Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Bu surenin adı “Hamim” ve “Secde” olmak üzere iki kelimeden mürekkebtir. Sure, “Hamim” ile başladı ve bir yerinde “Secde ” ayeti geçtiği için “Hamimsecde” adını almıştır
Nüzul Zamanı: Bu sure, muteber rivayetlerden anlaşıldığına göre, Hz. Hamza’nın (r.a) müslüman olduktan sonra ve Hz. Ömer (r.a) müslüman olmadan önceki zaman diliminde nazil olmuştur. Nitekim kadim siyer tarihçilerinden İbn İshak, meşhur tâbi Muhammed b. Ka’b Kurzi’den, surenin nüzul zamanı ile ilgili şunları naklediyor: “Kureyş’in ileri gelenleri, bir defasında Mescid-i Haram’da oturmuş sohbet ediyorlardı. Aynı zamanda Hz. Peygamber de (s.a) bir köşede yalnız başına oturuyordu. O dönemde Hz. Hamza müslüman olmuştu ve Kureyş’in ileri gelenleri İslâm’ın yayılışından tedirginlik duyuyorlardı. Utbe b. Rebia (Ebu Süfyan’ın kayınpederi) Rasulüllah’ı (s.a) bir köşede yalnız başına oturuyor görünce, yanındaki Kureyş’in ileri gelenlerine dönerek “Müsade ederseniz şayet, gidip Muhammed’le konuşayım ve ona bazı tekliflerde bulunayım.
Bu şartları kabul ettiği takdirde barış mümkün olur ve belki bize muhalefet etmekten vazgeçer” dedi. Kureyş’in ileri gelenleri onun bu teklifini ittifakla kabul edince, o da gidip Rasulüllah’ın yanına oturdu ve sözüne “Ey yeğenim” diye başladı. “Sen kendinin soy ve sülale bakımından ne kadar asil olduğunu biliyorsun. Fakat buna rağmen kavmine musibet getirdin, topluluk içinde ayrılık çıkardın. Üstelik kendi kavmini aptal kabul edyor, onun dinini ve ilahlarını kötülüyor ve bizim atalarımızın kafir olduğu iddiasında bulunuyorsun. Şimdi beni iyi dinle, çünkü sana bazı tekliflerde bulunacağım.” Rasulüllah (s.a), “Konuş ya Ebu’l-Velid! Seni dinliyorum” dedi. Utbe, “Ey yeğenim, giriştiğin bu işten maksadın zengin olmaksa, hepimizden daha zengin olacağın kadar sana mal verelim. Yok eğer gayen büyüklük ve liderlikse, senin iznini almadan, hiçbir iş yapmaz ve seni kendimize lider seçeriz. Şayet seni bir hastalık ya da cin rahatsız ediyorsa, aramızda para toplayıp çok iyi bir tabib bulalım ve seni tedavi ettirelim” diye konuşurken Hz. Peygamber (s.a) dikkatle ve sessizce onu dinledi, sonra şöyle dedi: “Ey Ebu’l-Velid, söyleyeceklerin bitti mi?” Utbe “Evet” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Rasulüllah, “Şimdi sen beni dinle” dedi ve “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek Fussilet Suresi’ni okumaya başladı. Utbe arkasına yaslanmış bir halde dinliyordu. Hz. Peygamber (s.a.) 38. ayeti okuduktan sonra secde etti ve “Ey Ebu’l Velid” dedi, “Cevabını aldın, artık gerisini sen bilirsin.” Utbe Rasulüllah’ın (s.a) yanından kalktığında, uzaktan onu görenler “Vallahi Utbe’nin rengi değişti” dediler. Yanlarına gittiğinde ise, “Sana ne söyledi anlat bize” deyince Utbe, “Allah’a yemin ederim ki, daha önce böyle bir söz işitmiş değilim. Vallahi bu şiir değil, sihir değil ve kehanet değildir. Ey Kureyş’in ileri gelenleri! Beni dinleyecek olursanız, onu kendi haline bırakın. İnanıyorum ki bu sözler, bir tesir husule getirecektir. Araplar’ın onu yendiğini farzedelim, o takdirde sizler kendi kardeşinizin kanına girmekten kurtulmuş olursunuz. Yok eğer o galip gelirse, onun iktidarı sizlerin iktidarı, onun şerefi sizlerin şerefi demektir” dedi. Bunun üzerine Kureyş’in ileri gelenleri, “Ey Ebu’l-Velid, o seni de büyülemiş” deyince, Utbe, “Ben kendi kanaatimi söyledim, yine de siz bilirsiniz” diye karşılık verdi. (İbn Hişam, c. I. sh. 313-314)
Bu kıssa, çeşitli muhaddisler tarafından, Hz. Cabir b. Abdullah’tan (r.a) mervi olarak bazı farklılıklarla nakledilmiştir. Nitekim bazı rivayetlerde, Rasulüllah’ın “Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ben sizi Ad ve Semud (kavimlerinin başına gelen) yıldırıma benzer bir yıldırım ile uyardım.” ayetini okurken Utbe’nin, telaşla Hz. Peygamber’in (s.a) ağzını kapatmaya çalıştığı ve “Allah hakkı için kavmine merhamet et!” dediği zikredilir.
Utbe bu davranışını, Kureyş’in ileri gelenlerine şöyle izah eder: “Muhammed’in her söylediğinin gerçekleştiğini hepiniz biliyorsunuz. İşte ben de bizim üzerimize azabın geleceğinden korktuğum için ağzını kapatmaya çalıştım.” (Tefsir-i İbn Kesir, c. 4, sh: 90-91) El-Bidaye ve’n-Nihaye c.3, sh: 62)
Konu: Allah’ın nazil ettiği ayetlerde Utbe’ye cevap verilirken, onun sözleri naklolunmamıştır. Çünkü Utbe’nin sözleri Hz. Peygamber’i (s.a) küçük ve hakir düşürücü idi. Utbe, özet olarak şunları demek istiyordu: “Muhammed’e bu sözlerin vahyolunması mümkün olmadığına göre, o, ya mal için, ya iktidar sahibi olmak için peygamberliği öne sürmektedir, ya da akıl hastasının birisidir. Gerçekten de Utbe, birinci şıkka dayanarak mal ve iktidar hususunda pazarlık etmiştir. İkinci şıkka dayanarak ise, “Sen bir hastalığa yakalanmışsın, seni tedavi ettirelim’ demekle Hz. Peygamber’i (s.a) hakir görerek onunla alay etmek istemiştir. Karşısındaki kişi terbiyesizce davrandığı takdirde, şerefli bir insan, doğal olarak onun terbiyesizliğine aldırmaz ve sadece inandıklarını söylemekle iktifa eder.
Bu surede de, Utbe’nin söylediklerine hiç aldırış edilmeden, sadece iddialarının cevaplandırılmasıyla yetinilmiştir. Kafirler ise yüce Kur’an’ı etkisiz kılabilmek için, inatla şunları söylemektedirler: “Sen, ne dersen de seni dinlemeyiz. Söylediklerine karşı kalbimizi kapattığımız gibi, sana kulak da vermeyiz. Aramızda beraber olmamızı engelleyen bir duvar bulunmaktadır.”
Kafirler, Hz. Peygamber’e açık açık, ellerinden geldiğince kendisinin davetine karşı muhalefet edeceklerini bildirmişlerdi.
Hz. Peygamber (s.a) ve arkadaşları Kur’an okuduklarında, onları kimse duymasın diye bir plan dahilinde gürültü çıkarıyorlardı. Ayrıca Kur’an’ın ayetlerini siyak ve sibakı içinden sıyırarak başkalarının İslam’ın mesajını anlamalarını engellemeye çalışıyorlardı.
Yine, “Arapça ifade edilen bir söz, niçin mucize olsun? Fakat bir kimse durup dururken, yabancı bir dille fasih ve beliğ sözler söylerse eğer, işte o zaman mucize sözkonusu olur. Arapça, herkesin anadili olduğu için herkes onun söylediği sözler gibi bir söz söyleyebilir?” demek suretiyle acaib itirazlarda bulunuyorlardı.
Böylesine körükörüne yapılan muhalefete karşı verilen cevapların özeti şudur:
1) Allah’ın inzal ettiği ve gerçekleri çok açık bir şekilde beyan eden bu kelam Arapça’dır. Cahiller bu kelamda bir ışık görmüyorlar belki ama, akıl sahipleri ondan istifade etmektedirler. Allah’ın bu kelamı nazil etmesi, O’nun rahmetinin bir delilidir. Halbuki bazı kimseler, bunu eziyet ve zahmet zannediyorlar.
Bu Kur’an, kendisini kabul ve istifade edenler için bir müjde, yüz çevirenler içinse bir uyarıdır.
2) Sizlerin kalbleri kapanmış, kulakları örtülmüş ise eğer, Hz. Peygamber’in (s.a.) inanmanızı sağlamak gibi bir zorunluluğu yoktur. O’nun görevi sadece, inanmak isteyenlere tebliğ etmektir.
3) Ne kadar inkar ederseniz edin, yine de sizleri yaratan Allah’ın bir olduğu gerçeği değişmez. Fakat doğruyu kabul eder ve amellerinizi düzeltirseniz, bu sizlerin yararına olur. Yok eğer inkar etmekte ısrar ederseniz, kendi kendinize felaketi davet etmiş olursunuz.
4) Sizler kime ortak koştuğunuzu ve yine neyi inkar ettiğinizi hiç düşünmüyor musunuz? O Allah ki sonsuz büyüklükteki kainatı, yeri ve göğü yaratmıştır. Yeryüzündeki bereket dolu ürünlerden yararlanmakta ve O’nun verdiği rızıklar sayesinde yaşamaktasınız. Fakat tüm bunlara rağmen, O’nun yarattıklarını, O’na ortak koşuyor ve size tebliğ ettiğinde Hz. Peygamber’den (s.a) yüz çeviriyorsunuz.
5) İnkarınızda ısrar ettiğiniz takdirde, Ad ve Semud kavimlerine gelen azabın bir benzerini bekleyin. Suçlarınıza karşılık verilen en büyük azab bu olacaktır. Ayrıca öbür dünyada da cehennem ateşi sizleri beklemektedir.
6) Cinlerden ve insanlardan olan şeytanların, her kötülüğü güzel gösterdiği ve düşünmelerine fırsat vermediği kimseler, ne kadar da talihsizdirler! Üstelik bu şeytanlar, onların başkalarının sözlerini de dinlemelerini istemezler. Bu akılsızlar, bugün küstahlıkta adeta birbirleriyle yarış etmektedirler. Oysa kıyamet gününde birbirlerine düşman kesilerek, dalâlete düşürdükleri için biri diğerini suçlayacak ve fırsat bulabilseler, neredeyse birbirlerini ayaklar altına almaya çalışacaklardı.
7) Bu Kur’an, ayetleri tahkim edilmiş bir kitabtır. Yalan ve iftira atarak karşı koymakla sizler, onun mesajının yayılmasına mani olamazsınız. Yaptığınız gizli ve açık planlar bir yarar sağlamayacaktır.
8) Bu Kur’an, anlayabilesiniz diye kendi lisanınız olan Arapça ile indirilmiştir. Şayet bu başka bir dilde inzal edilmiş olsaydı, o takdirde sizler Araplara yabancı dilden bir kitabın nazil olmasını acaib karşılayacak ve itiraz edecektiniz. İşte bu, sizin kötü niyetinizin ve bahanelerinizin bir ispatıdır.
9) Sizler, Kur’an’ın gerçekten Allah tarafından nazil olabileceği ve o takdirde aldığınız tavır dolayısıyla halinizin ne olacağı ihtimalini hiç düşündünüz mü?
10) Bu gün sizler belki inkar ediyorsunuz ama kısa bir süre sonra bu Kur’an davetinin yayılacağını ve yenilgiye uğrayacağınızı göreceksiniz. İşte o zaman, size bugün anlatılanların hak olduğunu anlayacaksınız.
Muhaliflere bu cevaplar verilirken, aynı zamanda da mü’minlerin ve peygamberin (s.a) yaşadıkları o zor günlerin sorunları üzerinde durulmuştur. Mü’minler için, tebliğ etmek bir yana dursun, imanları üzerinde direnmek bile çok zordu. Öyle ki müslüman olduğunu ilan eden herkes baskı ve zulüm altındaydı. Kafirlerin saldırılarına karşı çaresiz ve savunmasız bir durumdaydılar. Bu durum hakkında şöyle denilmiştir: “Sizler aslında çaresiz ve yalnız değilsiniz. Allah, iman eden ve imanı üzerinde direten kimseleri ahirete kadar korumaları için melekleri görevlendirir.” Ayrıca müslümanlara, “En hayırlı insan, kendisi salih amellerde bulunduğu halde, başkalarına iyiliği tavsiye eden ve müslüman olduğundan ötürü şeref duyan kimsedir,” diye bildirilmiştir.
Hz. Peygamber’in (s.a) her dönemde en büyük problemi, şiddetli muhalefet yüzünden önü tıkanan İslâm’ın, bu engellerin arasından nasıl kurtulacağı sorusu idi. Sözkonusu problem hakkında şöyle buyurulmuştur: “Bu muhalefet ve engeller, güzel ahlâkınız ve tebliğ çalışmalarınız sonucunda ortadan kalkacaktır. Sizler, şeytanın kışkırtmalarına alet olmadan Allah’a sığının ve güzel ahlâk ile tebliğinize devam edin.”
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaFussilet 1–7
7 ayetحٰمٓۜ ١ تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ٢ كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ ٣ بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ٤ وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّنَا عَامِلُونَ ٥ قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ ٦ اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٧
Mushaf
Okunuş
1Ḥâ-mîm.
2Tenzîlüm mine-rraḥmâni-rraḥîm.
3Kitâbün füṣṣilet âyâtühû ḳurʾânen ʿarabiyyel liḳavmiy yaʿlemûn.
4Beşîrav veneẕîrâ. feaʿraḍa ekŝeruhüm fehüm lâ yesmeʿûn.
5Veḳâlû ḳulûbünâ fî ekinnetim mimmâ tedʿûnâ ileyhi vefî âẕâninâ vaḳruv vemim beyninâ vebeynike ḥicâbün faʿmel innenâ ʿâmilûn.
6Ḳul innemâ ene beşerum miŝlüküm yûḥâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâḥidün festeḳîmû ileyhi vestagfirûh. veveylül lilmüşrikîn.
7Elleẕîne lâ yüʾtûne-zzekâte vehüm bilʾâḫirati hüm kâfirûn.
Ayet 1–7
Hâ. Mim. İnsanı konuşmak, okumak ve yazmak kabiliyetleri ile yaratan Allah, ona doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilmesi için kendi dilinin harflerinden oluşan sözlerle açıklanmış olan Kur’an’ı göndermiştir. Bu Kitap insana yaratılış sebebini bildiren, ona davet eden, davete uyulması konusunda insanı uyaran ve uyarıya iman edip sorumluluklarını yerine getirenleri müjdeleyen ilahi bir kitaptır. Fakat insanların çoğu Kur’an’ın âyetleri üzerinde yeterince düşünmeden ondan yüz çevirmekte, davetine karşı çıkmaktalar.
Böyleleri bir de derler ki: “Ey Muhammed! Senin Kur’an ile bizi çağırdığın hayat tarzı aklımıza da, gönlümüze de yatmıyor; söylediğin hiçbir şeyi de duymak istemiyoruz. Bizim hayat nizamımızı reddetmen sebebi ile seninle aramızda aşılması imkânsız setler oluşmuş durumda. Davetine engel olmak için de elimizden geleni yapacağız.”
Ey Peygamber! Sen onlara de ki: “Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım ve bugüne kadar da içinizde yaşadım. Fakat artık bana Allah’tan başka gerçek ilahın olmadığı vahyolunuyor. Gelin hep birlikte, yalnız Allah’ı ilah edinerek, O’nun daveti olan hayat nizamını yaşamaya yönelip O’ndan bağışlanma dileyin; aksi takdirde Allah’la birlikte başka ilahlar edinerek davetinden yüz çevirenlerin vay haline.”
Böyleleri, hakikati yaşamanın gerektirdiği maddi-manevi bedeli ödeyip de arınmayı göze alamazlar. Çünkü onlar, âhirete inanmazlar.
Fussilet 8
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟ ٨
Mushaf
Fussilet 9
1 ayetقُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُٓ اَنْدَادًاۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ ٩
Mushaf
Okunuş
9Ḳul einneküm letekfürûne billeẕî ḫaleḳa-lʾarḍa fî yevmeyni vetecʿalûne lehû endâdâ. ẕâlike rabbü-lʿâlemîn.
Ayet 9
Ey Peygamber, o müşriklere de ki: “Yeryüzünü iki günde yaratıp, iki günde de bunca nimetlerle donatan, nizamlarını kurup yasalara bağlayıp yaşatan Allah, sizi de hayrınıza olan bir hayatı yaşamaya davet ediyor. Allah âlemlerin tek ve gerçek Rabbi iken aklını kullanıp düşünen kimse Allah’la birlikte başka ilahlar edinip de O’na ortak koşar mı?”
Fussilet 10–14
5 ayetوَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ ١٠ ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًاۜ قَالَتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ ١١ فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظًاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ ١٢ فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ ١٣ اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
10Veceʿale fîhâ ravâsiye min fevḳihâ vebârake fîhâ veḳaddera fîhâ aḳvâtehâ fî erbeʿati eyyâm. sevâel lissâilîn.
11Ŝümme-stevâ ile-ssemâi vehiye düḫânün feḳâle lehâ velilʾarḍi-ʾtiyâ ṭavʿan ev kerhâ. ḳâletâ eteynâ ṭâiʿîn.
12Feḳaḍâhünne sebʿa semâvâtin fî yevmeyni veevḥâ fî külli semâin emrahâ. vezeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimeṣâbîḥ. veḥifżâ. ẕâlike taḳdîru-lʿazîzi-lʿalîm.
13Fein aʿraḍû feḳul enẕertüküm ṣâʿiḳatem miŝle ṣâʿiḳati ʿâdiv veŝemûd.
14İẕ câethümü-rrusülü mim beyni eydîhim vemin ḫalfihim ellâ taʿbüdû ille-llâh. ḳâlû lev şâe rabbünâ leenzele melâiketen feinnâ bimâ ürsiltüm bihî kâfirûn.
Ayet 10–14
Allah, yeryüzünün üzerine sarsılmaz dağlar yerleştirip dengesini kurdu ve orada yaratıp yaydığı nimetlerini canlılar arasında pay etti. Rabbiniz Allah bütün bunları dört günde tamamladı. Sonra da henüz duman halindeki göğü şekillendirip iki günde yedi kat gökleri yarattı ve nizamlarını kurup yasalara bağladı.
Biz yeryüzüne en yakın olan gökyüzünü kandiller gibi yıldızlarla süsledik ve oradan insanlara zarar gelmeyecek bir sistem kurup onları koruduk. Bütün bunlar sınırsız ilim ve kudret sahibi Allah’ın eseridir. Ey Peygamber! Bu gerçeklere rağmen müşrikler, Allah’ın davetinden yüz çevirirlerse onlara de ki: “Sizi Âd ve Semûd kavimlerinin başına gelip onları helak eden bir azapla uyarıyorum.”
Vaktiyle peygamberleri onlara “Sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayat yaşayın ve böylece Allah’tan başkasına kulluk etmeyin.” demişlerdi. Fakat onlar da, “Rabbimiz bizden böyle bir şey isteseydi, bunu bize sizinle değil de meleklerden peygamberler göndererek bildirirdi. O yüzden size inanmıyor, davetinizi reddediyoruz.” demişlerdi.
Fussilet 15–16
2 ayetفَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ١٥ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ ١٦
Mushaf
Okunuş
15Feemmâ ʿâdün festekberû fi-lʾarḍi bigayri-lḥaḳḳi veḳâlû men eşeddü minnâ ḳuvveh. evelem yerav enne-llâhe-lleẕî ḫaleḳahüm hüve eşeddü minhüm ḳuvveh. vekânû biâyâtinâ yecḥadûn.
16Feerselnâ ʿaleyhim rîḥan ṣarṣaran fî eyyâmin neḥisâtil linüẕîḳahüm ʿaẕâbe-lḫizyi fi-lḥayâti-ddünyâ. veleʿaẕâbü-lʾâḫirati aḫzâ vehüm lâ yünṣarûn.
Ayet 15–16
Âd kavmi bu davete böbürlenerek karşı çıkıp, “Bizden daha güçlüsü yok, kimse bize bir şey yapamaz.” diyerek meydan okumuş ve Allah’ın gücünü kavramak istememişlerdi.
Bunun üzerine Biz de onların üzerine dondurucu bir kasırga gönderip dünya hayatlarında alçaltıcı bir azapla cezalandırıp o çetin günde helak ettik. Âhiretteki azapları ise çok daha şiddetli olacak ve kendilerine bir yardımcı da bulamayacaklar.
Fussilet 17–18
2 ayetوَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ ١٧ وَنَجَّيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ١٨
Mushaf
Okunuş
17Veemmâ ŝemûdü fehedeynâhüm festeḥabbü-lʿamâ ʿale-lhüdâ feeḫaẕethüm ṣâʿiḳatü-lʿaẕâbi-lhûni bimâ kânû yeksibûn.
18Venecceyne-lleẕîne âmenû vekânû yetteḳûn.
Ayet 17–18
Semûd kavmi de peygamberin doğru yola davetini reddedip bâtıl nizamları ile yaşamaya devam ettiler. Bunun üzerine Biz de peygamber ve onunla birlikte iman edenleri kurtarıp, gerisini üzerlerine gönderdiğimiz bir yıldırım azabı ile helak ettik.
Fussilet 19–23
5 ayetوَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ١٩ حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٠ وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٢١ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ ٢٢ وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
19Veyevme yuḥşeru aʿdâü-llâhi ile-nnâri fehüm yûzaʿûn.
20Ḥattâ iẕâ mâ câûhâ şehide ʿaleyhim semʿuhüm veebṣâruhüm vecülûdühüm bimâ kânû yaʿmelûn.
21Veḳâlû licülûdihim lime şehittüm ʿaleynâ. ḳâlû enṭaḳane-llâhü-lleẕî enṭaḳa külle şeyʾiv vehüve ḫaleḳaküm evvele merrativ veileyhi türceʿûn.
22Vemâ küntüm testetirûne ey yeşhede ʿaleyküm semʿuküm velâ ebṣâruküm velâ cülûdüküm velâkin żanentüm enne-llâhe lâ yaʿlemü keŝîram mimmâ taʿmelûn.
23Veẕâliküm żannükümü-lleẕî żanentüm birabbiküm erdâküm feaṣbaḥtüm mine-lḫâsirîn.
Ayet 19–23
Kıyamet Günü Allah’ın davetine karşı çıkıp O’na başkaldıran Allah düşmanlarının hepsi, bir araya getirilip ateşe sürülecekler. Cehennemin önüne getirildiklerinde onların kulakları, gözleri, derileri yapıp ettikleri ile ilgili haklarında şahitlik edecekler.
Onlar da derilerine, “Niçin aleyhimize şahitlik ediyorsunuz?” diye soracaklar. Derileri de onlara, “Her şeyi konuşturan Allah bugün bize de konuşma yeteneği vererek konuşturdu. Sizi yoktan var edip yaratan O’dur. O’nun her şeye gücü yeter, şimdi siz de hesap vermek üzere O’na döndürüldünüz. Hâlbuki dünya hayatınızda yaptıklarınıza âhirette kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin şahitlik edeceği bildirilerek uyarılmıştınız fakat inanmayıp Allah’a şirk koşmaktan vazgeçmediniz. Üstelik ‘Allah yapıp ettiklerimizin hepsini nasıl bilecek?’ diyordunuz.”
“Rabbiniz hakkındaki yanlış düşünceleriniz sizleri bu kötü duruma düşürdü ve hüsrana uğrayanlardan oldunuz.”
Fussilet 24–25
2 ayetفَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ ٢٤ وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ٢٥
Mushaf
Okunuş
24Feiy yaṣbirû felnâru meŝvel lehüm. veiy yestaʿtibû femâ hüm mine-lmüʿtebîn.
25Veḳayyaḍnâ lehüm ḳuranâe fezeyyenû lehüm mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm veḥaḳḳa ʿaleyhimü-lḳavlü fî ümemin ḳad ḫalet min ḳablihim mine-lcinni velʾins. innehüm kânû ḫâsirîn.
Ayet 24–25
Böylece müşrik ve kâfirler, hak ettikleri dayanılmaz cehennem ateşine mahkûm edilecekler. Onlar, Hesap Günü’nde Allah’ın davetine uygun yaşamak üzere dünyaya yeniden gönderilmek için yalvarıp yakaracaklar fakat kendilerine böyle bir izin verilmeyecektir.
Allah’a nankörlük edip başkaldırmaları sebebi ile şeytan ve şeytanlaşmış insanlar onlara musallat oldular, yanlışlarını doğru ve güzel gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş, bilinen ve bilinmeyen müşriklerle kâfirler gibi azabı hak etmiş oldular. Şüphesiz hepsi hüsrana uğrayıp yaptıklarına çok pişman olacaklar.
İlgili ayetler
Fussilet 26–29
4 ayetوَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ ٢٦ فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَابًا شَد۪يدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٧ ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٢٨ وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ ٢٩
Mushaf
Okunuş
26Veḳâle-lleẕîne keferû lâ tesmeʿû lihâẕe-lḳurʾâni velgav fîhi leʿalleküm taglibûn.
27Felenüẕîḳanne-lleẕîne keferû ʿaẕâben şedîdev velenecziyennehüm esvee-lleẕî kânû yaʿmelûn.
28Ẕâlike cezâü aʿdâi-llâhi-nnâru. lehüm fîhâ dâru-lḫuld. cezâem bimâ kânû biâyâtinâ yecḥadûn.
29Veḳâle-lleẕîne keferû rabbenâ erine-lleẕeyni eḍallânâ mine-lcinni velʾinsi necʿalhümâ taḥte aḳdâminâ liyekûnâ mine-lʾesfelîn.
Ayet 26–29
Allah’ın daveti olan hayat nizamına düşman olanlar birbirlerine, “Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü çıkarıp dinlenmesinin önüne geçin! İnsanları başka şeylerle meşgul edip, ondan uzak tutun ve duyulup anlaşılmasını engellemek için elinizden geleni yapın.” derler.
Biz böylelerini şiddetli bir azaba uğratıp, yaptıklarının en kötüsüyle yargılayıp cezalandıracağız.
Bunların cezası içinde devamlı kalacakları cehennem ateşi olacaktır ve orada acılar içinde kıvranırken bir yandan da şöyle diyeceklerdir: “Ey Rabbimiz! Dünya hayatımızda bizleri yalnız Seni ilah edinmekten alıkoyan, davetinden yüz çevirmemize sebep olan, görünerek ya da görünmeden bizlere vesvese verip aklımızı karıştıran peşine düştüklerimizi bize göster, ki onları ayaklarımızın altına alıp çiğneyelim de hepimizin en alçağı ve sefili olsunlar.”
İlgili ayetler
Fussilet 30–32
3 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ٣٠ نَحْنُ اَوْلِيَٓاؤُ۬كُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَشْتَه۪ٓي اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَدَّعُونَۜ ٣١ نُزُلًا مِنْ غَفُورٍ رَح۪يمٍ۟ ٣٢
Mushaf
Okunuş
30İnne-lleẕîne ḳâlû rabbüne-llâhü ŝümme-steḳâmû tetenezzelü ʿaleyhimü-lmelâiketü ellâ teḫâfû velâ taḥzenû veebşirû bilcenneti-lletî küntüm tûʿadûn.
31Naḥnü evliyâüküm fi-lḥayâti-ddünyâ vefi-lʾâḫirah. veleküm fîhâ mâ teştehî enfüsüküm veleküm fîhâ mâ teddeʿûn.
32Nüzülem min gafûrir raḥîm.
Ayet 30–32
Rabbimiz Allah’tır deyip, yalnız O’nu ilah edinip, itaat ederek sorumluluklarını yerine getirmek için gayret edenlere gelince; onlara da Kıyamet Günü melekler şöyle diyecekler: “Korkmayın ve üzülmeyin, Allah’ın size vaat ettiği cennetlere girip mutlu olun. Biz dünya hayatınızda olduğu gibi âhiret hayatınızda da sizin dostunuzuz. Cennette canınızın çektiği her şeye kavuşacaksınız, istediğiniz her şey emrinizde ve sizin olacak. Bütün bunlar Allah’ın davetine icabet eden, bu uğurda ellerinden gelen gayreti gösterenler için merhamet sahibi ve bağışlayıcı Allah’ın sizlere ikramıdır.”
İlgili ayetler
Fussilet 33
1 ayetوَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ ٣٣
Mushaf
Okunuş
33Vemen aḥsenü ḳavlem mimmen deʿâ ile-llâhi veʿamile ṣâliḥav veḳâle innenî mine-lmüslimîn.
Ayet 33
İnsanları yalnız Allah’ın ilahlığına çağıran, salih amel işleyen ve “Ben Allah’a teslim olan (müslüman)lardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?!
Fussilet 34–35
2 ayetوَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ ٣٤ وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُواۚ وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ ٣٥
Mushaf
Okunuş
34Velâ testevi-lḥasenetü vele-sseyyieh. idfaʿ billetî hiye aḥsenü feiẕe-lleẕî beyneke vebeynehû ʿadâvetün keennehû veliyyün ḥamîm.
35Vemâ yüleḳḳâhâ ille-lleẕîne ṣaberû. vemâ yüleḳḳâhâ illâ ẕû ḥażżin ʿażîm.
Ayet 34–35
Şüphesiz iyilikle kötülük bir olmaz, sen kötülüğe iyilikle karşılık ver. Böyle yaptığında göreceksin ki sana düşman olan kimse, çok yakın bir dost olacaktır. Bu olgun meziyete ancak sıkıntılara sabreden, Allah’a güvenini kaybetmeyen, yüksek ahlak ve fazilet sahibi olanlar ulaşabilir.
Fussilet 36
1 ayetوَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Veimmâ yenzeganneke mine-şşeyṭâni nezgun festeʿiẕ billâh. innehû hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Ayet 36
Şeytan ve şeytana uyanlar, seni öfkeye sürükleyecek, vesvese verip kışkırtacak olurlarsa hemen Allah’a sığın. O her şeyi işiten, her şeyi bilendir ve Allah kendisine sığınanları her türlü kötülüklerden koruyandır.
İlgili ayetler
Fussilet 37–38
2 ayetوَمِنْ اٰيَاتِهِ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُۜ لَا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ ٣٧ فَاِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذ۪ينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ ٣٨
Mushaf
Okunuş
37Vemin âyâtihi-lleylü vennehâru veşşemsü velḳamer. lâ tescüdû lişşemsi velâ lilḳameri vescüdû lillâhi-lleẕî ḫaleḳahünne in küntüm iyyâhü taʿbüdûn.
38Feini-stekberû felleẕîne ʿinde rabbike yüsebbiḥûne lehû billeyli vennehâri vehüm lâ yesʾemûn.
Ayet 37–38
Gece, gündüz, Güneş ve Ay da Allah’ın ilmi ve kudretinin delillerindendir. Sakın Güneş’e, Ay’a yahut onlar gibi yaratılmış olan hiçbir şeye secde edip ibadet etmeye kalkmayın. Allah’ı layıkıyla tanıyıp, yalnız O’na secde edip ibadet edin.
Büyüklük taslayıp kibirlenerek Allah’a ibadet etmekten yüz çevirenler, iyi bilsinler ki Allah’ı hakkıyla tanıyanlar gece gündüz hem de hiç yorulmadan Allah’ın rızasını kazanmak yolunda gayret ederek O’na ibadet ederler.
Fussilet 39
1 ayetوَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْۜ اِنَّ الَّذ۪ٓي اَحْيَاهَا لَمُحْيِ الْمَوْتٰىۜ اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Vemin âyâtihî enneke tera-lʾarḍa ḫâşiʿaten feiẕâ enzelnâ ʿaleyhe-lmâe-htezzet verabet. inne-lleẕî aḥyâhâ lemuḥyi-lmevtâ. innehû ʿalâ külli şeyʾin ḳadîr.
Ayet 39
Allah’ın sınırsız ilim ve kudretinin delillerinden birisi de şu kupkuru topraktır; üzerine yağmuru yağdırdığımızda hemen harekete geçer, kabarır, canlanıp uyanıverir. Ona böylece hayat verip canlandıran Allah, şüpheniz olmasın ki ölüleri de diriltecektir, çünkü O’nun gücü her şeye yeter.
Fussilet 40
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَاۜ اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَاْت۪ٓي اٰمِنًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٤٠
Mushaf
Okunuş
40İnne-lleẕîne yülḥidûne fî âyâtinâ lâ yaḫfevne ʿaleynâ. efemey yülḳâ fi-nnâri ḫayrun em mey yeʾtî âminey yevme-lḳiyâmeh. iʿmelû mâ şiʾtüm innehû bimâ taʿmelûne beṣîr.
Ayet 40
Bütün delillerin ortaya koyduğu gerçekler, Allah’ın ilminin ve kudretinin yüceliğini apaçık gösterirken; davetinden yüz çevirip de cehennemi hak edip ateşe atılanın mı, yoksa Allah’ın davetine yönelen ve gereklerini yerine getirenin durumu mu daha iyi?
Artık her insan, buna göre tercihini yapıp dilediği gibi yaşasın. Allah herkesin yapıp ettiklerini bilmektedir.
İlgili ayetler
Fussilet 41–42
2 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌۙ ٤١ لَا يَاْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ۜ تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41İnne-lleẕîne keferû biẕẕikri lemmâ câehüm. veinnehû lekitâbün ʿazîz.
42Lâ yeʾtîhi-lbâṭilü mim beyni yedeyhi velâ min ḫalfih. tenzîlüm min ḥakîmin ḥamîd.
Ayet 41–42
Kur’an ile ulaştırılan mesajları yalan sayıp da, çağrısını inatla reddedenleri Biz bilmekteyiz. Oysa bu Kur’an, insanları doğru yola çağıran ve bildirdiği hükümlerle bozulmayı önleyen ilahi bir kitaptır ve âlemlerin Rabbi olan Allah tarafından indirilmiştir. Bâtıl onun önünde de ardında da barınamaz. Onda bir yanlışlık ve eksiklik de bulunamaz.
Fussilet 43
1 ayetمَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ ق۪يلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَۜ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَل۪يمٍ ٤٣
Mushaf
Okunuş
43Mâ yüḳâlü leke illâ mâ ḳad ḳîle lirrusüli min ḳablik. inne rabbeke leẕû magfirativ veẕû ʿiḳâbin elîm.
Ayet 43
Ey Peygamber! Müşrikler tarafından sana söylenenler, senden önceki elçilere söylenenlerden farklı değildir. O halde sen de, senden öncekiler gibi sabırla diren. Senin Rabbin tevbe edip davetine yönelenleri bağışlayıcıdır ve fakat davetinden yüz çevirip başkaldıran, kendisinden başka ilah edinenleri en şiddetli azapla cezalandırandır.
İlgili ayetler
Fussilet 44
1 ayetوَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰنًا اَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُۜ ءَاَۭۘعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّۜ قُلْ هُوَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَٓاءٌۜ وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًىۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ۟ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Velev ceʿalnâhü ḳurʾânen aʿcemiyyel leḳâlû levlâ füṣṣilet âyâtüh. eaʿcemiyyüv veʿarabiyy. ḳul hüve lilleẕîne âmenû hüdev veşifâün. velleẕîne lâ yüʾminûne fî âẕânihim vaḳruv vehüve ʿaleyhim ʿamâ. ülâike yünâdevne mim mekânim beʿîd.
Ayet 44
Şayet Biz, Kur’an’ı Arapça olmayan bir dilde indirseydik, müşrikler “Bu kitabın âyetlerinin bize Arapça (açık seçik) gelip anlatılması gerekmez miydi? Peygamber ve Kitabın hitap ettiği bizler Arabız ve Arapçadan başka dil de bilmeyiz!” derlerdi. Ey Peygamber! De ki: “Bu kitap yaratılış sebepleri olan hayat nizamına iman edip onu yaşamak ve yaşatmak isteyenler için bir rehber, gönüllerdeki sıkıntılara ve sosyal sorunlara bir şifadır.”
Allah’ın davetinden yüz çeviren, inatçı, nankörlerin kulaklarında bir ağırlık ve sağırlık vardır. Bundan dolayı da Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. Sanki çok uzaktan anlaşılmaz sözlerle kendilerine sesleniliyormuş sanırlar.
Fussilet 45
1 ayetوَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe faḫtülife fîh. velevlâ kelimetün sebeḳat mir rabbike leḳuḍiye beynehüm. veinnehüm lefî şekkim minhü mürîbün.
Ayet 45
Geçmişte Biz Musa’ya da kitap vermiştik, fakat müşrikler Kur’an hakkında olduğu gibi o kitap hakkında da bilgiden ve delilden yoksun, asılsız ithamlarda bulunmuşlardı. Şayet Rabbinizin önceden belirlenmiş bir sözü ve bir yasası olmasaydı, bunların da cezaları ertelenmez, hemen azaba uğratılırlardı. İşin aslını bilmedikleri için, Kur’an hakkında ileri geri konuşup durmaktalar.
Fussilet 46
1 ayetمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِه۪ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ ٤٦
Mushaf
Okunuş
46Men ʿamile ṣâliḥan felinefsihî vemen esâe feʿaleyhâ. vemâ rabbüke biżallâmil lilʿabîd.
Ayet 46
İyi bilin ki her kim Kur’an ile yapılmakta olan davete iman eder de ona göre yaşamayı tercih ederse, bunu kendi iyiliği için yapmış olur.
Her kim de bu davete sırt dönüp onu reddederse, o da bunu kendi zararına yapmış olur. Allah kullarına asla haksızlık etmez.
İlgili ayetler
Fussilet 47–48
2 ayetاِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِۜ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ اَيْنَ شُرَكَٓاء۪يۙ قَالُٓوا اٰذَنَّاكَۙ مَا مِنَّا مِنْ شَه۪يدٍۚ ٤٧ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ ٤٨
Mushaf
Okunuş
47İleyhi yüraddü ʿilmü-ssâʿah. vemâ taḫrucü min ŝemerâtim min ekmâmihâ vemâ taḥmilü min ünŝâ velâ teḍaʿu illâ biʿilmih. veyevme yünâdîhim eyne şürakâî ḳâlû âẕennâke mâ minnâ min şehîd.
48Veḍalle ʿanhüm mâ kânû yedʿûne min ḳablü veżannû mâ lehüm mim meḥîṣ.
Ayet 47–48
Son Saat’in ne zaman gelip de Kıyamet’in ne zaman kopacağını yalnız Allah bilir. O’nun bilgisi ve kararı olmadan ne meyve çekirdekleri kabuklarını çatlatabilir ne de bir dişi gebe kalıp doğurabilir.
Allah, Hesap Günü müşriklere: “Benim sizin üzerinizdeki haklarıma ortak saydığınız o ilahlarınız hani şimdi neredeler?” diye soracak. Onlar da: “Şimdi itiraf ediyoruz ki onlardan hiçbiri Senin ilahlığına ortak değilmiş.” diyecekler. Böylece dünya hayatlarında Allah’la birlikte ilah edindiklerinin kendilerine hiçbir yararı olmadığını anlayacaklar fakat âhirette bunu anlamış olmaları, onları hak ettikleri azaptan kurtarmayacaktır, O Gün artık azaptan kaçıp kurtulmaları mümkün değildir.
Fussilet 49–50
2 ayetلَا يَسْـَٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوطٌ ٤٩ وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٥٠
Mushaf
Okunuş
49Lâ yesʾemü-lʾinsânü min düʿâi-lḫayr. veim messehü-şşerru feyeûsün ḳanûṭ.
50Velein eẕaḳnâhü raḥmetem minnâ mim baʿdi ḍarrâe messethü leyeḳûlenne hâẕâ lî vemâ eżunnü-ssâʿate ḳâimetev veleir ruciʿtü ilâ rabbî inne lî ʿindehû lelḥusnâ. felenünebbienne-lleẕîne keferû bimâ ʿamilû. velenüẕîḳannehüm min ʿaẕâbin galîż.
Ayet 49–50
İnsan sanki hiç ölmeyecekmiş ve tekrar diriltilip dünya hayatında kendisine verilen nimetleri kullanış biçiminden hesaba çekilmeyecekmiş gibi, bıkıp usanmadan mal mülk sahibi olmak için koşuşturup durur; başına bir sıkıntı gelince de hemen ümitsizliğe kapılır.
Başına gelen sıkıntıdan Biz onu kurtarıp bolluk ve rahata kavuşturduğumuzda, hemen Bizi unutur, “Bu zaten benim hakkımdı ve sıkıntılarımdan kendi çabamla kurtuldum. Hem ben Kıyamet’in kopacağına ve Hesap Günü diye bir günün olduğuna da inanmıyorum. Öyle bir gün gelecek bile olsa, O Gün de Rabbim yine beni en güzel şekilde ödüllendirecektir.” diyerek küstahça nankörlük etmeye devam eder. Hâlbuki Biz Hesap Günü bu müşrik ve kâfirlerin söylediklerinin, yapıp ettiklerinin hesabını sorup hak ettikleri şiddetli azaba çarptıracağız.
Fussilet 51–52
2 ayetوَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَٓاءٍ عَر۪يضٍ ٥١ قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِه۪ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ ف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍ ٥٢
Mushaf
Okunuş
51Veiẕâ enʿamnâ ʿale-lʾinsâni aʿraḍa veneâ bicânibih. veiẕâ messehü-şşerru feẕû düʿâin ʿarîḍ.
52Ḳul eraʾeytüm in kâne min ʿindi-llâhi ŝümme kefertüm bihî men eḍallü mimmen hüve fî şiḳâḳim beʿîd.
Ayet 51–52
İnkâr ve isyanla yaşamakta inatla direnenler, Allah’ın bahşettiği bunca nimetten yararlanmalarına rağmen Allah’a nankörlük edip O’nun davetine icabet etmek yerine bâtıl nizamlara yönelip kula kulluk ederler. Fakat ne zaman da başları dara düşse hemen Allah’a yalvarıp yakarıp dua ederek yardım istemeye başlarlar.
Sen onlara de ki: “Bu Kur’an, Allah tarafından gönderildiği halde onu yalan sayıp gerçeği örtbas etmeye çalışarak doğru yoldan uzaklaşmış olduğunuzu hiç düşünmez misiniz?”
Fussilet 53
1 ayetسَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ٥٣
Mushaf
Okunuş
53Senürîhim âyâtinâ fi-lʾâfâḳi vefî enfüsihim ḥattâ yetebeyyene lehüm ennehü-lḥaḳḳ. evelem yekfi birabbike ennehû ʿalâ külli şeyʾin şehîd.
Ayet 53
Biz ilmimiz ve kudretimizin delillerini (âfakta ve enfüste), kâinatla birlikte insanların kendi bünyelerindeki yarattığımız azaları, bunların birbirleri arasındaki uyumlu işleyişleri ile de apaçık göstermekteyiz. Allah Kur’an’la sizleri fıtratınızla uyumlu bir hayatı yaşamaya davet ederken, hâlâ O’ndan şüphe mi edeceksiniz? Allah’ın şahitlik ettiği bu gerçeği zamanı gelince kavrayacaksınız fakat çok geç kalmış olacaksınız.
İlgili ayetler
53Ra’d 1Ra’d 5Câsiye 1Câsiye 9Zâriyât 20Zâriyât 21Ankebut 52
Fussilet 54
1 ayetاَلَٓا اِنَّهُمْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓاءِ رَبِّهِمْۜ اَلَٓا اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطٌ ٥٤
Mushaf
Okunuş
54Elâ innehüm fî miryetim mil liḳâi rabbihim. elâ innehû bikülli şeyʾim müḥîṭ.
Ayet 54
Gerçek şu ki, müşrikler, Hesap Günü’nde diriltilip Rablerinin huzuruna çıkarılacakları konusunda şüphe içindeler. Oysa Allah’ın ilmi ve kudreti sonsuzdur ve O’nun her şeye gücü yeter.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Mü’min, sonra Şûrâ indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla