Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Bu, hem surenin ismidir, hem de başlığıdır ve birinci ayetten alınmadır. Çünkü bu surede kıyamet konusu ele alınmaktadır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanı hakkında herhangi bir rivayet yoktur. Fakat muhtevasından, bu surenin Mekke’de nazil olan ilk surelerden olduğu anlaşılmaktadır. 15.
ayetten sonra aniden bir ara cümlesi ile Allah Rasulü’ne “Vahyi ezberlemek için acele edip tekrarlama. Onu sana ezberletmek ve okutmak bize aittir. Öyleyse vahiy okunduğu zaman onu dikkatlice dinle. Onun anlamını açıklamak bize düşer.” buyurulmaktadır. Sonra 20.
ayetten itibaren kalınan yerden, yani, baştan on beşinci ayete kadar aynı konuya devam edilmektedir. Bu arada cümle, gerek yeri itibariyle ve gerekse rivayetlere göre Cebrail’in Peygambere bu sureyi okumakta iken peygamberin “ya unutursam” diye endişeye kapılarak cümleleri hemen peşinden tekrarlaması üzerine varid olmuştur. Demek oluyor ki bu olay, Allah Rasulü’ne vahyin yeni yeni gelmeye başladığı ve henüz daha vahiy almaya alışamamış olduğu zamanda vuku bulmuştur. Kur’an’da bu olayın iki örneği daha vardır. Birincisi, Taha Suresi 114. ayetinde Allah Rasulü’ne buyrulan: “Allah’ın vahyi bitmeden önce, unutmamak için tekrar edip durma…” ikincisi de Ala Suresi 6. ayette Allah Rasulü’ne ‘Emin ol, sana Kur’an’ı biz okutacağız ve asla unutmayacaksın” denilmesidir. Daha sonra O vahiy almaya alışkın hale gelmiş ve bir daha böyle bir ikaza ihtiyaç kalmamıştır. Onun için bu üç yerden başka, Kur’an’da bu gibi bir misale rastlanmaz.
Konu: Bu sureden itibaren Kur’an-ı Kerim’in sonuna kadar bütün sureler aynı zamanda ve aynı konular üzerine nazil olmuştur. Müddessir Suresi’nin ilk yedi ayetinden sonra sağanak gibi bunlar peşpeşe inmeye başlamıştır. Bu surelerin hepsinde öz, etkili ve kuşatıcı ifadelerle İslâm ve onun temel inançları ve ahlâki öğretileri ortaya konulmakta ve Mekkeliler, sapıklıkları dolayısıyla uyarılmaktadırlar. Bunun üzerine Kureyş’in ileri gelenleri telaşlanarak ilk hacc mevsiminde Allah Rasulü’ne karşı nasıl bir tedbir alacaklarını kararlaştırmak için bir toplantı düzenlemişlerdi. Bu gelişmelere Müddessir Suresi’nin giriş bölümünde değinmiştik.
Bu surede, ahireti inkâr edenlere hitaben bunların şüphe ve itirazlarına tek tek cevaplar verilmektedir. Sağlam deliller ile kıyamet ve ahiretin meydana gelişinin olabilirliğinin ve bunun gerekliliğinin ispatı yapılmaktadır. Ahireti inkâr edenlerin asıl dayanakları mantıksal olarak bunu mümkün görmemeleri değil, asıl neden bunların nefsi ihtirasları ve tutkularının olduğu açıkça bildirilmektedir. Ayrıca bunlara, inkâr ettikleri o muhakkak gelecek olan gün geldiğinde, bütün yaptıklarının gözleri önüne serileceği haberi verilmektedir. Aslında amel defterlerini görmeden de herkes dünyada ne yaptığını bilecektir. Çünkü her ne kadar başkalarını kandırabilir ve bir takım tevillere giderek kendi vicdanını susturabilirse de, bir kimse, kendisini ve ne yaptığını çok iyi bilir.
Her ayet ayrı satırda; okunuşu, meali ve açıklaması altında. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaAyet 1
1 ayetKıyamet 1
لَٓا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ ١
Mushaf
Okunuş
1Lâ uḳsimü biyevmi-lḳiyâmeh.
Türkçe Meal
1Ötesi yok, ben kıyamet gününe yemin ederim ki.
Açıklamalı meal
1Hayır. Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak. Ahireti inkâr edenler, büyük bir aldanış içindedirler. Elbette bütün ölenlerin diriltileceğini, fâni hayatın bitişini, bâki hayatın başlangıcını haber veren Kıyamet gününe yemin ederim.
İlgili ayetler
Ayet 2–10
9 ayetKıyamet 2
Kıyamet 3
Kıyamet 4
Kıyamet 5
Kıyamet 6
Kıyamet 7
Kıyamet 8
Kıyamet 9
Kıyamet 10
وَلَٓا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ ٢ اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُۜ ٣ بَلٰى قَادِر۪ينَ عَلٰٓى اَنْ نُسَوِّيَ بَنَانَهُ ٤ بَلْ يُر۪يدُ الْاِنْسَانُ لِيَفْجُرَ اَمَامَهُۚ ٥ يَسْـَٔلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ ٦ فَاِذَا بَرِقَ الْبَصَرُۙ ٧ وَخَسَفَ الْقَمَرُۙ ٨ وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُۙ ٩ يَقُولُ الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ اَيْنَ الْمَفَرُّۚ ١٠
Mushaf
Okunuş
2Velâ uḳsimü binnefsi-llevvâmeh.
3Eyaḥsebü-lʾinsânü ellen necmeʿa ʿiżâmeh.
4Belâ ḳâdirîne ʿalâ en nüsevviye benâneh.
5Bel yürîdü-lʾinsânü liyefcüra emâmeh.
6Yesʾelü eyyâne yevmü-lḳiyâmeh.
7Feiẕâ beriḳa-lbeṣar.
8Veḫasefe-lḳamer.
9Vecümiʿa-şşemsü velḳamer.
10Yeḳûlü-lʾinsânü yevmeiẕin eyne-lmeferr.
Türkçe Meal
2Yine ötesi yok, pişmanlığıyla dövünen nefse yemin ederim ki.
3Yoksa insan, toprak olmuş kemikleri bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?
4Bilakis, biz onu parmak uçlarındaki çizgilere varıncaya kadar düzenleyip eski haline getirmeye muktediriz.
5Fakat insan ömrünü boş arzu ve heveslerle geçirmeyi yeğler.
6Bir de kalkıp “Şu kıyamet günü de ne zamanmış” diye alay eder.
7Gözler korku ve dehşetten döndüğünde.
8Ay tutulup kapkara kesildiğinde.
9Ay’la güneş birbirine girdiğinde.
10İşte o gün insan “Yok mu kaçacak yer” diye çırpınacak.
Açıklamalı meal
2Yine hayır. O gün geldiğinde Sürekli ve içtenlikle kendini kınayan, vicdanını uyaran, doğruları idrak eden, derin bir pişmanlık duyan her nefse yemin ederim ki: İnsan, bütün bir hayatın hesabını vermek için dirilecektir. Hataları, günahları ve haksızlıkları nedeniyle; pişmanlık duyarak kendisini suçlayıp sorumlu tutan kimseler, doğru istikamettedir ve bu tavır kişisel olgunlaşmanın ilk basamağı ve işaretidir. Biz ölmüş bedenleri bir gün yeniden diriltip Yargı Gününde hesaba çekeceğiz.
3Yoksa yeniden diriltilmeyi inkâr eden eskilerin masalları gibi dinleyen Gafil ve kâfir İnsan, bizim kendisinin toprağa karışıp, çürüyen kemiklerini tekrar diriltip bir araya getiremeyeceğimizi ve davetimize uygun yaşayıp yaşamadığının hesabını sormayacağımızı, kendisini hayata döndüremeyeceğimizi mi sanıyor? Hayır! Andolsun ki İnsanı yoktan yaratan Allah insanı yeniden diriltecektir.
4Evet. Değil kemiklerini Onun her insanın asla bir başkasına benzemeyen ve taklit edilmeyen, imzası diye bilinen parmak uçlarını ve parmak uçlarındaki çizgilerini bile yeniden ve aynen, düzene koyup eski haline getirmeye güç yetiririz ve bunu gerçekleştireceğiz. Elbette buna gücümüz yeter. Sanki hiç ölmemişler, hiç toprakta çürümemişler gibi onları karşımıza dikeriz.
5Doğrusu bu âyetlere rağmen, dünyada istediği gibi yaşamak isteyen, hakikati idrak edemeyen çoğu insan sonunun kötü olacağını bile bile önündeki ömrünü de kalan günlerini de kötülükler işleyerek günah ve ahlâksızlıkla geçirmek, tövbeyi ileri bir tarihe tehir etmek, kıyameti yalanlamak, günah işlemek, ahmakça tavır ve davranışlarıyla geleceğini berbat etmek ister. Fakat nedense insan kendini bilmez. Nasıl yaratıldığını düşünmez. Bir taraftan Rabbine inandığını söyler. Diğer taraftan insanların yasalarına uyarak insana tapar. Rabbinden gelenleri inkâr eder. Kendi hayatını mahvetmek için elinden geleni yapar. İnsana; Rabbine inan, dünyada güzel işler yap, insanlara haksızlık etme demiştik. Ama o yaratılışını unuttu. Kendini bir şey zannetti. Rabbim beni yoktan var etti derken öldükten sonra diriltilmeye inanmadı. Neden? Düşünmedi mi hiç? Yoktan var eden Allah çürüyüp kemik olduktan sonra diriltemez mi? Elbette topraktan yarattığımız insan öldükten sonra tekrar toprak olacak! Biz onu topraktan tekrar hayata döndüreceğiz. İnsan bu kadar basit bir şeyi anlayamıyor mu? Doğru sözler söylerken birdenbire şımararak yanılgıya düşüyor. Allah’ın yoktan yarattığına inanırken tekrar diriltebileceğine inanmıyor. Bu nasıl bir akıl yürütme, bu nasıl bir mantık? Bu ne biçim bir hüküm? Andolsun ki insan gerçek dışı hükümler vererek ancak kendine yazık etmektedir. Üstelik suç işleyerek durumunu iyice zora sokmaktadır.
6Ve Bu gerçeğe rağmen, yine de birçoğu Allah’ın davetinden yüz çevirir ve “Hadi canım! "Kıyamet günü ne zaman?" gelecekmiş diye ilâhî uyarıyı alay konusu ederek sorar ve gafletine devam eder. Onun yalanlaması, kıyâmet gerçeğini değiştirmeyecektir.
7Ama İnsanın yalanlamak istediği, kıyâmet, korkunç patlamaların ışığı ile korku ve dehşetten gözlerinin kayıp kamaştığı, gözlerinde şimşek çaktığı zamandır Kıyamet.
8Ay tutulduğu, tutulup kapkara kesildiği zamandır Kıyamet.
9Güneş ve ay birleştirilip karanlığa gömüldüğü zaman her ikisi birden yokluğa sürüklenir. İşte o gündür kıyamet.
10İşte o günün dehşetinden gözler korku ile bakakaldığında insan, bugün nereye kaçıp sığınmalı diyerek çırpınmaya başlar. Eyvah bu felâketten kaçacak yer nerede? kaçıp kurtulma imkânı yok mu, kime sığınabilirim? der. O gün insan acizliğini ve çaresizliğini görecektir.
İlgili ayetler
Ayet 11–13
3 ayetKıyamet 11
Kıyamet 12
Kıyamet 13
كَلَّا لَا وَزَرَۜ ١١ اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍۨ الْمُسْتَقَرُّۜ ١٢ يُنَبَّؤُا الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَاَخَّرَۜ ١٣
Mushaf
Okunuş
11Kellâ lâ vezer.
12İlâ rabbike yevmeiẕin-lmüsteḳarr.
13Yünebbeü-lʾinsânü yevmeiẕim bimâ ḳaddeme veeḫḫar.
Türkçe Meal
11Hayır, asla o gün kaçıp kurtulacak bir yer yoktur.
12O gün, bütün yollar Rabbinin huzuruna çıkacak.
13Ve o gün insana önceledikleri ve erteledikleri bir bir haber verilecek.
Açıklamalı meal
11Hayır zâlimler için hiçbir kaçış, sığınacağı herhangi hiçbir kimse ve yer yoktur. Ölüm insanın yakasına yapıştığında, dünyanın bütün dengeleri bozulur. Her şey birbirine girer. Her ölüm insan için bir kıyamettir. İnsanı ölümden kurtaracak, insanı kendi kıyametinden kurtaracak bir şey var mıdır? Tıp, doktorlar çaresiz kalır. İlaçlar yetersiz kalır. Yeryüzünün bütün imkânları biter. Çünkü ölmesine karar verilmiştir. Artık ölüm meleğinin elindedir.
12O gün mecburi istikamet bellidir. Varılıp durulacak yer son durak, herkesin dünya hayatında iken yaptıklarından dolayı hesaba çekildiği Rabbinin huzurudur. Artık o gün herkes dünya hayatını kimin davetine icabet ederek yaşadığının hesabını vermek ve karşılığını görmek üzere Rabbinin huzurunda toplanacaktır.
13İnsana o gün neyi öne sürdüğü ve neyi geri bıraktığı Yaptığı ibadet ve hizmetleri, yerine getirmesi gerektiği halde terk ettikleri, öncelik verdiği veya ertelediği iyi-kötü her ne ameli varsa hepsi bir bir kendisine haber verilir. Yapıp ettikleri apaçık önlerine konulacaktır. İnsanın dünyada yaptığı gizli açık her şey ortaya çıkar. Yapması gerekip de yapmadığı şeyler sıralanır. Yeryüzünde yaşarken Allah’a olan inancından sorulur. Allah’ın yolundan gidip gitmediği sorulur. Allah’ın yasalarına uyup uymadığından sorulur. Her şey bir bir sorgulanır. Dünyada insana verilen her şey. Mevki, makam, mal, mülk, para, akıl, zekâ, sağlık, eş, çocuk, anne, baba, akrabalar, kardeşler, arkadaşlar ne varsa hepsinden tek tek sorgudan geçirilir. Sorgulanmayan hiçbir şey kalmaz. İnsanın yaptıkları yapması gerekip de yapmadıkları her şey tek tek elden geçirilir ve mizana konur. Allah’a inanıyor muydu? Hayır! Atın cehenneme! Allah’ın yasalarına uyuyor muydu? Hayır! Atın cehenneme! Ancak Allah’a inananlar, Allah’ın yasalarına uyanlar, yaptıklarıyla yapamadıklarıyla sorgulanır. Hesapları tartılır. Karşılığı verilir. Eylemlerinde nifak yoksa samimiyetle emirleri yerine getirmişlerse, hataları kusurları af edilir.
Ayet 14–21
8 ayetKıyamet 14
Kıyamet 15
Kıyamet 16
Kıyamet 17
Kıyamet 18
Kıyamet 19
Kıyamet 20
Kıyamet 21
بَلِ الْاِنْسَانُ عَلٰى نَفْسِه۪ بَص۪يرَةٌۙ ١٤ وَلَوْ اَلْقٰى مَعَاذ۪يرَهُۜ ١٥ لَا تُحَرِّكْ بِه۪ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِه۪ۜ ١٦ اِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْاٰنَهُۚ ١٧ فَاِذَا قَرَاْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْاٰنَهُۚ ١٨ ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۜ ١٩ كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ ٢٠ وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَۜ ٢١
Mushaf
Okunuş
14Beli-lʾinsânü ʿalâ nefsihî beṣîrah.
15Velev elḳâ meʿâẕîrah.
16Lâ tüḥarrik bihî lisâneke litaʿcele bih.
17İnne ʿaleynâ cemʿahû veḳurʾâneh.
18Feiẕâ ḳaraʾnâhü fettebiʿ ḳurʾâneh.
19Ŝümme inne ʿaleynâ beyâneh.
20Kellâ bel tüḥibbûne-lʿâcileh.
21Veteẕerûne-lʾâḫirah.
Türkçe Meal
14Aslında insan bizzat kendinin gözeticisidir. Hatta insan o gün kendi aleyhine şahitlik yapacak.
15Her ne kadar bir takım mazeretler ileri sürse de.
16Defterini okurken telaşla dilini dolaştırıp durma!
17Bütün yaptıklarını bir araya toplamak ve onu sana okumak bizim işimiz.
18Biz sana ondan neyi okumuşsak sen de onu izle.
19Sonra bil ki onları tek tek açıklamak da bize aittir.
20Hayır aslında siz bu dünyaya pek düşkünsünüz.
21Ahireti ise hiç hesaba katmıyorsunuz.
Açıklamalı meal
14Hakikatte insan kendi kendine vicdanıyla, organlarıyla nefsine ve kendi aleyhine karşı bir şahittir. İnsan, kendi kendinin şahididir. Allah’ın davetinden yüz çevirip de dünya hayatını böylece tamamlayan kimseler, mazeretler uydurup kendilerini savunmaya kalksalar bile işe yaramayacak, şirk ve küfürlerine kendi azaları dahi şahitlik edecek, o gün onlara “Boşuna kendinizi temize çıkarmak için dilinizi acele ile oraya, buraya eğip büküp, lafları dolaştırmayın. Şüphesiz Biz bütün yaptıklarınızı bir araya topladık, şimdi onları bir bir okuyacağız, siz de okunanları dikkatle izleyin, böylece her şeyi açıklamış olacağız.” denilecek. Hesap günü birtakım mazeretler belirtse de nefsinin kötülüklerine bizzat kendisi şahittir, herkes kendi ayarını ve amacını bilmektedir. Aslında insan, kendi hâlini görmekte ve nasıl bir akıbete lâyık olduğunu pekâlâ bilmektedir. Hesap gününde insan kendini görür. Rabbinin huzurunda ne kadar aciz ne kadar çaresizdir. Üzerine düşen görevleri yapmadığını, yeryüzündeki yaşamını bir hiçlik üzerine yaşadığını anlar. Sanki Rabbin onu yeryüzüne anlamsız olarak göndermiş. Sanki yeryüzünde bir hiçlik uğruna yaşamını sürdürecekmiş. Hayır! Andolsun ki hayır! Hesap günü bütün gerçekler yüzüne okunacak! Yeryüzündeki insan yaşamının bir hiçlik üzerine kurulmadığını öğrenecektir. Andolsun ki insanın yeryüzünde aldığı her nefesin, yaşadığı her anın mutlaka anlamı vardır.
15Ahirette Mazeretlerini ortaya atsa birtakım yalan bahanelere sığınsa bile, mazeretler bulup kendi yaptıklarını gizlemeye, kendisini kandırmaya çalışsa bile nafiledir. İsterse sayabildiği bütün mazeretlerini sayıp döksün yine de el, ayak, göz, kulak gibi uzuvların şahitliğini yalanlayamayacaktır. Gaflet ve cehaletinin ve Allah’ı takdir edememenin bir neticesidir. Öyleyse, ey insanlar; gerçekleri olduğu gibi görmeli, Kur’an mesajını kendinize rehber edinerek dünya ve âhirette huzur ve esenliğe ulaşma yolunda çaba harcamalısınız. Bunun için yapmanız gereken, içtenlikle Kur’an’a yönelmek ve onu dinleyerek, okuyarak, inceleyerek anlamaya ve hükümlerini uygulamaya çalışmaktır. Başlangıçta anlayamadığınız veya yanlış anladığınız yerler olabilir; endişe etmeyin, eğer siz içtenlikle Kur’an’a yönelir ve onu anlama ve hayatınıza yansıtma yolunda çaba harcarsanız, Kur’an’ın tümünü okudukça Allah size bilmediklerinizi öğretecek ve Kur’an’ı doğru anlamanızı sağlayarak sizi büyük hatalara düşmekten koruyacaktır. Biz insana yeryüzündeki yaşamın anlamını, neler yapmasını gerektiğini anlattığımızda, onun neler yapmadığı ortaya çıkar. İnsan yapmadığı şeyler için özür bulmaya çalışır. Çeşitli bahaneler uydurur. Hayır! Andolsun ki onların bahaneleri işe yaramayacaktır. İnsan hiç düşünmüyor mu? Dünyada mal mülk edinmek için, mevki makam sahibi olmak için, aklını, zekâsını, bilgisini, tecrübelerini, nasıl değerlendirdiğini bilmiyoruz mu sanıyor? Dünyada bolluk zenginlik içinde yaşamak için harcadığı zamanları, verdiği emekleri bilmiyoruz mu sanıyor? En küçük çıkarları için nasıl hayatlarını ortaya koyduklarını bilmiyoruz mu sanıyor? Kendi şanları, kendi şöhretleri için ölürken, dünya nimetlerini daha fazla edinmek için ölürken, insanlar arasında haksızlık zulüm yaparak ölürken, kendi zevkleri kendi sefaları için hayatlarını kaybederken, gösterdikleri azmi cesaretleri bilmiyoruz mu sanıyor? Onları yasalarımıza uymaya çağırınca yan çizdi. Bir kerecik olsun Allah ne diyor demedi. Verdiğimiz akıl, göz, muhakeme, kulak, gönül, zekâ, kalp nimetlerini kendi çıkarı için sonuna kadar kullanırken, bizim yolumuz için asla kullanmadı. Bütün bunları bilmiyoruz mu sanıyor? İnsanın emirlerimize uymaması için ne bahanesi olabilir ki? Haksızlık ederken, canlıları katlederken, yeryüzünü talan ederken, çıkarları için tüm güzellikleri yok ederken, hiçbir bahane üretmedi. Tek bir hedefi vardı; eğlenmek, çıkar sağlamak, bencilliklerini tatmin etmek! Hayır! Andolsun ki hayır! Bugün insanın hiçbir bahanesi kabul edilmeyecektir. Nitekim, ayetlerimizle ilk tanıştığı sıralarda Elçimiz Muhammed bile onu öğrenme ve anlama konusunda zorluk çekeceğini sanmış, Biz de onu şöyle teskin etmiştik:
16Ey peygamber! Sana vahyedilen ayetleri, Kur’an’ın bir kısmını unuturum endişesiyle acele ile kavrayıp ezberlemek için, Cebrail onları sana okurken onunla beraber dilini hızla oynatıp durma. Gönderilen ayetleri okurken hafızanda tutabilmek için tekrar etme. Buna gerek yok. Acele etme, Kur’an kalbine, inerken sadece dinle.
17Şüphesiz o Kur’an’ı kalbinde toplamak, kalbine hafızana kaydetmek ve onu sana okutmak bize düşer. İşin sana ait kısmı, bu âyetleri içine sindirmek, bir davranış elbisesi olarak üzerine giyip göstermek ve bütün bir insanlığa ulaştırılması için gayret etmektir. Sen insanlara sözlerimizi iletmen için seçilen elçisin. Elçi olarak sana güç verdik. Söylenenleri aklına kalbine yazman, hafızanda tutman, anlamlarını anlaman konusunda seni yalnız bırakmadık. Senin hafıza gücünü anlama gücünü destekledik. Sen diğer insanlar gibi değilsin. Bizim elçimizsin. Sana gönderilen ayetleri, ayetlerin anlamlarını, nasıl uygulayacağını aklına, kalbine biz yazarız. Senin; ayetin anlamı ne demek, nasıl uygulanacak gibi sorular sormana, sorularının peşinden gitmene ihtiyacın yok. Sen katımızdan sana gönderdiğimiz ayetlerimizi unutmaktan muaf tutulacaksın ve asla unutmayacaksın! Onun için acele etme! Anlayıp hafızana kaydetmek için tekrar etme! Kaldı ki sen bunu yapsan da bizim istediğimiz şekilde anlayamaz, hafızana kaydedemezsin. Onun için kendini bırak! Sadece sana okunanı dinle! Andolsun ki hafızana eksiksiz olarak ayetleri anlamlarıyla birlikte yazacağız.
18Şu hâlde biz onu Cebrail vasıtasıyla vahyedip okuduğumuzda sen sadece onun sana vahyolunduğu gibi okunuşuna uy. Yalnızca onun okunuşunu takip et. Ve dikkatle izle.
19Bundan Sonra da hiç şüphen olmasın ki inen âyetler hakkında sana bir şeyler sorulduğunda ve hatırlamadıkların olursa kalbini ilim ve hidâyet nurlarıyla aydınlatarak onu öğretmekte anlamını açıklamak da bize düşer. Ey mü’minler! Siz de Kur’an okurken acele etmeyin. Anlamadan okumanın sevabına öncelik vermek yerine; anlama, yaşama ve başkalarına anlatmanın getireceği büyük sevaba öncelik verin ve şu sorunun cevabını bir düşünün; Anlama yoksa okumanın, yaşama yoksa anlamanın bir anlamı olabilir mi?
20Hayır Ey insanlar boşuna mazeret ileri sürmeyin! Doğrusu siz peşin olan kısa süreli ve çabucak geçen dünyayı ve geçici dünya zevklerini seviyorsunuz. İnsanlar etrafındaki diğer insanların ölümünden ders almaz. Kendisinin öleceğini düşünmez. Ölümü düşünerek kendine çeki düzen vermez. Dünyaya sarılır. Hâlbuki dünya hayatı, ahiret hayatının yanında bir hiçtir. Gelip geçicidir.
21Ve bu yüzden Kur’an’dan yüz çeviriyorsunuz. Asıl kalıcı olan sonsuz nimetlerin bulunduğu Ahireti ve ahirette size ebedi saadet kazandıracak işleri ise terk ediyorsunuz ve hesap gününü hiç düşünmüyorsunuz. Sizler çabucak geçecek olan dünya hayatını seviyor ve âhirette kime ve neye göre yaşadığınızın hesabının sorulacağını önemsemiyor, göz ardı ediyorsunuz.
İlgili ayetler
Ayet 22–25
4 ayetKıyamet 22
Kıyamet 23
Kıyamet 24
Kıyamet 25
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ ٢٢ اِلٰى رَبِّهَا نَاظِرَةٌۚ ٢٣ وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌۙ ٢٤ تَظُنُّ اَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۜ ٢٥
Mushaf
Okunuş
22Vucûhüy yevmeiẕin nâḍirah.
23İlâ rabbihâ nâżirah.
24Vevucûhüy yevmeiẕim bâsirah.
25Teżunnü ey yüfʿale bihâ fâḳirah.
Türkçe Meal
22Ama gün gelecek kimi yüzler sevinçten ışıl ışıl parlayacak.
23Rabbinden gelecek nimetleri bekleyecek.
24O gün kimi yüzler de kapkara kesilecek.
25Çünkü belini kıracak darbeyi yiyeceğini anlayacak.
Açıklamalı meal
22Dünyanın güzellikleri karşısında ahireti unutmayan mü’minlere ait nice Yüzler var ki, o gün sevinç içindedir, mutluluktan ışıl ışıl parıldar. Dünya hayatını Rablerinin davetine iman edip, gereklerini yerine getirerek yaşamak ve yaşatmak için gayret eden kimselerin ise, Kıyamet ve Hesap Günü Allah’ın kendilerine ikram edeceği nimetleri beklerken yüzleri mutluluktan parlar. Yaptıkları her iş onlar için ahiret hayatının aydınlığı olur.
23Onlar sevinç ve saadetle Rabbine bakarlar ve ondan gelecek ebedi ikramları beklerlerken tarifsiz mutluluğa ulaşacaklardır. Çünkü Allah’ın verdiği söz gerçekleşmiştir.
24Ama o gün, öyle Yüzler de var ki, o gün dünya-ahiret dengesini kuramadıkları için, yaşadıkları utanç, üzüntü ve pişmanlık nedeniyle suratlarının şekli kaymış ve asıktır. Ummadıkları kabul etmedikleri kıyametle karşı karşıyadırlar. Onlar dünyada Allah’a inanmamış, kıyamet gününü inkâr etmiş, hesap gününü yalanlamışlardır. İnkâr ettikleri hesap günü karşılarındadır. Cehennem ateşi ise onları selamlar.
25Etrafa baktıklarında bel kemiklerini kıracak dayanılmaz felaketin gelmekte olduğunu anlarlar. O gün Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edinerek yaşamış olanların ise yüzleri ümitsizlik ve korkudan kapkara kesilecek, bellerinin kemiklerini çatırdatıp kıracak bir azabın başlarına gelmekte olduğunu anlayacaklar. Verecekleri hesabın ağırlığından belleri bükülür. Kaçacak yerleri ve onları savunacak kimse de yoktur. Yeryüzünde insanları kandıranlar, Allah’la, Resullerle, İslam’la, İslam’ın yasalarıyla, Müslümanlarla alay edenler perişan vaziyettedir.
İlgili ayetler
Ayet 26–33
8 ayetKıyamet 26
Kıyamet 27
Kıyamet 28
Kıyamet 29
Kıyamet 30
Kıyamet 31
Kıyamet 32
Kıyamet 33
كَلَّٓا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَۙ ٢٦ وَق۪يلَ مَنْ۔ رَاقٍۙ ٢٧ وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُۙ ٢٨ وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِۙ ٢٩ اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍۨ الْمَسَاقُۜ۟ ٣٠ فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّٰىۙ ٣١ وَلٰكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۙ ٣٢ ثُمَّ ذَهَبَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ يَتَمَطّٰىۜ ٣٣
Mushaf
Okunuş
26Kellâ iẕâ belegati-tterâḳiy.
27Veḳîle men râḳ.
28Veżanne ennehü-lfirâḳ.
29Velteffeti-ssâḳu bissâḳ.
30İlâ rabbike yevmeiẕin-lmesâḳ.
31Felâ ṣaddeḳa velâ ṣallâ.
32Velâkin keẕẕebe vetevellâ.
33Ŝümme ẕehebe ilâ ehlihî yetemeṭṭâ.
Türkçe Meal
26Hayır, can boğaza gelip dayandığında.
27Bir çığlık koparılacak “Doktor nerede/şifacı kim?”
28İşte o zaman ayrılık vaktinin gelip çattığını anlayacak.
29Ve bacaklar birbirine dolaşacak.
30O gün sürüklenip götürülüş Rabbine doğru olacak.
31Evet o, ne hakkı tasdik etti, ne de Rabbine namazla yöneldi.
32Fakat gerçeği yalanladı ve Rabbine sırt çevirmiş.
33Sonra da çalım satarak yandaşlarının yanına vardı.
Açıklamalı meal
26Peki bu geç kalmış anlamanın bir faydası olacak mı? Maalesef hayır hiçbir faydası olmayacak. Kur’an dünyadan ahirete bir pencere açıp, bu gerçekleri gösterdiği halde, içinizden bazıları ölümü, ahireti unutarak yaşar. Gerçek şu ki; ömür biter ve ne zaman, can boğaza dayandığında ölüm bu kişilere kendini hatırlatır, işte o an insan şaşkınlaşıp kalacaktır. Ölüme öyle bir boyun uzatışları vardır ki, şaşarsın! Ölüm onlar için asla bir kurtuluş olmayacaktır.
27Ve: Ona: Haydi görelim şimdi tedavi için. "Son müdahaleyi Kim yapacak kim tedavi edecek? Kim iyileştirip kurtaracak?" diye sorarlar. En güvendiğiniz hekiminiz, sahte şeyhiniz ve şöhretliniz nerededir? diye hatırlatılacaktır. Fakat onlar yine de bir umut içindedirler. Birbirlerine bakarlar. Acaba kim bizi bu halden kurtarabilir? İsterler ki biri sihir yapsın. Bütün bunların hepsi bir rüya olsun. Neredesiniz ey şefaatçilerimiz derler? Kimse seslerini duymaz! Anlarlar ki kendilerine şefaat edeceklerini sandıkları da o günün dehşetinden kendi dertlerine düşmüştür. Onlar da kendilerini kurtaracak birini aramaktadırlar.
28O can çekişen kişi de En iyi doktorlara, en iyi hastanelere gider. Ölüm karşısında bütün sebeplerin çaresiz kaldığını gördüğünde bunun mecburen bu dünyadan ve tüm sahip olduklarından son ve kesin ayrılık zamanı olduğunu kendisi ve çevresindekiler de anlar. Ölecek kişi de kendisi bilir ki, bu bir ayrılık vaktidir.
29Ve Ölüm korkusundan eli ayağı birbirine dolaşır, kımıldayamayacak hale gelir.
30İşte o gün hesap vermek üzere kaçınılmaz ebedî yolculuk için sevk edileceği yer yalnızca Rabbinedir. Dünya hayatını Allah’ın davetine sırt dönüp O’na başkaldırmış olarak yaşamış insanın canı boğazına gelip dayandığında ve etrafındakilerin bunu kurtaracak biri yok mu diye çırpınıp durduğunda, işte o zaman kendisi de ayrılık vaktinin gelip çattığını iyice kavrar, son çırpınışla ayakları birbirine dolaşır ve ancak o zaman bu gidişin Rabbin huzuruna gidiş olduğuna inanıp iman eder fakat son pişmanlık fayda etmez.
31O huzurda amel defteri açıldığında görülecektir ki, gafil ve kâfir olan, O kişi ne sadaka verdi ne peygamberi ve Kur’an’ı, kendisine tebliğ edilen dini tasdik edip doğruladı ve ayetlerime iman etti ne de Allah’a yönelip o dine destek verdi. O, yaşadığı sürece Allah’ın peygamber ve kitaplarla davet ettiği yaratılışının sebebi olan hayat nizamına uymayı kabul etmedi. Akıllarını, zekâlarını, bilgilerini, mallarını, mülklerini, makamlarını hep çıkarları için kullandılar. Hâlbuki bütün bunları insanlarla paylaşmaları gerekiyordu. İnsanlarla birlikte barış, huzur, esenlik içinde yaşamaları gerekiyordu. Onlar bencil davrandılar. Çıkarlarının peşinden gittiler. Tam tersine varlıklarıyla insanlar arasında sınıflar ürettiler. İhtiyaç sahiplerini görünce inandığınız Allah versin dediler.
32Fakat peygamberi, Kur’ân hakikatlerini yalanladı, itaat etmekten ve ayetlerimizden yüz çevirdi.
33Sonra da bazı Mekkeli müşriklerin yaptıkları gibi çalım satarak bir kahraman edasıyla yakınlarının yanına gitmişti.
32. Ancak peygamberi, Kur’ân hakikatlerini yalanladı ve ayetlerimizden yüz çevirdi, yapılan işleri köstekledi, ondan uzak durdu. Kendi yorumlarının peşine düştü.
33. Sonra da bazı Mekkeli müşriklerin yaptıkları gibi böbürlenip çalım satarak gururlanıp hava atarak bir kahraman edasıyla yandaşlarının yanına, ailesine gitmişti. Kendine göre bir hayat nizamı kurmaya ya da kendi gibilerin kurduğu nizamlara yönelip sarıldı. Çalım satarak inkâr edenlerle birlikte oldular. Birbirlerini destekleyerek ayetlerimize karşı çıktılar. Yasalarımızla alay ettiler. Fakat şimdi, her şeyini dünyada terk ederek huzurumuza geldi ve sonsuz azaba mahkûm oldu!
Ayet 34–35
2 ayetKıyamet 34
Kıyamet 35
اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۙ ٣٤ ثُمَّ اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۜ ٣٥
Mushaf
Okunuş
34Evlâ leke feevlâ.
35Ŝümme evlâ leke feevlâ.
Türkçe Meal
34Yazıklar olsun sana ey insan yazıklar olsun!
35Evet gerçekten yazıklar olsun sana yazıklar olsun!
Açıklamalı meal
34Huzurda, amel defterleri açıldıktan sonra ona şöyle denir: Ey zalim ve hain kişi, şimdi Azap ve helak, ölüm ve ayrılık acısı sana layıktır, bugün burada sana verilecek her türlü cezaya müstahaksın. Sana layık olan işte budur. Allah’ın yaratıp da bunca nimetlerle donatmasına rağmen, O’nun davetine sırt dönen böylesi nankörlere yazıklar olsun. Senin için öncelikli olması gereken doğruları kabul etmen ve Allah’a yönelmendi.
35Ey kahrolasıca kâfir! Yaptıklarından dolayı sana tekrar tekrar yazıklar olsun. Sonra sana layık olan yine azap ve helaktir, yine senin layığın budur, daha fazlasına da müstahaksın. Gerçekten sen burada yaşayacağın her şeyi fazlasıyla hak ettin. Azap onlara her gün biraz daha yaklaşmaktadır. Bu acılar sana yakışır ve layıktır! Kesinlikle onlara verdiğimiz ceza da haksızlık yoktur. Çünkü onları sürekli uyarmıştık. Başlarına gelecekleri açıklamıştık. Şimdi azabı görünce niçin şaşırıyorlar?
Ayet 36
1 ayetKıyamet 36
اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىۜ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Eyaḥsebü-lʾinsânü ey yütrake südâ.
Türkçe Meal
36İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?
Açıklamalı meal
36Kendisine tebliğ edilen dini tasdik etmeyen, hakikati yalanlayan, kibirlenen, bunların yanında inandığını söylerken, inancının gereğini yapmayan İnsan, kendisinin başıboş yaratıldığını mı düşünür? Allah’ın hayata müdahil olmayacağını, kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını, dilediği gibi hareket edebileceğini, hayatı istediği gibi yaşayabileceğini ve verdiği nimetleri kullanış biçiminden hesaba çekilmeyeceğini mi, sanıyor? Böyle bir şeye nasıl inanır? Bu konularda hiçbir delili yokken nasıl bu kadar kesin konuşur? Kıyametin yokluğundan söz edip nasıl ahireti inkâr eder? Verdiğimiz aklı niçin kullanmaz? Düşünmez mi?
İlgili ayetler
Ayet 37–39
3 ayetKıyamet 37
Kıyamet 38
Kıyamet 39
اَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنٰىۙ ٣٧ ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّٰىۙ ٣٨ فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۜ ٣٩
Mushaf
Okunuş
37Elem yekü nuṭfetem mim meniyyiy yümnâ.
38Ŝümme kâne ʿaleḳaten feḫaleḳa fesevvâ.
39Feceʿale minhü-zzevceyni-ẕẕekera velʾünŝâ.
Türkçe Meal
37O ana rahmine atılan bir damla sperm değil miydi?
38Sonra bir parçacık pıhtı olmuş, Allah da onu yaratıp şekil de vermişti.
39Ve ondan iki cinsi, erkek ve dişiyi meydana getirmiştir.
Açıklamalı meal
37Yani, yaptıklarının hesabını vermek üzere yeniden diriltilmeyeceğini mi düşünüyor? Oysa Küfürde direndiği için çalım satıyor, hiç düşünmez mi ki O adı sanı bilinmezken, rahme akıtılan ve içinde milyonlarca sperm olan meniden bir damla su, değil miydi? İnsan kendine bir baksın? Kibirlenecek, kendini beğenecek neyi var? Niçin akıl edip kendine gelmiyor?
38Sonra bu sperm ana rahminde döllendi ve rahmin duvarına asılı bir alak yani embriyo oldu. Derken Allah onu bir çiğnemlik ete dönüştürerek, sonra da uzuvlarını oluşturup şeklini vererek değişik aşamalardan geçirdikten sonra yarattı ve biçimlendirerek düzgün bir şekle ve düzene soktu. Allah onu insan biçiminde yarattı. İnsan yaratılışı dikkatle izlesin. Elbette bütün bunlar bizim yaratılış yasamıza göre olmuştur. İnsan kendi yaptıklarına baksın ve sorsun kendine; insan neyi yaratmıştır? Sor onlara! Eğer yaratıcılık yapmak istiyorsa, yarattıklarımızın yasasına baksın. Biz yaratılışı yoktan gerçekleştirdik. Eğer kendini yaratıcı olarak görüyorsa yoktan bir şey yaratsın! Yapamaz değil mi? İnsan sadece yaratılış yasalarımızı, varlıklara koyduğumuz yasalarımızı öğrenir. Öğrendiklerinden giderek yarattığımız varlıkları yararına kullanmayı öğrenir. Bunun ötesine gidemez.
39Sonuçta nimetlerinden yararlanabilecek, doğru ile yanlışı birbirlerinden ayırt edebilecek özelliklerle donatarak ondan erkek ve dişi olarak iki tür var etti.
İlgili ayetler
Ayet 40
1 ayetKıyamet 40
اَلَيْسَ ذٰلِكَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰى ٤٠
Mushaf
Okunuş
40Eleyse ẕâlike biḳâdirin ʿalâ ey yuḥyiye-lmevtâ.
Türkçe Meal
40Bütün bunları yapan Allah’ın ölüyü diriltmeye gücü yetmez mi?
Açıklamalı meal
40Ey başıboş bırakılacağını zanneden insan! Bütün bunları yapan insanı yaratan Allah, ölüleri diriltmeğe onu tekrar yaratıp hayat vererek, hesap sormaya güç yetiremez mi? Elbette gücü yeter. Bu konuda hiç şüphen olmasın. İnsan bütün bunları bildiği gördüğü halde Rabbinin yeniden dirilteceğini nasıl inkâr ediyor? Andolsun ki insanın akılsızlığı başına felaket getirmekten başka bir işe yaramaz. Bilsin ki felaket başına geldiğinde pişmanlığı fayda vermeyecektir.
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Kâri’a, sonra Hümeze indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla