anlayacaksınız. Ben kendimi Allah’ın razı olacağı bir hayatı yaşamaya adıyorum. Şüphesiz Allah kullarını görüp gözetmektedir.”
Mü’min 45–46
2 ayetفَوَقٰيهُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِاٰلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِۚ ٤٥ اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّاۚ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ۠ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ ٤٦
Mushaf
Okunuş
45Feveḳâhü-llâhü seyyiâti mâ mekerû veḥâḳa biâli firʿavne sûü-lʿaẕâb.
46Ennâru yüʿraḍûne ʿaleyhâ gudüvvev veʿaşiyyâ. veyevme teḳûmü-ssâʿah. edḫilû âle firʿavne eşedde-lʿaẕâb.
Ayet 45–46
Allah bu mü’min kulunu o müşrik, kâfir ve zalim kavmin tuzaklarından ve zulmünden kurtardı. Firavun ve adamlarını da hak ettikleri azapla cezalandırdı.
Hâlbuki onlara şirk ve küfürde direnmeleri sebebi ile cehennem ateşine atılacakları sabah-akşam tebliğ edilmişti. Buna rağmen yine de şirkten ve küfürden vazgeçmediler.
Kıyamet Günü’nün ardından meleklere, “Firavun ve beraberindekileri azabın en şiddetlisi olan ateşin içine atın.” denilecek.
İlgili ayetler
Mü’min 47–50
4 ayetوَاِذْ يَتَحَٓاجُّونَ فِي النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَص۪يبًا مِنَ النَّارِ ٤٧ قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُلٌّ ف۪يهَٓا اِنَّ اللّٰهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ ٤٨ وَقَالَ الَّذ۪ينَ فِي النَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ادْعُوا رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْمًا مِنَ الْعَذَابِ ٤٩ قَالُٓوا اَوَلَمْ تَكُ تَاْت۪يكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ قَالُوا بَلٰىۜ قَالُوا فَادْعُواۚ وَمَا دُعٰٓؤُا الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ۟ ٥٠
Mushaf
Okunuş
47Veiẕ yeteḥâccûne fi-nnâri feyeḳûlu-ḍḍuʿafâü lilleẕîne-stekberû innâ künnâ leküm tebeʿan fehel entüm mugnûne ʿannâ neṣîbem mine-nnâr.
48Ḳâle-lleẕîne-stekberû innâ küllün fîhâ inne-llâhe ḳad ḥakeme beyne-lʿibâd.
49Veḳâle-lleẕîne fi-nnâri liḫazeneti cehenneme-dʿû rabbeküm yüḫaffif ʿannâ yevmem mine-lʿaẕâb.
50Ḳâlû evelem tekü teʾtîküm rusülüküm bilbeyyinât. ḳâlû belâ. ḳâlû fedʿû. vemâ düʿâü-lkâfirîne illâ fî ḍalâl.
Ayet 47–50
Kendilerine yapılan öğüt ve uyarıları reddedenler ateşin içinde birbirleriyle tartışırken zayıf olanlar, küstahça büyüklük taslamış olan yöneticilerine şöyle diyecekler: “Bizler, dünya hayatımızda sizlere uyduk. Sorunlarımızı çözme ve bize yardım etme sözleri vermiştiniz. Haydi şimdi şu azabı biraz olsun hafifletip bizden uzaklaştırın.” Büyüklük taslamış olan o kibirli önderleri de onlara: “Hepimiz aynı ateşin içindeyiz, elimizden ne gelir ki? Artık Allah hepimiz hakkında hükmünü verdi ve iş işten çoktan geçti.” diyecekler. Sonra da hep birlikte cehennem görevlilerine, “Ne olur Rabbimize yalvarıp yakarın da ateşin azabını birazcık hafifletsin.” diyecekler.
Cehennem görevlileri de onlara: “Sizi peygamberler ve kitaplar, apaçık âyetler ve delillerle uyarmadılar mı? Bizim Rabbimizden böyle bir talepte bulunma yetkimiz yok, sizler yalvarıp yakarın fakat biz biliyoruz ki bugün yalvarıp yakarmalar boşunadır.” diyecekler.
İlgili ayetler
Mü’min 51
1 ayetاِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُۙ ٥١
Mushaf
Okunuş
51İnnâ lenenṣuru rusülenâ velleẕîne âmenû fi-lḥayâti-ddünyâ veyevme yeḳûmü-lʾeşhâd.
Ayet 51
Şüphesiz Biz, peygamberlerimize ve onlarla birlikte iman edenlere hem dünya hayatlarında hem de şahitlerin dinleneceği Âhiret Günü’nde mutlaka yardım edeceğiz.
İlgili ayetler
Mü’min 52
1 ayetيَوْمَ لَا يَنْفَعُ الظَّالِم۪ينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ ٥٢
Mushaf
Okunuş
52Yevme lâ yenfeʿu-żżâlimîne maʿẕiratühüm velehümü-llaʿnetü velehüm sûü-ddâr.
Ayet 52
Hesap Günü’nde müşriklerin mazeret beyan etmelerinin ise kendilerine hiçbir yararı olmayacak, onlara orada da lanet olunacak, her türlü iyilikten mahrum bırakılıp azabın en korkunç olanına mahkûm edilecekler.
Mü’min 53–54
2 ayetوَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْهُدٰى وَاَوْرَثْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ الْكِتَابَۙ ٥٣ هُدًى وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ ٥٤
Mushaf
Okunuş
53Veleḳad âteynâ mûse-lhüdâ veevraŝnâ benî isrâîle-lkitâb.
54Hüdev veẕikrâ liüli-lʾelbâb.
Ayet 53–54
Vaktiyle Biz Musa’ya da insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet eden hidayet rehberi kitabı vermiş ve temiz akıl sahipleri düşünüp de doğruya ulaşsınlar diye İsrailoğullarını da o kitaba vâris kılmıştık.
Mü’min 55
1 ayetفَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ ٥٥
Mushaf
Okunuş
55Faṣbir inne vaʿde-llâhi ḥaḳḳuv vestagfir liẕembike vesebbiḥ biḥamdi rabbike bilʿaşiyyi velʾibkâr.
Ayet 55
Ey Peygamber! Sen de Musa gibi sabırlı ve dirençli olarak sıkıntılara göğüs ger! Unutma ki Allah’ın yardım ve zafer vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Hata yaptığında da Rabbinden af dile ve sabah akşam Rabbinin yüceliğini aklından çıkarma!
İlgili ayetler
Mü’min 56
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْۙ اِنْ ف۪ي صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغ۪يهِۚ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ٥٦
Mushaf
Okunuş
56İnne-lleẕîne yücâdilûne fî âyâti-llâhi bigayri sülṭânin etâhüm in fî ṣudûrihim illâ kibrum mâ hüm bibâligîh. festeʿiẕ billâh. innehû hüve-ssemîʿu-lbeṣîr.
Ayet 56
Hiçbir bilgi ve delile sahip olmadıkları halde Allah’ın âyetleri konusunda ileri geri konuşanların içlerinde, aslında hiç tatmin olamayacakları bir büyüklenme ve yönetme tutkusu vardır. Sen onların şerrinden Rabbine sığın. O, her şeyi görüp gözetendir. Büyüklük de hükümranlık da yalnızca Allah’a aittir.
Mü’min 57–60
4 ayetلَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٥٧ وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَلَا الْمُس۪ٓيءُۜ قَل۪يلًا مَا تَتَذَكَّرُونَ ٥٨ اِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ٥٩ وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَت۪ي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِر۪ينَ۟ ٦٠
Mushaf
Okunuş
57Leḫalḳu-ssemâvâti velʾarḍi ekberu min ḫalḳi-nnâsi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
58Vemâ yestevi-lʾaʿmâ velbeṣîru velleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti vele-lmüsîʾ. ḳalîlem mâ teteẕekkerûn.
59İnne-ssâʿate leâtiyetül lâ raybe fîhâ velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yüʾminûn.
60Veḳâle rabbükümü-dʿûnî estecib leküm. inne-lleẕîne yestekbirûne ʿan ʿibâdetî seyedḫulûne cehenneme dâḫirîn.
Ayet 57–60
İnsanların içinde öldükten sonra tekrar diriltileceklerine inanmayanlara de ki: “Göklerin ve yerin yaratılması, insanları yaratmaktan çok daha büyük bir iştir.” Fakat insanların çoğu Allah’ın ilminin ve kudretinin her şeye yettiğini anlamak istemiyorlar. Elbette ki aklını kullanıp Allah’ın gücünü idrak edenle, aklını kullanmayan bir olmaz; tıpkı kör olanla, görenin bir olmadığı gibi, Allah’ın davetine iman edip, ona teslim olarak doğru yola girenle, ondan yüz çevirip müşrik olmayı seçen bir değildir.
Ey insanlar! Aklınızı ne kadar az kullanıyorsunuz! Kıyametin gelip çatacağından hiç şüpheniz olmasın, fakat çoğunuz buna inanmıyorsunuz.
Allah, tevbe ederek günahlarından vazgeçip de davetine yönelenlerin dualarına karşılık vereceğini buyurmakta; davetinden yüz çevirerek O’na ibadet etmeyi kibrine yediremeyenleri de hor ve hakir olarak cehenneme mahkûm edeceğini bildirmektedir.
İlgili ayetler
Mü’min 61–63
3 ayetاَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ ٦١ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍۢ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٦٢ كَذٰلِكَ يُؤْفَكُ الَّذ۪ينَ كَانُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ٦٣
Mushaf
Okunuş
61Allâhü-lleẕî ceʿale lekümü-lleyle liteskünû fîhi vennehâra mübṣirâ. inne-llâhe leẕû faḍlin ʿale-nnâsi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yeşkürûn.
62Ẕâlikümü-llâhü rabbüküm ḫâliḳu külli şeyʾ. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tüʾfekûn.
63Keẕâlike yüʾfekü-lleẕîne kânû biâyâti-llâhi yecḥadûn.
Ayet 61–63
Geceyi dinlenmeniz için karanlık, gündüzü de işlerinizi görebilmeniz için aydınlık yaratan Allah’tır. Allah insanlara karşı çok lütufkârdır, fakat insanların çoğu Allah’ın lütfettiği nimetlerden yararlanmasına rağmen O’na nankörlük edip davetine yönelmezler.
İşte her şeyi sizin için yaratıp, nizamlarını kurup hizmetinize sunan Allah budur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Şimdi bütün bunları görüp istifade etmekteyken nasıl olup da Allah’a ortak koşup O’nun yarattığı kulların davetine yöneliyorsunuz? Böyle davranmaktan vazgeçmeyenler zihinleri çarpık, doğru yoldan uzaklaşmış, müşrik ve kâfirlerdir.
Mü’min 64–65
2 ayetاَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٦٤ هُوَ الْحَيُّ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٦٥
Mushaf
Okunuş
64Allâhü-lleẕî ceʿale lekümü-lʾarḍa ḳarârav vessemâe binâev veṣavveraküm feaḥsene ṣuveraküm verazeḳaküm mine-ṭṭayyibât. ẕâlikümü-llâhü rabbüküm. fetebârake-llâhü rabbü-lʿâlemîn.
65Hüve-lḥayyü lâ ilâhe illâ hüve fedʿûhü muḫliṣîne lehü-ddîn. elḥamdü lillâhi rabbi-lʿâlemîn.
Ayet 64–65
İnsanları yaratıp en güzel şekli veren, yeryüzünü insanların yaşaması için elverişli hale getiren, gökkubbeyi üzerinize bina eden ve tertemiz nimetlerle rızıklandıran Allah’tır ve âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.
Ey insanlar! Her şeyi yaratan, şeklini veren, mükemmel nizamlarını kuran ve hep diri olan Allah, gerçek ilahtır. O halde yalnız O’na dua edin, övgüye ve şükredilmeye tek layık olan O’dur.
Mü’min 66
1 ayetقُلْ اِنّ۪ي نُه۪يتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَمَّا جَٓاءَنِيَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبّ۪ي وَاُمِرْتُ اَنْ اُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٦٦
Mushaf
Okunuş
66Ḳul innî nühîtü en aʿbüde-lleẕîne tedʿûne min dûni-llâhi lemmâ câeniye-lbeyyinâtü mir rabbî veümirtü en üslime lirabbi-lʿâlemîn.
Ayet 66
De ki: “Bana Rabbimden apaçık delillerle nasıl yaşamam gerektiği bildirilmişken, sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza kulluk edemem. Ben yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim olup O’ndan başka ilah edinmemekle emrolundum.”
Mü’min 67–68
2 ayetهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًاۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ٦٧ هُوَ الَّذ۪ي يُحْي۪ وَيُم۪يتُۚ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ٦٨
Mushaf
Okunuş
67Hüve-lleẕî ḫaleḳaküm min türâbin ŝümme min nuṭfetin ŝümme min ʿaleḳatin ŝümme yuḫricüküm ṭiflen ŝümme liteblügû eşüddeküm ŝümme litekûnû şüyûḫâ. veminküm mey yüteveffâ min ḳablü veliteblügû ecelem müsemmev veleʿalleküm taʿḳilûn.
68Hüve-lleẕî yuḥyî veyümît. feiẕâ ḳaḍâ emran feinnemâ yeḳûlü lehû kün feyekûn.
Ayet 67–68
Ey insanlar! Sizi önce topraktan yaratan, sonra bir damla hayat suyu olan spermden, sonra da döllenmiş yumurta hücresinden yaratıp bebek olarak dünyaya getiren Allah’tır. Nihayet olgunluk çağına ulaşır ve yaşlanırsınız, bazılarınız bu yaşa gelmeden ölür; bir kısmınız da Allah’ın yasalarla belirlediği süreye kadar O’nun bahşettiği nimetlerle dünya hayatınızı tamamlarsınız. Buna rağmen Allah’ın davetine yönelmeniz gerektiğini düşünmez misiniz?
Yaratan, yaşatan, öldüren de Allah’tır. O, bir işin olmasını dileyip de hüküm verdiği zaman ona sadece “Ol” der, o da hemen oluş sürecine girer.
Mü’min 69
1 ayetاَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِۜ اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ ٦٩
Mushaf
Okunuş
69Elem tera ile-lleẕîne yücâdilûne fî âyâti-llâh. ennâ yuṣrafûn.
Ayet 69
Hiçbir bilgiye sahip olmadan, Allah’ın âyetleri konusunda ileri geri konuşup duran şu cahil kimselerin hallerine bir baksana! Bunca gerçeğe rağmen Allah’ı bırakıp da kendileri gibi yaratılmışların peşinden gidiyorlar.
İlgili ayetler
Mü’min 70–76
7 ayetاَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِه۪ رُسُلَنَا۠ۛ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَۙ ٧٠ اِذِ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُۜ يُسْحَبُونَۙ ٧١ فِي الْحَم۪يمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ ٧٢ ثُمَّ ق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ ٧٣ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـًٔاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِر۪ينَ ٧٤ ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ ٧٥ اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ٧٦
Mushaf
Okunuş
70Elleẕîne keẕẕebû bilkitâbi vebimâ erselnâ bihî rusülenâ. fesevfe yaʿlemûn.
71İẕi-lʾaglâlü fî aʿnâḳihim vesselâsil. yüsḥabûn.
72Fi-lḥamîmi ŝümme fi-nnâri yüscerûn.
73Ŝümme ḳîle lehüm eyne mâ küntüm tüşrikûn.
74Min dûni-llâh. ḳâlû ḍallû ʿannâ bel lem nekün nedʿû min ḳablü şeyʾâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü-lkâfirîn.
75Ẕâliküm bimâ küntüm tefraḥûne fi-lʾarḍi bigayri-lḥaḳḳi vebimâ küntüm temraḥûn.
76Üdḫulû ebvâbe cehenneme ḫâlidîne fîhâ. febiʾse meŝve-lmütekebbirîn.
Ayet 70–76
Bu Kur’an’la ve daha önceki peygamberlerle gönderdiğimiz kitaplarla yaptığımız davetimizi yalan sayıp reddedenler, zamanı gelince ne kadar kör ve sağır olduklarını anlayacaklar. Onlar Hesap Günü boyunlarına demir halkalar takılıp zincirlenmiş olarak kaynar bir suya sürülecek, sonra da ateşte yanacaklar. Ve onlara şöyle seslenilecek: “Şimdi söyleyin bakalım, Allah’la birlikte ilah edindikleriniz nerede?” Müşrikler de diyecekler ki: “Onlar bizi ortada bırakıp kayboldular. Demek ki biz dünyada iken kendilerine uymakla çok yanlış yapmışız.” İşte Allah müşrik ve kâfirleri böyle pişmanlık ve çaresizlik içinde bırakır.
Bu ceza, onların Allah’ın daveti hayat nizamından kibirlenerek yüz çevirmeleri, ölçüsüzce davranmaları sebebi iledir.
Haydi, ey müşrikler! Şimdi cehennemin kapılarından içinde devamlı kalmak üzere girin bakalım. Kibirlenip böbürlenen nankörler için cehennem ne kötü bir son duraktır.
Mü’min 77
1 ayetفَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ ٧٧
Mushaf
Okunuş
77Faṣbir inne vaʿde-llâhi ḥaḳḳun. feimmâ nüriyenneke baʿḍa-lleẕî neʿidühüm ev neteveffeyenneke feileynâ yürceʿûn.
Ayet 77
Sen Allah yolunda karşılaştığın zorluklara, sıkıntılara karşı sabırla diren. Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecek. Yaratılış sebeplerini inkârda direnenlerin hak ettikleri cezanın bir kısmının başlarına geldiğini sana göstersek de, ya da göstermeden önce senin canını alsak da, şu kaçınılmaz bir gerçek ki onlar Bizim huzurumuza çıkartılıp hesap vereceklerdir.
Mü’min 78
1 ayetوَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَۜ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَاْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ۟ ٧٨
Mushaf
Okunuş
78Veleḳad erselnâ rusülem min ḳablike minhüm men ḳaṣaṣnâ ʿaleyke veminhüm mel lem naḳṣuṣ ʿaleyk. vemâ kâne lirasûlin ey yeʾtiye biâyetin illâ biiẕni-llâh. feiẕâ câe emru-llâhi ḳuḍiye bilḥaḳḳi veḫasira hünâlike-lmübṭilûn.
Ayet 78
Ey Peygamber! Biz senden önce de birçok peygamber gönderdik. Bunlardan bazılarının kıssalarını sana anlattık, bazılarından da hiç söz etmedik. Şüphesiz hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan herhangi bir mucize gösteremez. Hak edenler için Allah’ın azabı kesinleştiği takdirde hiç kimse de O’na mani olamaz. İşte o zaman adalet hakkı ile yerini bulur, bâtılı savunanlar ise hüsrana uğrayıp helak olurlar.
İlgili ayetler
Mü’min 79–80
2 ayetاَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۘ ٧٩ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً ف۪ي صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَۜ ٨٠
Mushaf
Okunuş
79Allâhü-lleẕî ceʿale lekümü-lʾenʿâme literkebû minhâ veminhâ teʾkülûn.
80Veleküm fîhâ menâfiʿu veliteblügû ʿaleyhâ ḥâceten fî ṣudûriküm veʿaleyhâ veʿale-lfülki tuḥmelûn.
Ayet 79–80
Bir kısmından binek olarak, bir kısmının da etinden yararlandığınız hayvanları yaratıp istifadenize sunan Biziz. O hayvanlarda sizler için daha birçok faydalar vardır; uzun menzillere onlarla ulaşır, özlemini çektiğiniz ihtiyaçlarınızın birçoğuna da onlar aracılığı ile kavuşursunuz. Karada onlarla, denizlerde de gemilerle yüklerinizi taşırsınız. Bunlar, Allah’ın sizlere lütuflarıdır.
Mü’min 81
1 ayetوَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ۗ فَاَيَّ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُنْكِرُونَ ٨١
Mushaf
Mü’min 82–85
4 ayetاَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٨٢ فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٨٣ فَلَمَّا رَاَوْا بَاْسَنَا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِه۪ مُشْرِك۪ينَ ٨٤ فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ ا۪يمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَاْسَنَاۜ سُنَّتَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ ف۪ي عِبَادِه۪ۚ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
82Efelem yesîrû fi-lʾarḍi feyenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lleẕîne min ḳablihim. kânû ekŝera minhüm veeşedde ḳuvvetev veâŝâran fi-lʾarḍi femâ agnâ ʿanhüm mâ kânû yeksibûn.
83Felemmâ câethüm rusülühüm bilbeyyinâti feriḥû bimâ ʿindehüm mine-lʿilmi veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
84Felemmâ raev beʾsenâ ḳâlû âmennâ billâhi vaḥdehû vekefernâ bimâ künnâ bihî müşrikîn.
85Felem yekü yenfeʿuhüm îmânühüm lemmâ raev beʾsenâ. sünnete-llâhi-lletî ḳad ḫalet fî ʿibâdih. veḫasira hünâlike-lkâfirûn.
Ayet 82–85
Bu müşrikler yeryüzünde gezip dolaşırken kendilerinden önce yaşamış olanların sonlarının nasıl olduğuna bakıp da hiç düşünmezler mi? Onlar sayıca kendilerinden daha fazla, daha güçlü ve yeryüzünde daha da derin izler bırakmışlardı. Fakat onların kazandıkları, biriktirdikleri, güçleri ve makamlarının onlara hiçbir yararı olmadı.
Yaratılış sebepleri olan hayat nizamı ile yaşamayı reddedenler, kibirlenip mü’minlerle alay edenler hak ettikleri azap ile karşılaştıklarında ise hemen “Biz yalnızca Allah’ı ilah ediniyor ve O’na ortak koştuklarımızı tanımıyoruz.” demeye başlarlar. Fakat azabı gördükten sonra böyle demelerinin onlara hiçbir faydası olmayacak. Allah’ın kulları üzerinde öteden beri uyguladığı yasası budur. Yaratılış sebeplerine davet edildikleri halde sırt dönenler hüsrana uğrayacaklar.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Zümer, sonra Fussilet indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla