Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konusu
Adı: Bu surenin adı birinci ayetinden alınmıştır. Fakat bu ad ihtiva edilen şeyin başlığı değildir.
Nüzul Zamanı: Bu surenin ilk yedi ayeti Mekke döneminin henüz başlarında nazil olmuştur.
Buhari, Tirmizi, Müsned-i Ahmed’te Hz. Cabir bin Abdullah’tan bu ayetlerin Allah Rasulü’ne nazil olan ilk ayetler olduğu bile rivayet edilmektedir. Öte taraftan Allah Rasulü’ne ilk nazil olan ayetlerin “İkra”dan “ma’lem ya’lem” e kadar olan bölüm olduğu hususunda ittifak vardır. Fakat sahih olan rivayetlerden sabittir ki bu vahiyden az bir müddet sonra nazil olmuştur. İşte bu aradan sonra yeniden vahiy gelmeye başladığında ilk gelen ayet bu olmuştur. İmam Zühri bu konuda şöyle söylemektedir: “Bir müddet Allah Rasulü’ne vahiy kesilmişti. Bunun üzerine çok fazla üzülmüş ve kedere boğulmuştu. Bazen dağın tepesine gidip oradan kendisini aşağıya atmayı bile düşünür olmuştu. O zaman Cebrail (a.s) O’na gözükür ve “Sen Allah’ın Rasulü’sün” diyerek O’na hatırlatmada bulununca Peygamber de huzura kavuşur, sonra bu üzüntü ve ıztırabı giderdi.” (İbn Cerir)
Daha sonra İmam Zühri, Abdullah bin Cabir’den şu rivayeti nakletmektedir: “Allah Rasulü, vahyin gelmediği o dönemden bahsederken şöyle söylerdi: “Bir gün yolda gidiyordum.
Aniden gökten bir ses geldi. Başımı kaldırdığımda daha önce Hira mağarasında gördüğüm o meleğin bana geldiğini gördüm.
Yer ve gök arasında bir kürsüde oturmuştu. Bunu görünce müthiş dehşete kapıldım. Hemen eve gelerek “Beni örtün!” diye bağırdım. Evdekiler hemen üzerime bir yorgan örttüler.
İşte sonra Allah tarafından bu “ey örtünen!” vahyi nazil oldu. Ve bundan sonra da devamlı olarak vahiy gelmeye devam etti.” (Buhari, Müslim, Müsned-i Ahmed, İbn Cerir.)
Surenin geri kalan kısmı, yani 8. ayetten sonuncu ayete kadar olan bölüm İslâm’ın açıktan açığa tebliğ edilmeye başlanıldıktan sonraki ilk hac mevsiminde Mekke’de nazil olmuştur.
Bunun ayrıntılı açıklaması İbn Hişam’ın Siret’inde verilmekte olup az ileride bunu nakledeceğiz.
Konusu: Yukarıda açıklandığına göre Rasulüllah’a inen ilk vahiy Alak Suresi’nin ilk beş ayeti idi. O surede “Oku, yaratan Rabbinin adı ile. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku!
Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin sonsuz kerem sahibidir”
denilmektedir. Bu, vahiy nüzulunun ilk tecrübesidir. Bu vahiyde Allah Rasulü’ne ne kadar büyük bir iş için tayin edildiği ve ileride yapacağı şeyler için bunun sadece bir başlangıç olduğu söylenilmektedir. Bundan sonra O, bir müddet yalnız bırakıldı. Bu sayede bu şoku atlatması ve yeniden sakinleşerek zihinsel olarak gelecek olan vahiyleri almaya ve peygamberliğin gereklerini yüklenmeye hazır olması istenmiştir. İşte bu fetret döneminden sonra yeniden vahiy gelmeye başladığında ilk gelen ayetler bu Müddessir Suresi’nin ilk yedi ayetiydi. Burada ilk defa Allah Rasulü’ne, “Kalk ve halka gitmekte oldukları yolun sonucundan onları korkut ve dünyada Allah’tan başka yücelttiklerinin yerine sen yalnızca O’nun yüceliğini haykır!” emri verilmiştir. Bunun yanında, vazifesi gereği yaşayışının her bakımdan temiz olması ve bütün dünyevî faydaları bir kenara bırakarak tam bir ihlâs ile insanların ıslahı için görevini yerine getirmesi emrolunmuştur.
Son cümlede ise “Bu görevi yerine getirirken sana gelecek olan zorluk ve musibetlere karşı da Rabbinin hatırı için sabret” telkininde bulunulmaktadır.
Bu ilahi fermana göre Allah Rasulü tebliğ vazifesine ve Kur’an’ın peş peşe nazil olan surelerini anlatmaya başladığı zaman öyle bir telaş başladı ki muhalifler bu panikte şiddetle karşı koymaya başladılar. Bir kaç ay böyle geçtikten sonra hacc mevsimi gelmişti.
Mekke’dekiler bu sefer: “Hacc için bütün Arabistan’dan kafileler gelecek ve eğer Muhammed (s.a) bunları ziyaret ederek bu hacılara Kur’an okursa, bu emsalsiz ve etkili kelamı duyan hacılar tarafından Arabistan’ın en ücra köşelerine kadar İslâm’ın çağrısı yayılır ve sonra da kimbilir neler olur” diyerek telaşa düştüler. Bunun üzerine Kureyşin ileri gelenleri bir toplantı yaparak gelen hacılara Hz. Muhammed’e (s.a) karşı propaganda yapılması kararını aldılar.
Görüş birliğinden sonra toplantıda bulunanlara Velid bin Muğire şöyle dedi: “Muhammed hakkında bir fikir etrafında toplanalım, ihtilafa düşmeyelim. Yoksa birbirimizi yalancı çıkarmış ve sözlerimizin bir kısmı öbür kısmını yalanlamış olur. O zaman itibarımız kaybolur. Bir şey üzerinde birleşelim ki herkes Muhammed için hacılara aynı şeyi söylesin.”
Bunun üzerine bazıları: “Onun bir kahin olduğunu söyleyelim” dediler. Velid, “Hayır, Allah’a andolsun ki o bir kahin değildir. Kahinleri gördük. Muhammed’in okuduğu şeyler öyle kahin mırıldanışı ve tekerlemeleri cinsinden değil” dedi. Bazıları, “Öyleyse deli olduğunu söyleriz” dediler. Velid, “Hayır, o bir deli değil ki. Deliliği gördük, biliyoruz.
Halbuki Muhammed’in durumu deliliğin insanda meydana getirdiği baygınlık, titreyiş ve vesveseye benzemiyor” dedi. Kureyşliler “Peki öyleyse şair olduğunu söyleyelim” dediler.
Velid, “Hayır, o bir şair de olamaz. Biz şiirin her çeşidini biliriz. Bu sözler ise şiir değildir”
dedi. Kureyşliler “Öyleyse büyücü olduğunu söyleyelim” dediler. Velid, “Hayır, o büyücü değil. Biz büyücüleri ve yaptıkları büyüleri gördük. Muhammed’in sözleri büyücülerin okuyup üfürmelerine ve düğüm düğümlemelerine benzemiyor” dedi. O zaman Kureyşliler Velid’e, “Ey Abduşşems! Peki ama ne söyleyelim?” deyince Ebu Cehil, Velid’e, “Sen kendi görüşünü söylemezsen bu insanlar senden razı olmayacaklar” dedi. Velid onlara, “Tanrıya and olsun ki onun sözlerinde bambaşka bir tatlılık var. Sözlerinin başlangıcı sağlam bir hurma ağacına, sonları da o ağacın meyvelerine benzer. Muhammed hakkında bu dediklerinizin herhangi birini söylerseniz bunun doğru olmadığı anlaşılır” dedi. Kureyşliler Velid’in bu söylediklerini kabul ederek dağıldılar. Sonra bu karar gereğince hacca gelen halkı bekleyip önlerine çıkarak rast geldikleri herkese Muhammed’den sakınmasını söylemeye ve onun bir sihirbaz olduğunu ve sihrinin bütün aileleri parçaladığını anlatmaya başladılar. Ama bütün bunların sonucu sadece onların yapabildikleri şey onun ismini baştanbaşa bütün Arap yarımadasına duyurmak oldu. (Sireti İbn Hişam, C.L. ss. 288-289, Ebu Cehil’in Velid’e kendi görüşünü söylemesinde ısrar etmesi olayını İkrime’nin rivayetinden İbn Cerir kendi tefsirinde nakletmiştir.)
Bu surenin ikinci kısmında yorumu yapılan bu aynı hadisenin konuları şöyle sıralanır:
ayetten 10. ayete kadar Hakk’ı tahkir edenlere “bugün yaptığınızın kötü sonucunu kıyamet günü göreceksiniz” denilmektedir.
ayetten 26. ayete kadar olan bölümde Muğire oğlu Velid’in ismi anılmadan Allah’ın nimetlerle donattığı ama bunlara karşılık onun Hakk’a karşı gelerek düşman olduğu kişinin zihni yapısı yansıtılmaktadır.
Çünkü o bir yandan Hz. Muhammed’in (s.a) ve Kur’an’ın doğru olduğuna inanıyorken, öte taraftan kendi kavminin arasındaki makam ve mevkiini tehlikeye sokmak istemiyordu. Bu yüzden iman etmemişti. Ve bir süre kendi içinde bocalamadan sonra sadece iman etmemekle yetinmeyerek kavmini de iman etmekten caydırmak için bunun bir büyü olduğunu ilan etmişti. İşte burada onun bu aşikar çirkin yüzü ortaya serilerek bu şahsın bütün bunlara rağmen hala daha nimetler beklediği anlatılmaktadır. Oysaki nimetlere değil cehenneme müstehaktır artık.
Bundan sonra 27. ayetten 48. ayete kadar cehennemin korkunçluğu beyan edilerek hangi karaktere sahip olanların ona müstehak olacakları açıklanmaktadır.
Sonra 49. ayetler ile 53. ayetler arası kafirlerin gerçek hastalıklarının asıl sebebinin onların ahiret hakkında korkularının olmaması ve herşeyin bu dünyadan ibaret olduğunu zannetmeleri olduğu bildirilmektedir. Onun için onlar, Kur’an’dan tıpkı aslanı görmüş yaban eşeği gibi kaçmaktalar. İman etmek için de acaip acaip gayri mantıki şartlar ileri sürülüyor. Aslında onların bu şartları yerine getirilse de onlar ahireti inkar edecekler ve iman etmeyecekler.
En sonunda da açık açık, “Allah bir kimsenin imanına muhtaç değil ki onların şartlarını kabul etsin. Kur’an herkese takdim edilen genel bir öğüttür. Kim isterse kabul etsin. Allah insanların O’na itaat etmemekten korkmalarını ister. Ve takvayı ve Allah korkusunu seçmiş bir kimseyi de daha önce ne kadar günah işlemişse işlesin, affetmek de O’nun şanındandır.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1–3
3 ayetMüddessir 1
Müddessir 2
Müddessir 3
يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ١ قُمْ فَاَنْذِرْۙ ٢ وَرَبَّكَ فَكَبِّرْۙ ٣
Mushaf
Okunuş
1Yâ eyyühe-lmüddeŝŝir.
2Ḳum feenẕir.
3Verabbeke fekebbir.
Türkçe Meal
1Ey Elçilik görevini yüklenen kişi!
2Kalk ve uyar.
3Ve sadece Rabbini yücelt!
Açıklamalı meal
1Ey inzivaya çekilip toplumdan gizlenen ve yalnızlık örtüsüne bürünen Muhammed Peygamber! Ey Kur’an mesajını yüreğinde hisseden, fakat onu tebliğ etmekte çekimser davranan Müslüman! Kendi kabuğuna çekilip sakin bir hayat sürme zamanı geçti. Artık gizlenmeyi bırak! Sana gönderdiğim gerçekleri insanlara açıkla ve gizliden gizliye yaptığın tebliği açığa çıkar.
2Bunun için her türlü endişeden sıyrıl. Sana inen vahyin mesajlarını muhtaç gönüllere ulaştırmak üzere azim ve kararlılıkla harekete geç. Bu büyük vazife için hazırlan ve bundan böyle insanları bilgilendirip uyarmak üzere aralarına katıl! Yakın çevrenden başlayarak, insanları İslam’a davet et. Onlara şirk inancının yanlış olduğunu, Allah’tan başka kulluk edilmeye layık hiçbir güç bulunmadığını anlat! İnkâr ve cehalet karanlıklarında bocalayan insanlığı, yolun sonunda bekleyen tehlikelere karşı Kur’an’la uyar. Belki düşünür, öğüt alırlar.
3Korkma, Allah seninle beraberdir. Bunun için hem yüreğinle hem de söz ve davranışlarınla yalnız Rabbinin büyüklüğünü duyur ve Allah’ın şanını yücelterek tüm kâinata ilan et! Rabbinin yüceliğini, bahşettiği nimetleri ve kâinatta kurduğu muhteşem nizamın mükemmel işleyişini anlat.
İlgili ayetler
Ayet 4–5
2 ayetMüddessir 4
Müddessir 5
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ٤ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ٥
Mushaf
Okunuş
4Veŝiyâbeke feṭahhir.
5Verrucze fehcür.
Türkçe Meal
4Elbiseni temiz tut/dış dünyanı düzenle!
5Pislikten/şirkten uzak dur/iç dünyanı düzenle!
Açıklamalı meal
4Bu tebliğ vazifesini yaparken de nefsini arındır. Tebliğ ve uyarıya öncelikle kendinden başla; çevreni ve dış görünüşünü daima temiz tut. Maddi elbiseni temiz tuttuğun gibi, kişiliğini ve karakterini simgeleyen manevi elbiseni de temiz tut. Kıyafetin temiz ve davetinin yüceliği ile uyumlu olsun. Bedenini, arzularını ve heveslerini pisliklerden arındır, şirke ve inkâra bulaşma. Eğer Rabbine kulak verip yasalarımıza göre hareket etmezsen, kendini temizleyemezsin. Bil ki Rabbinin kötü olarak vasıflandırdığı ve yasakladığı her şey pisliktir.
5Hesap günü seni zor durumda bırakacak davranışlardan ve azaba sebep olacak tüm günahlardan kaçın. Kur’an’ın onaylamadığı düşünce ve davranışları içeren her türlü şirk ve pislikten uzaklaş. Şirkin ve küfrün aklını karıştırıp duygu ve düşüncelerini kirletmesine izin verme. Erdemli ve faziletli kişiliğinle insanların içine çık.
Ayet 6–7
2 ayetMüddessir 6
Müddessir 7
وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ ٦ وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ ٧
Mushaf
Okunuş
6Velâ temnün testekŝir.
7Velirabbike faṣbir.
Türkçe Meal
6Bunları gözünde büyütüp de yaptığın iyiliği çok görme.
7Ve Rabbinin yolunda karşılaşacağın zorluklara sabret.
Açıklamalı meal
6Verdiğinden daha fazlasını almak için kimseyi minnet altında bırakma. İnsanlara hangi iyiliği yaparsan yap, yaptığın iyilikleri çok görerek başa kakma. İslam adına yapacağın hizmetleri de sakın bir çıkar aracına dönüştürme. Yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için hiçbir karşılık beklemeden iyilik yap. Büyük hayır ve hizmetlerde bulunmuş olsan bile, asla kendini büyük görüp gurura kapılma. Ayrıca insanları yaratılışlarının amacı olan hayat düzenine göre yaşamayı, Allah adına davet ettiğini de unutma.
7Ey Resûlüm! Sen inandığın değerleri duyurmak için harekete geçtiğinde bundan rahatsız olanlar da harekete geçecekler. Seni bu işten vazgeçirmek için önüne çok büyük engeller koyacaklar. Tebliğ görevini yerine getirirken uğrayacağın eziyetlere, Rabbinin rızasını kazanmak için sabret ve karşılaşacağın zorluklara göğüs ger. Rabbin senden gücünün üstünde bir şey beklemez. Görevini yaparken karşına çıkacak sıkıntıları gözünde büyütüp de yılgınlığa düşme.
Ayet 8–9
2 ayetMüddessir 8
Müddessir 9
فَاِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِۙ ٨ فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ ٩
Mushaf
Okunuş
8Feiẕâ nüḳira fi-nnâḳûr.
9Feẕâlike yevmeiẕiy yevmün ʿasîr.
Türkçe Meal
8Sur’a üflendiği zaman.
9İşte o gün çok zorlu bir gün olacak.
Açıklamalı meal
8Ey Peygamber! Şu gerçeği bildir: Belirlediğimiz zaman geldiğinde, yeniden dirilişi haber veren sûr denilen boruya üflenecek ve insanlar yaptıklarının hesabını vermek üzere diriltilecektir. O gün herkese, dünya hayatını kime ve neye göre yaşadığının hesabı sorulacaktır.
9İşte sûra üflenecek olan o gün, tevhidi inkâr eden ve peygamberi yalanlayanlar için çok zorlu bir gündür.
Ayet 10
1 ayetMüddessir 10
عَلَى الْكَافِر۪ينَ غَيْرُ يَس۪يرٍ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Ale-lkâfirîne gayru yesîr.
Türkçe Meal
10O gün kâfirler için hiç de kolay olmayacak.
Açıklamalı meal
10Allah’tan gelen gerçekleri, örtbas edip yalanlayan ve davetten yüz çeviren kâfirler içinse o gün hiç kolay değildir. Kâfirler, amel defterlerini gördüklerinde durumun vahametini anlayacaklar ve o gün çok ağır bedeller ödemek zorunda kalacaklardır. Çünkü inkâr ettikleri şey gerçekleşmiştir. Bu, ahiret gününe inanmayanlar için bir uyarıdır.
Ayet 11–15
5 ayetMüddessir 11
Müddessir 12
Müddessir 13
Müddessir 14
Müddessir 15
ذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يدًاۙ ١١ وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًاۙ ١٢ وَبَن۪ينَ شُهُودًاۙ ١٣ وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يدًاۙ ١٤ ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَز۪يدَۙ ١٥
Mushaf
Okunuş
11Ẕernî vemen ḫalaḳtü veḥîdâ.
12Veceʿaltü lehû mâlem memdûdâ.
13Vebenîne şühûdâ.
14Vemehhettü lehû temhîdâ.
15Ŝümme yaṭmeʿu en ezîd.
Türkçe Meal
11Yarattığımda tek başına olan kişiyi sen bana bırak.
12Ben ona hesapsız mal-mülk verdim.
13Çevresinde dönüp duran evlatlar lütfettim.
14Her türlü imkânı önüne serdim.
15Şimdi de kalkmış benden daha fazlasını istiyor.
Açıklamalı meal
11Ey Müslüman! Her çağda ve her toplumda, Allah’ın ayetlerini inkâr eden, servet ve gücüne güvenerek İslâm’a karşı savaş açan zalimler senin de karşına çıkacaktır. Daha hiçbir şeye sahip değilken tek başına yarattığım, sonra kendisine mal ve evlat verdiğim hâlde zenginliğiyle şımaran şu azgın adamın hesabını Bana bırak! Onu davet ettiğim hayat düzenine uysun diye mal, mülk ve evlat vererek bunca nimetle donattım. Hakikati çok iyi bildiği hâlde kibir ve bencilliği yüzünden ayetlerime başkaldıran o küstah ve azgın kâfirin hakkından bizzat Ben geleceğim!
12Ben davet ettiğim hayat nizamına uysun diye ona alabildiğine mal, servet bahşederek nice imkânlar ve zenginlik verdim. Ama o, verdiklerime karşı nankörlük yaparak şımardı, azdı ve inkâr etti.
13Ayrıca ona, her biri önemli bir konuma sahip göz önünde bulunan güçlü kuvvetli çocuklar verdim.
14Ve bir insanın sahip olmak isteyeceği her şeyi ona fazlasıyla verdim. Başkalarına verilenden çok daha fazla güç ve yeteneği, sayısız nimeti ve fırsatı cömertçe önüne serdim.
15Ama onun gözü hiç doymuyor. Küfürde ısrar edip, Bana şükretmeyi aklının ucundan bile geçirmiyor. Aksine daha fazlasını vermemi istiyor ve yine doyumsuz isteklerde bulunuyor. Nankör insan hiç doymadı ki! İstedikçe istedi. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi büyük bir hırsla daha da fazlasını istiyor.
İlgili ayetler
Ayet 16–29
14 ayetMüddessir 16
Müddessir 17
Müddessir 18
Müddessir 19
Müddessir 20
Müddessir 21
Müddessir 22
Müddessir 23
Müddessir 24
Müddessir 25
Müddessir 26
Müddessir 27
Müddessir 28
Müddessir 29
كَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يدًاۜ ١٦ سَاُرْهِقُهُ صَعُودًاۜ ١٧ اِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَۙ ١٨ فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ١٩ ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ٢٠ ثُمَّ نَظَرَۙ ٢١ ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ ٢٢ ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ ٢٣ فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ ٢٤ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ ٢٥ سَاُصْل۪يهِ سَقَرَ ٢٦ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ ٢٧ لَا تُبْق۪ي وَلَا تَذَرُۚ ٢٨ لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ ٢٩
Mushaf
Okunuş
16Kellâ. innehû kâne liâyâtinâ ʿanîdâ.
17Seürhiḳuhû ṣaʿûdâ.
18İnnehû fekkera veḳaddera.
19Feḳutile keyfe ḳaddera.
20Ŝümme ḳutile keyfe ḳaddera.
21Ŝümme neżara.
22Ŝümme ʿabese vebesera.
23Ŝümme edbera vestekbera.
24Feḳâle in hâẕâ illâ siḥruy yüʾŝer.
25İn hâẕâ illâ ḳavlü-lbeşer.
26Seuṣlîhi seḳara.
27Vemâ edrâke mâ seḳar.
28Lâ tübḳî velâ teẕer.
29Levvâḥatül lilbeşer.
Türkçe Meal
16Asla! Mademki o ayetlerimize karşı ayak diredi.
17Ben de onu sarp bir yokuşa süreceğim.
18O, Kuran hakkında aklı sıra düşündü-taşındı, ölçtü biçti.
19Kahrolasıca nasıl da ölçtü- biçti.
20Evet kahrolasıca nasıl da ölçtü-biçti.
21Sonra Kuran’a tekrar baktı ve düşündü.
22Derken suratını astı kaşlarını çattı.
23Sonunda hakikate sırtını döndü ve kibirlendi.
24Ve şöyle dedi:
– Bu eskiden beri anlatıla gelen sihirden ibarettir.
25Sonuçta beşer sözünden başka bir şey değildir.
26Bilin ki ben onu Sekar’a atacağım.
27Sekar nedir bilir misin sen?
28O, içine atılanın yakmadık yerini bırakmaz, fakat yine de onu salıvermez.
29Derileri durmadan yakıp kavurur.
Açıklamalı meal
16Hayır, bu kimse rahmetime layık değildir ve istediğine kavuşamaz. Artık onun malını ve evlatlarını artırmayacağım ve ona imkân tanımayacağım. Çünkü o kâfir, bizim ayetlerimizi inatla yalanlayıp inkâr ediyor ve azdıkça azıyor. Gönderdiğimiz gerçekleri inkâr ettikleri için böylelerini çok dehşetli bir azapla cezalandıracağım.
17Artık Ben de ona verdiğim bütün nimetleri geri alacağım. Onu cehennemde alabildiğine sarp ve azapla dolu zorlu bir yokuşa süreceğim. Onu dayanılmaz acılara, katlanılmaz azaplara çarptıracağım. Ona içinden çıkamayacağı zorluklar yükleyeceğim. Yüklediğim zorlukların altından kalkamayacak ve zorluklar onun için sarp bir yokuş olacak.
18Çünkü o kâfir, ayetlerimiz kendisine tebliğ edildiğinde onları nasıl reddedeceğini ince ince hesapladı. Kur’an’ı nasıl yalanlayacağı hususunda uzun uzun düşündü ve şımarıkça bir plan yaptı.
19Sonra da şirk ve küfürle dolu zihninde kendine göre bir değerlendirme yaptı. Kahrolası! Nasıl da ölçüp biçerek bir plan yaptı?
20Yine, bildirdiğimiz gerçekleri kendi zavallı aklınca muhakeme etti ve cahilce davranarak gerçeklerimizi küçümsedi. Allah’ın hükmü kendisine hatırlatılmasına rağmen, kahrolası nankör insan, nasıl böyle İslamiyet’e ve insanlığa aykırı bir plan yaptı?
21Sonra planının doğuracağı sonuçları düşündü. Yeni dayanaklar bulmak için, kendisini gerçeğe ve hayra çağıran peygambere kibirle tepeden baktı.
22Sonra tedirgin ve endişeli bir şekilde kaşlarını çattı ve yüzünü buruşturup ekşitti.
23Sonra da imana gelmeyi kibrine yediremedi ve ayetlerimize küstahça sırtını döndü. Peygamber’e tâbi olmayı reddedip yüz çevirdi ve kendisini Allah karşısında diğer insanlarla eşitleyecek olan bir dine girmekten kaçınarak büyüklük tasladı.
24Bu kadar ölçüp biçmenin ardından da “Bu Kur’an olsa olsa geçmiş nesillerden aktarılarak öğrenilen sihirli bir sözdür, bir büyüdür.” diyerek Peygamber’in davetini hafife aldı.
25“Bu uydurulmuştur; olsa olsa sihirli bir insan sözüdür” diyerek imandan kaçındı. Bu davranışıyla da kendini ilâhî merhametten mahrum bırakmış, cehennem azabına müstahak olmuştur.
26Ey Resûlüm! Bırak onu, yandaşları arasında rahat rahat konuşsun. Ben de bu yaptığına karşılık onu hak ettiği Sekar’a, yani cehenneme sürükleyip atacağım.
27Sen cehennem denen Sekar’ın ne olduğunu bilir misin? Allah’tan başka sana kim cehennemin dehşetini bildirebilir ki?
28O kavurucu ateş, içerisine atılan kimseyi ne ölüme terk eder ne de hayatta bırakır. Bunlar cehennem ateşinin şiddetini düşünüp hayal bile edemezler. Cehennem, kâfirleri ve zalimleri sürekli azapla kıvrandırır, içine attıklarımızdan geriye hiçbir şey bırakmaz ve yakıp kavurmaktan vazgeçmez. Bedende ne et ne de kemik bırakır. İnsanı yeniden eski hâline getirip tekrar azap etmekten de vazgeçmez.
29O cehennem, inkârcı ve nankör insana delicesine susamıştır. O öyle bir ateştir ki hiç durmadan derileri yakıp simsiyah kavurur. Dünyadayken Allah’a nankörlük etmesinin, başkaldırmasının bedelini ödetir ve bitip tükenmeyen bir azap verir.
Ayet 30–31
2 ayetMüddessir 30
Müddessir 31
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ ٣٠ وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا ا۪يمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلًاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟ ٣١
Mushaf
Okunuş
30Aleyhâ tisʿate ʿaşer.
31Vemâ ceʿalnâ aṣḥâbe-nnâri illâ melâikeh. vemâ ceʿalnâ ʿiddetehüm illâ fitnetel lilleẕîne keferû liyesteyḳine-lleẕîne ûtü-lkitâbe veyezdâde-lleẕîne âmenû îmânev velâ yertâbe-lleẕîne ûtü-lkitâbe velmüʾminûne veliyeḳûle-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuv velkâfirûne mâẕâ erâde-llâhü bihâẕâ meŝelâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâʾ. vemâ yaʿlemü cünûde rabbike illâ hû. vemâ hiye illâ ẕikrâ lilbeşer.
Türkçe Meal
30Onun on dokuz bekçisi vardır.
31Biz cehennem bekçilerini yalnızca meleklerden yaptık. Onların sayısını kâfirler için sadece bir fitne yaptık ki kendilerine vahiy verilenlerin bilgileri sağlamlaşsın, müminlerin de imanı artsın. Böylece kitap ehli ve müminler bütün kuşkulardan arınsın. Buna mukabil akılları karışık hastalıklı olanlar ve gerçekleri örtbas eden kâfirler “Allah bu misali vermekle ne yapmak istiyor” desinler. İşte Allah böylece dileyeni sapkınlıkta bırakır, dileyeni de doğru yoluna iletir. Aslında Rabbinin görevli meleklerinin sayısını sadece kendisi bilir. İşte bu beşer için sadece zikir ve bir uyarıdır.
Açıklamalı meal
30Ve bu cehennemin başında tam on dokuz tane bekçilik yapan güçlü ve acımasız melek vardır. Bunlar cehennem zebanileridir. “Neden zebani ve neden on dokuz?” derseniz:
31Biz cehennem işlerine bakmak için yalnızca zebani denilen melekleri görevlendirdik. Biz o görevli meleklerin sayısını, inkârda ısrar ederek Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin ve kâfirlerin karakterlerinin ortaya çıkması için bir imtihan vesilesi yaptık. İnkârcıların kafasını karıştırdık ki, “Daha önce bize de kitap verildi” diyen Hıristiyan ve Yahudiler, vahyin diline alışık oldukları için bu âyetleri duyduklarında bu Kitabın Allah’tan geldiğine yürekten inansınlar. Ve iman edenler de “Rabbimiz hikmetsiz bir iş yapmaz,” diyerek imanlarını daha da güçlendirsinler. Böylece hem kendilerine kitap verilenler hem de iman edenler işin iç yüzünü anlayarak bu meleklerin sayısı hakkında zerre kadar şüpheye düşmesinler. Zira kâfirler on dokuz meleği küçümseyerek onları helâk edebileceklerini sandılar. Fakat kalplerinde şüphe ve nifak hastalığı bulunanlar ve Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirler de bu muhteşem ayetlerdeki hikmeti kavrayamadıklarından, kapıdaki on dokuz melekle meşgul olup “Allah bu örnekle neyi anlatmak istedi?” desinler. Bakalım on dokuz sayısı hakkında ne diyecekler? Yalan mı diyecekler? Yoksa on dokuzdan bir din mi üretecekler? Ayetlerimizi, kendilerine kitap verilenler kitabın hak olduğunu kavrasın ve inananların imanı artsın diye açıklıyoruz. “Eğer cehennemde sadece on dokuz görevli varsa, hepimiz bir olup onların hakkından geliriz” diyerek sizinle alay edecekler. Ya da on dokuz rakamına olmadık anlamlar yükleyerek insanları saptırmaya çalışacaklar. Böylece Allah, münafıkların, müşriklerin kötü duruma düşmelerine özgürlük tanıdığı gibi, akıllı ve sorumlu varlıkların hak yoldan uzaklaşıp dalâleti tercih etmelerine de özgürlük tanır. İnsanları bazen, kimin nasıl bir tepki vereceğini göstermek için de imtihan eder. Yoldan çıkmak isteyeni ve bile bile kötülüğü tercih ederek sapıklıkta kalmak isteyeni sapık sayar ve sapmasına izin verir. İyilik için samimiyetle çaba gösterip doğruya ulaşmak isteyen kişiyi ise doğru yola eriştirir. Sonuçta insanlar düşünür ve değerlendirir; inanmayı ya da inanmamayı seçer. Ayetlerde verilen örnekler gerçekten iman edenlerle iman etmeyenleri birbirinden ayırır. Verilen örnekler kiminin inkârını, kiminin imanını artırır. Allah inkâr edenleri zorla gerçeğe ulaştıracak değildir. Onları inkârlarında öylece bırakır. Ancak Allah’a yaklaşıp yardım isteyenlere doğru yolu gösterir. Sanmasınlar ki Rabbinin orduları on dokuz melekle sınırlıdır. Rabbinin ordularının, yani meleklerin, rüzgârların ve doğal afetlerin sayısını ve gücünü kendisinden başka kimse bilemez. Onlar sadece kendi kafalarından uydurdukları zan ve tahminlerini dile getirirler. Ey insanlar, o hâlde dinleyin! Bu anlattıklarımız insanlar için üzerinde düşünülmesi gereken, içinde birçok hikmet barındıran bir öğüt ve uyarıdır. O hâlde öğüt alın! Bu gerçek ortadayken buyruklarıma nasıl karşı gelebilirsiniz? Rabbinin bildirdiği gerçekler insanların ibret alması için gönderdiği öğütlerdir.
Ayet 32–39
8 ayetMüddessir 32
Müddessir 33
Müddessir 34
Müddessir 35
Müddessir 36
Müddessir 37
Müddessir 38
Müddessir 39
كَلَّا وَالْقَمَرِۙ ٣٢ وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَۙ ٣٣ وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ ٣٤ اِنَّهَا لَاِحْدَى الْكُبَرِۙ ٣٥ نَذ۪يرًا لِلْبَشَرِۙ ٣٦ لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَۜ ٣٧ كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ ٣٨ اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜۛ ٣٩
Mushaf
Okunuş
32Kellâ velḳamer.
33Velleyli iẕ edbera.
34Veṣṣubḥi iẕâ esfera.
35İnnehâ leiḥde-lküber.
36Neẕîral lilbeşer.
37Limen şâe minküm ey yeteḳaddeme ev yeteeḫḫar.
38Küllü nefsim bimâ kesebet rahîneh.
39İllâ aṣḥâbe-lyemîn.
Türkçe Meal
32Aya andolsun ki.
33Dönüp gelen geceye.
34Ve aydınlanan sabaha.
35Cehennem çok korkunç bir şeydir.
36O, insanlar için çok ciddi bir uyarıdır.
37Aranızdan hayırda ileri gidenler veya günahkâr olup geri kalanlar için.
38İyi bilin ki herkes yaptıklarının esiri olacak.
39Tabii ki amel defteri sağdan verilenler müstesna.
Açıklamalı meal
32Hayır! Kâfirlerin iddiası boşunadır ve onlar asla öğüt almazlar. Peygamberlik nurunun doğuşunu hatırlatan ve kâinat kitabının âyetlerinden olan Ay’a andolsun ki Allah zifiri karanlıkta yol gösteren Ay gibi vahyi göndermiştir. Ay, bir insan gibi doğup büyüyen ve sonunda kaybolan bir ışık gibi insana ömrünü hatırlatır. İlk hilal çocukluğu, dolunay olgunluğu, son hilal yaşlılığı temsil eder.
33Küfür, şirk ve isyan karanlıklarının yerini iman ve Kur’an aydınlığının alacağını haber veren, sürekli güneşin doğuşunu ve gündüzün gelişini müjdeleyen ve geçip giden geceye de andolsun.
34Gecenin bittiğini haber veren ve aydınlık bir geleceği müjdeleyerek ağaran sabaha da andolsun ki; yakın bir gelecekte bu cahiliye karanlığının yerini Risâletin güneşi ve gündüzü alacaktır.
35Bütün bunlar kadar gerçek olan o cehennem, Risâlet güneşinin doğuşunu engellemek isteyen zalimleri bekleyen felaketlerin en büyüğüdür. Geceleri gözünüzün önünde parlayan o muhteşem Ay’ı yaratan ve geceyle gündüzü peş peşe getiren Allah, sizi cehennem konusunda uyarıyor. Bu cehennem, aklınızdan hiç çıkarmamanız gereken en büyük tehlikedir.
36Bu azap, Allah’la birlikte başka ilâhlar edinen insanlar için kesin bir uyarıdır. Rabbinin bildirdiği bütün gerçekler de insanı uyaran önemli hatırlatıcılardır.
37İşte bu Kur’an, ibadet ve iyilikler yaparak hayır yollarında önde gitmeyi seçen ya da şirk ve inkârları yüzünden geride kalıp cehennemi seçen insanlar için bir uyarıdır. Dileyen kimse Allah’a yürekten iman eder ve kendi yararına işler yapar. Dileyen kimse de iman ve itaatten yüz çevirip kendi aleyhine işler yapar.
38Çünkü hesap günü her insanın akıbeti kendi kazandığına bağlıdır. Her insan, tercih ettiği hayat tarzının karşılığını tam olarak görecektir. Her günahkâr kişi yapmış olduğu bütün kötü fiiller için rehin olarak tutulacaktır.
39Ancak Allah’ın kitabına iman edip dünyadan ahirete salih ameller götürdükleri için amel defterleri sağdan verilenler, bu rehinlikten kurtulur. Onlar cahil müşrikler gibi kendilerini kurtaracak başka bir makam ya da ahirette kendilerine ayrıcalık sağlayacak bir şefaatçi aramadılar. Mallarına, evlatlarına ve kendilerini destekleyen taraftarlarına da güvenmediler.
İlgili ayetler
Ayet 40–47
8 ayetMüddessir 40
Müddessir 41
Müddessir 42
Müddessir 43
Müddessir 44
Müddessir 45
Müddessir 46
Müddessir 47
ف۪ي جَنَّاتٍۜۛ يَتَسَٓاءَلُونَۙ ٤٠ عَنِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ٤١ مَا سَلَكَكُمْ ف۪ي سَقَرَ ٤٢ قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ ٤٣ وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ ٤٤ وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِض۪ينَۙ ٤٥ وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ ٤٦ حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَق۪ينُۜ ٤٧
Mushaf
Okunuş
40Fî cennâtin. yetesâelûn.
41Ani-lmücrimîn.
42Mâ selekeküm fî seḳara.
43Ḳâlû lem nekü mine-lmüṣallîn.
44Velem nekü nuṭʿimü-lmiskîn.
45Vekünnâ neḫûḍu meʿa-lḫâiḍîn.
46Vekünnâ nükeẕẕibü biyevmi-ddîn.
47Ḥattâ etâne-lyeḳîn.
Türkçe Meal
40(40-41) Onlar cennetlerde olacaklar ve oradan suçlulara soracaklar.
41(40-41) Onlar cennetlerde olacaklar ve oradan suçlulara soracaklar.
42– Nedir sizi Sakara/cehenneme sürükleyen?
43– Biz Allah ile bağımızı koparıp namaz kılmazdık.
44– Fakir fukarayı doyurmazdık.
45– Alay edenlere biz de katılırdık.
46– Hesap gününü yalan sayardık.
47– Ta ki ölüm kapımızı çalıncaya kadar.
Açıklamalı meal
40İman edip sorumluluklarını yerine getirenler ise cennet bahçelerinde huzur ve esenlik içinde olacaklardır.
41O zaman Allah, müminlere, cehennemde azap çekenlerin hâlini gösterecek. Müminler ise suçluların durumunu öğrenmek isteyecek ve merak ettikleri için onlara şöyle soracaklar:
42“Sizi, bir zamanlar alay ettiğiniz bu yakıcı ve kavurucu Sekar ateşine sürükleyen nedir?”
43Onlar da şöyle cevap verecekler: “Biz Allah’ın davetine uymazdık ve namaz kılanlardan da değildik. Allah’a sığınıp ibadet edenlerden ve peygambere tâbi olanlardan olmadık. Okuduğumuz Fâtiha suresinde, Rabbimize verdiğimiz sözleri de tutmadık.”
44“Tamamen lüks ve gösterişli bir yaşantıya dalardık. Yoksulları giydirip doyurmaz, ihtiyaçlarıyla da ilgilenmezdik. Ülkede bunu temin edecek adil ve asil bir düzen için de gayret göstermezdik.”
45“Allah’ın ayetleriyle alay edip bâtıla, günaha ve şirk inancına dalanlarla birlikte, biz de dünyanın aldatıcı zevklerine dalardık. Hesap görmeyeceğimize, dünyadaki hayat bitince her şeyin biteceğine inanırdık.”
46“Tevhide yönelik Allah davetine uymadığımız için yaşam tarzımız inancımızı da değiştirdi. Böylece dilimizle hesap gününe inandığımızı söylediğimiz hâlde inandığımız gibi yaşamadık. Bunun yerine, yaşadığımız gibi inanmayı tercih ettik. Yaşantımızla o güne hazırlık yapmayarak ahireti önemsemedik. Yaptıklarımızın yanımıza kâr kalacağını zannediyorduk. O hesap gününü sözlerimizle yalanlamasak bile fiilen yalanlamıştık.”
47“İşte böyle, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp gittik. Sonunda gelmez sandığımız ölüm denen gerçek bize gelinceye kadar bu hâlimiz devam etti. Ecel bizi gafil avladı ve hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkıverdi.”
İlgili ayetler
Ayet 48
1 ayetMüddessir 48
فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِع۪ينَۜ ٤٨
Mushaf
Okunuş
48Femâ tenfeʿuhüm şefâʿatü-şşâfiʿîn.
Türkçe Meal
48Artık aracıların şefaati onlara bir yarar sağlamayacak.
Açıklamalı meal
48Artık bâtıl düzenlerin ve zalim merkezlerin destekçisi olan hoca efendilerin sahte şefaati bunları kurtaramaz ve böyle bir şefaatin hiçbir faydası da olmaz. “Bir aracı bulur, işimizi hallederiz” de demesinler. Onları Sekar’ın elinden hiç kimse kurtaramaz. Hiç kimse o zalimlerin kurtuluşu için Allah katında aracılık yapamaz ve kâfirler asla şefaate mazhar olamazlar.
Ayet 49–51
3 ayetMüddessir 49
Müddessir 50
Müddessir 51
فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِض۪ينَۙ ٤٩ كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ ٥٠ فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍۜ ٥١
Mushaf
Okunuş
49Femâ lehüm ʿani-tteẕkirati müʿriḍîn.
50Keennehüm ḥumürum müstenfirah.
51Ferrat min ḳasverah.
Türkçe Meal
49Onlara ne oluyor ki bu öğütlerden yüz çeviriyorlar?
50Ürkmüş yaban eşekleri gibi niye bu Kuran’dan kaçıyorlar.
51Hem de aslandan ürküp/korkan kaçan yaban eşekleri gibi.
Açıklamalı meal
49O hâlde bu insanlar bunca uyarıdan sonra neye güveniyorlar? Gerçek bu iken öğüdümüzü dinlemiyor, Kur’an’ın uyarılarından ve Allah’ın davetinden yüz çevirip kaçıyorlar.
50Neden korkuya kapılmış yaban eşekleri gibi, bu öğütlerden ve senin davetinden kaçıyor ve seni hiç dinlemeden, telaşla uzaklaşıyorlar?
51Üstelik kendisini avlamak isteyen bir aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi, Allah’ın davetinden yüz çeviriyorlar. Eşek, eşek olmanın gereğini yapıyor. Peki ya insanlar? Onların kendilerine fayda getiren bir peygamberden kaçması nasıl açıklanabilir?
İlgili ayetler
Ayet 52–53
2 ayetMüddessir 52
Müddessir 53
بَلْ يُر۪يدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتٰى صُحُفًا مُنَشَّرَةًۙ ٥٢ كَلَّاۜ بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاٰخِرَةَۜ ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Bel yürîdü küllü-mriim minhüm ey yüʾtâ ṣuḥufem müneşşerah.
53Kellâ. bel lâ yeḫâfûne-lʾâḫirah.
Türkçe Meal
52Hem bu vahiyden kaçıyorlar hem de kendilerine özel hitap eden vahiyler istiyorlar.
53Hayır, aksine onlar ahireti hesaba katmıyorlar.
Açıklamalı meal
52Evet, o inkârcılar Peygamber’e itaati gururlarına yediremedikleri için bu vahiyden kaçıyorlar. Üstelik tebliğ edilen Kur’an yetmezmiş gibi kendilerine özel vahiyler ve kitaplar gönderilmesini istiyorlar. Yani sadece atalarından kalan nizamlarını onaylayan vahiyler gönderilmesi gerektiğini iddia ediyorlar. Onlarda eşek inadı var. Çünkü onların iman etmek gibi bir düşünceleri yok. Peki, bu istekler yerine gelse de inanırlar mı?
53Hayır! Onlara özel vahiyler gelse de inanmazlar. Hâlbuki bu istekleri birer bahaneden ibarettir. Aslında inkârlarının asıl sebebi şudur: Bunlar uyarıldıkları cehennem ateşinden korkmuyor, ahiret ve hesap endişesi de taşımıyorlar. Gerçek şu ki onlar öldükten sonra dirilmeyi, hesap vermeyi, cezayı ve mükâfatı kabul etmeyen ve bu yüzden de Kur’an’dan yüz çeviren kimselerdir.
Ayet 54–56
3 ayetMüddessir 54
Müddessir 55
Müddessir 56
كَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ ٥٤ فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۜ ٥٥ وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ ٥٦
Mushaf
Okunuş
54Kellâ innehû teẕkirah.
55Femen şâe ẕekerah.
56Vemâ yeẕkürûne illâ ey yeşâe-llâh. hüve ehlü-ttaḳvâ veehlü-lmagfirah.
Türkçe Meal
54Gerçek şu ki bu Kuran bir öğüt ve uyarıdır.
55Öğüt almak isteyen kimseye.
56Allah dilemiş bu Kuran’ı indirmiş öğüt alasınız diye. Çünkü sorumluluğunu yerine getiren de uyarı için vahiy indiren de O’dur, bağışlamaya en ehil olan da O’dur.
Açıklamalı meal
54Aklınızı başınıza alın. Onlar ne derse desin, hesap gününde herkes hak ettiği karşılığı tam olarak görecektir! Gerçek şu ki inkâr edenler ne düşünürse düşünsün, neye inanırlarsa inansınlar, Kur’an onların iddia ettiği gibi asla sihirli bir beşer sözü değildir. Gerçekten de şirkten vazgeçirmek üzere size Allah tarafından bildirilmekte olanlar müjdeleyici, uyarıcı ve tesirli bir öğüttür.
55Artık dileyen herkes kendi iradesini ve tercihini kullanarak bu uyarılara kulak verir, kendisi için hayırlı olanı yapar ve düşünüp Kur’an’dan ders alır. Öyleyse dünya ve âhirette kurtuluş ve esenliğe ulaşmak isteyen, ondan öğüt alarak kötülüklerden uzaklaşsın.
56Ama inkâr edenler hidayeti talep etmedikçe, Rabbin onları hidayete ulaştırmaz; onlar da Kur’an’dan öğüt ve ders alamazlar. İnsanlar özgür iradelerini kullanarak birtakım tercihlerde bulunabiliyorsa, bu Rabbinin lütuf ve keremi sayesindedir. O hâlde, her türlü kötülükten, günahtan kurtulup gerçek anlamda dürüst ve erdemli olabilmek için O’na yönelin. Allah, azabından korkulup sakınılacak ve kitabıyla yol bulunacak yegâne varlıktır. Korunmak ve sakınmak isteyenleri bağışlamaya yetkili olan tek otorite, yalnızca Allah’tır. Öğüdünün dinlenip davetine uyulması ve kendisine karşı sorumluluk duyulması gereken de yalnızca Allah’tır.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Müzzemmil, sonra Fatiha indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla