Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Başlangıç harfi olan “Kâf”dan alınmıştır. Anlamı, Kâf harfi ile başlayan sure, demektir.
Nüzul Zamanı: Kesin ne zaman nazil olduğu hakkında sağlam rivayetlerle bilgi edinilememiştir. Fakat konular ilerledikçe bu surenin nüzul zamanı, Mekke-i Muazzama’nın ikinci dönemi olan peygamberliğin üçüncü senesinden başlayarak beşinci seneye kadar devam eden zaman içinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu dönemin özelliklerini En’am Suresi’nin giriş kısmında açkıladık. Bu özellikleri göz önüne alarak bu surenin, kafirlerin muhalefetinin bayağı şiddet kazandığı, ama henüz eziyet ve işkencenin başlamadığı beşinci senede nazil olduğu kıyaslamalarla tahmin edilmektedir.
Konu: (Bu sûre de öldükten sonraki dirilme ve haşre önem verir. Bu gerçekleri kesin ve parlak delillerle ele alır. İçerisindeki teşvik ve korkutma unsurlarıyla ruhları hayrete düşürür. Allah’ın yüce kudretine kevnî ayetlerle dikkat çeken sûre geçmiş toplumlardan Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud’un da yalanlayıp ne hale geldiklerinden bahsederek sûra üfürülecek günün dehşetini haber vererek sona erer.) Muteber rivayetlerde, Peygamberimiz’in (s.a) çok kere bayram namazlarında bu sureyi okuduğunu öğrenmekteyiz. Peygamberimiz’in komşusu olan Ümmü Hişam bin Harise adındaki bir kadın, “Bu sureyi ben cuma hutbelerinde çok kere Peygamberimiz’in mübarek ağzından işittim de ezberledim” diyor. Diğer bazı rivayetlerde: Sabah namazında da Peygamberimiz’in çok kere bu sureyi okuduğu rivayet ediliyor. Bundan Hz. Peygamber’in (s.a.) nazarında çok önemli bir sure olduğu açığa çıkmaktadır. Bu sebeple, çok çok okumak suretiyle, inananların bu surenin konusunu daha iyi anlamalarına dikkat buyurdukları görülmektedir. Bu ihtimam içerisinde sure dikkatli okunursa kolaylıkla anlaşılabilir. Baştan sona bütün surenin konusu ahiret ile ilgilidir.
Hz. Peygamber’in (s.a), Mekke’de risaletini açıklayıp insanları İslam’a davet ettiği sıralarda bu insanlar en çok; öldükten sonra tekrar dirilip, yaptıkları işlerin ve her çeşit amellerinin hesabını vereceklerine bir türlü akıl erdiremiyor, hayret ediyorlardı. “Bu olmayacak bir iş, olabileceğini de akıl kabul etmez, her zerremiz toprakta darmadağın olduktan ve bu dağınık parçaların binlerce yıl geçtikten sonra, tekrar bir araya getirilerek vücudumuzun yeni baştan düzenlenip-diriltilip ayağa kaldırılması olabilecek şey midir?”
diyorlardı. Buna cevap olarak Allah Teala tarafından işte bu ifadeler nazil buyuruldu.
Bu sure içinde çok kısa yoldan, küçük küçük ifadeler içinde, bir taraftan ahiretin mümkün olduğu ve onun meydana geleceğine dair deliller, ispatlar verilmiş, diğer taraftan;
“İsterseniz hayret ediniz, yahut akıldan uzak kabul ediniz veya yalanlayınız, her halükarda bunlarla hakikat değişmez” diye bilgi verilmektedir. Hakikat şudur ki: Toprakta darmadağın olan vücudumuzun her parçasının nereye gidip, nerede kaldığını, ne durumda olup hangi yerde bulunduğunu Allah bilmektedir. Bütün bu dağınık parçaların yeniden bir araya gelmesi ve sizi eskiden olduğunuz gibi tekrar yaratıp ayağa kaldırması için Allah Teala’nın bir işareti kafidir, yularsız develer gibi salıverilip yaptığınız işlerin hiç kimseye hesabını vermeyeceğiniz konusundaki bu tip ham hayalleriniz, çürük bir anlayıştan başka bir şey değildir.
Gerçek olan O; bizatihi Allah Teala, doğrudan doğruya her söz ve hareketinizi hatta kalbinizden geçen düşünce ve tasavvurlarınıza kadar her şeyi bilmektedir. Her şahsın yanına tayin edilmiş melekleri de bütün hareketleri ve davranışları kayda almaktadır. Vakti gelince bir nida üzerine hepiniz, yağmur zerreleri yeryüzüne iner inmez otların fışkırıp çıktığı gibi ayağa kalkacaksınız. İşte o zaman, bugün aklınızın önüne gerilmiş olan perde açılacak ve bugün inkar ettiğiniz o şeylerin hepsini gözlerinizle göreceksiniz. O zaman siz, dünyada sorumsuz ve başıbozuk bırakılmadığınızı, aksine sorumlu olup hesaba çekileceğinizi öğreneceksiniz. Bugün tuhaf efsaneler zannettiğiniz azap ve mükafat, günah ve sevap, cennet ve cehennem, o zaman bunların hepsi gözlerinizle gördüğünüz, karşınıza dikilip kendilerini müşahede ettiğiniz birer hakikat olacaklardır. Hak ve Hakikate direnmenizin karşılığında, akıldan uzak kabul ettiğiniz cehenneme atılacaksınız ve Allah’tan korkup doğru yola gelenlerin, gözlerinizin önünde bugün adını duyduğunuz zaman hayret edip dudak büktüğünüz o cennete girdiklerini göreceksiniz.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaKaf 1
1 ayetKaf 2–3
2 ayetبَلْ عَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَج۪يبٌ ٢ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًاۚ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَع۪يدٌ ٣
Mushaf
Okunuş
2Bel ʿacibû en câehüm münẕirum minhüm feḳâle-lkâfirûne hâẕâ şeyʾün ʿacîb.
3Eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbâ. ẕâlike racʿum beʿîd.
Ayet 2–3
Kur’an’ı, içlerinden seçtiği birisi ile Allah’ın kendilerine göndermekte olduğuna inanmak istemeyenler, şaşkınlıkla karşı çıkıp itiraz ettiler. Peygamber’in Kur’an ile bildirdiği, ölümden sonra diriltilip dünya hayatını kime ve neye göre yaşadığının hesabının sorulacağı uyarısına da tepki gösterip, “Hayret doğrusu, ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden diriltilmek olacak şey değil.” demeye başladılar.
Kaf 4–5
2 ayetقَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْۚ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَف۪يظٌ ٤ بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْ فَهُمْ ف۪ٓي اَمْرٍ مَر۪يجٍ ٥
Mushaf
Okunuş
4Ḳad ʿalimnâ mâ tenḳuṣu-lʾarḍu minhüm. veʿindenâ kitâbün ḥafîż.
5Bel keẕẕebû bilḥaḳḳi lemmâ câehüm fehüm fî emrim merîc.
Ayet 4–5
Oysa, toprağın onların bedenlerini çürütüp yok etmesinin yasasını koyan Allah, elbette tekrar yaratmaya da kadirdir. Ölümün de, yeniden diriltilmenin de yasasını yapan Allah’tır. Fakat Allah’ı layıkıyla tanımak istemeyenler bunu şaşkınlıkla karşılayıp yalanlarlar.
Kaf 6
1 ayetاَفَلَمْ يَنْظُرُٓوا اِلَى السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ ٦
Mushaf
Kaf 7
1 ayetوَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍۙ ٧
Mushaf
Kaf 8
1 ayetKaf 9–11
3 ayetوَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِه۪ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَص۪يدِۙ ٩ وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَض۪يدٌۙ ١٠ رِزْقًا لِلْعِبَادِۙ وَاَحْيَيْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۜ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ ١١
Mushaf
Okunuş
9Venezzelnâ mine-ssemâi mâem mübâraken feembetnâ bihî cennâtiv veḥabbe-lḥaṣîd.
10Vennaḫle bâsiḳâtil lehâ ṭalʿun neḍîd.
11Rizḳal lilʿibâdi veaḥyeynâ bihî beldetem meytâ. keẕâlike-lḫurûc.
Ayet 9–11
Gökten su indirip, onunla bahçeler yeşertip salkım salkım meyveli ağaçları, tahılları insanlara rızık olarak bahşeden Allah, ölü toprağı indirdiği su ile nasıl diriltip canlandırmakta ise, işte sizi de ölümünüzden sonra öyle diriltecektir.
İlgili ayetler
Kaf 12–14
3 ayetكَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُۙ ١٢ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍۙ ١٣ وَاَصْحَابُ الْاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍۜ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَع۪يدِ ١٤
Mushaf
Okunuş
12Keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv veaṣḥâbü-rrassi veŝemûd.
13Veʿâdüv vefirʿavnü veiḫvânü lûṭ.
14Veaṣḥâbü-lʾeyketi veḳavmü tübbaʿ. küllün keẕẕebe-rrusüle feḥaḳḳa veʿîd.
Ayet 12–14
Buna inanmamakta direnenlerden çok önce de Nûh kavmi, Ress Halkı, Semûd kavmi, Âd kavmi, Firavun’un kavmi, Lût’un kavmi ve Tübba kavmi de peygamberlerinin getirdiği bu gerçeklere inanmayıp yalanladılar ve sonunda hak ettikleri cezaya çarptırıldılar.
Kaf 15
1 ayetاَفَعَي۪ينَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِۜ بَلْ هُمْ ف۪ي لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَد۪يدٍ۟ ١٥
Mushaf
Okunuş
15Efeʿayînâ bilḫalḳi-lʾevvel. bel hüm fî lebsim min ḫalḳin cedîd.
Ayet 15
Biz insanı ilkin yaratmada zorluk çekip, yorulduk mu ki, ölümden sonra yaratmakta güçlük çekelim? Fakat Allah’ın ilminin ve kudretinin üstünlüğünü, yüceliğini, sınırsızlığını görüp anlamak istemeyenler, yeniden diriltilip hesap vermeyi içlerine sindiremedikleri ve ondan şüphe ettikleri için âhiret hayatını kabul etmemekte direniyorlar.
İlgili ayetler
Kaf 16
1 ayetوَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ ١٦
Mushaf
Okunuş
16Veleḳad ḫalaḳne-lʾinsâne venaʿlemü mâ tüvesvisü bihî nefsüh. venaḥnü aḳrabü ileyhi min ḥabli-lverîd.
Ayet 16
Gerçek şu ki, insanı yaratan Biziz. Biz onun aklından geçenleri ve niyetini de çok iyi biliriz, çünkü Biz ona şah damarından daha yakınız.
İlgili ayetler
Kaf 17–18
2 ayetاِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَم۪ينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَع۪يدٌ ١٧ مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَق۪يبٌ عَت۪يدٌ ١٨
Mushaf
Okunuş
17İẕ yeteleḳḳe-lmüteleḳḳiyâni ʿani-lyemîni veʿani-şşimâli ḳaʿîd.
18Mâ yelfiżu min ḳavlin illâ ledeyhi raḳîbün ʿatîd.
Ayet 17–18
Ayrıca insanın sağında ve solunda iki melek vardır. Onlar, kişinin söylediklerini ve yaptıklarını kayıt altına alırlar.
Kaf 19
1 ayetوَجَٓاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّۜ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَح۪يدُ ١٩
Mushaf
Okunuş
19Vecâet sekratü-lmevt bilḥaḳḳ. ẕâlike mâ künte minhü teḥîd.
Ayet 19
Hayatının tüm ayrıntıları bilinen ve kayıt altına alınan insan, nihayet kaçınılmaz olan ölümle yüz yüze gelir. İşte o zaman kendisine, “Aklına getirmek istemediğin, kabul etmekten kaçındığın gerçek budur.” denilir.
Kaf 20
1 ayetKaf 21–23
3 ayetوَجَٓاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَٓائِقٌ وَشَه۪يدٌ ٢١ لَقَدْ كُنْتَ ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَٓاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَد۪يدٌ ٢٢ وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ ٢٣
Mushaf
Okunuş
21Vecâet küllü nefsim meʿahâ sâiḳuv veşehîd.
22Leḳad künte fî gafletim min hâẕâ fekeşefnâ ʿanke giṭâeke febeṣaruke-lyevme ḥadîd.
23Veḳâle ḳarînühû hâẕâ mâ ledeyye ʿatîd.
Ayet 21–23
O Gün her insan, aklını ve iradesini Allah’ın davetine yönelik mi, yoksa kendileri gibi yaratılmış kimselere yönelerek mi kullandığının hesabını vermek üzere huzura getirilir ve kendisine, “Karşılaşacağın bu gün ile uyarılmana rağmen, önemsemeyip buna hazırlanmaktan uzak durmuştun. Fakat bugün gözündeki perde kalktı, umursamadığın o gerçekle yüzleşeceksin.” denilir. Bu sırada onun hep yanında yaptıklarının şahidi olan melek, “İşte onun yapıp ettiklerinin kayıtlı olduğu amel defteri, hepsi burada yazılı.” diyecek.
İlgili ayetler
Kaf 24–26
3 ayetاَلْقِيَا ف۪ي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَن۪يدٍۙ ٢٤ مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُر۪يبٍۙ ٢٥ اَلَّذ۪ي جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَاَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّد۪يدِ ٢٦
Mushaf
Okunuş
24Elḳiyâ fî cehenneme külle keffârin ʿanîd.
25Mennâʿil lilḫayri müʿtedim mürîbün.
26Elleẕî ceʿale meʿa-llâhi ilâhen âḫara feelḳiyâhü fi-lʿaẕâbi-şşedîd.
Ayet 24–26
Bunun üzerine Allah görevli cehennem meleğine emrederek: “Yaratıp bunca nimetlerle donatıp, sonra da yaratılış sebeplerine uygun bir hayatı yaşamaya davet etmemize rağmen, nankörlük edip davetimizden yüz çevirenleri atın cehenneme. Çünkü bunlar, her türlü iyiliğe engel olmakla birlikte, insanları Allah’ın davetinden de şüpheye düşürdüler ve Allah’la birlikte başka Rab ve ilahlar edindiler. Bundan dolayı cehennem azabının en şiddetli yerine atın bunları.” diyecek.
Kaf 27
1 ayetقَالَ قَر۪ينُهُ رَبَّنَا مَٓا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٢٧
Mushaf
Okunuş
27Ḳâle ḳarînühû rabbenâ mâ aṭgaytühû velâkin kâne fî ḍalâlim beʿîd.
Ayet 27
Hak ettiği azapla karşılaşan bu kimse, hemen şeytanın kendisini bu yola ittiğinin bahanesini öne sürecek. Şeytan ise, “Rabbim onu ben azdırıp saptırmadım. O kendi iradesi ile seçimini yaptı, onu ne ben ne de başkası bu seçimi yapmaya zorladı.” diyecek.
Kaf 28–29
2 ayetقَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَع۪يدِ ٢٨ مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ ٢٩
Mushaf
Okunuş
28Ḳâle lâ taḫteṣimû ledeyye veḳad ḳaddemtü ileyküm bilveʿîd.
29Mâ yübeddelü-lḳavlü ledeyye vemâ ene biżallâmil lilʿabîd.
Ayet 28–29
Allah onlara, “Benim huzurumda birbirinizle çekişip durmayın! Ben vaktiyle sizi bu günlerin geleceği ile uyarmıştım, müşrik ve kâfirlerle ilgili azap hükmüm asla değişmez. Ben kullarımı sebepsiz yere cezalandırmam.” diyecek.
Kaf 30
1 ayetيَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَاْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَز۪يدٍ ٣٠
Mushaf
Kaf 31–34
4 ayetوَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَ غَيْرَ بَع۪يدٍ ٣١ هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَف۪يظٍۚ ٣٢ مَنْ خَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِ وَجَٓاءَ بِقَلْبٍ مُن۪يبٍ ٣٣ اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ ٣٤
Mushaf
Okunuş
31Veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîne gayra beʿîd.
32Hâẕâ mâ tûʿadûne likülli evvâbin ḥafîż.
33Men ḫaşiye-rraḥmâne bilgaybi vecâe biḳalbim münîb.
34Üdḫulûhâ biselâm. ẕâlike yevmü-lḫulûd.
Ayet 31–34
Ve O Gün, Allah’ın davetine iman edip gereklerini yerine getiren mü’minler ise cennete yaklaştırılacak ve onlara da şöyle denilecek: “İşte size vaat edilen cennet budur, Allah’a yönelen, O’na itaat edip teslim olan, samimiyet ve derin bir saygı ile bağlanmış olanlara vaat edilen mutluluk, huzur ve güven yurdu olan cennete girin.”
Kaf 35
1 ayetKaf 36–37
2 ayetوَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِۜ هَلْ مِنْ مَح۪يصٍ ٣٦ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَه۪يدٌ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarnin hüm eşeddü minhüm baṭşen feneḳḳabû fi-lbilâd. hel mim meḥîṣ.
37İnne fî ẕâlike leẕikrâ limen kâne lehû ḳalbün ev elḳa-ssemʿa vehüve şehîd.
Ayet 36–37
Ey Peygamber! Allah adına yapmakta olduğun daveti kabul etmeyenlerden daha güçlü olan geçmişteki müşrik ve kâfir kavimleri de helak edip, âhiretteki azaba mahkûm ettik. Şüphesiz bunlardan düşünenler için alınacak dersler vardır.
Kaf 38
1 ayetوَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ ٣٨
Mushaf
Kaf 39
1 ayetفَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِۚ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Faṣbir ʿalâ mâ yeḳûlûne vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḳable ṭulûʿi-şşemsi veḳable-lgurûb.
Ayet 39
Ey Peygamber! Davetine inat ve nankörlükle direnen, Allah’ın ilmini, gücünü, kudretini layıkıyla tanımayanlara şimdilik sabret. Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbine hamd ile secde et, doğru yolu gösterip ilettiği için şükret.
Kaf 40–44
5 ayetوَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبَارَ السُّجُودِ ٤٠ وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَر۪يبٍۙ ٤١ يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ ٤٢ اِنَّا نَحْنُ نُحْي۪ وَنُم۪يتُ وَاِلَيْنَا الْمَص۪يرُۙ ٤٣ يَوْمَ تَشَقَّقُ الْاَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًاۜ ذٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَس۪يرٌ ٤٤
Mushaf
Okunuş
40Vemine-lleyli fesebbiḥhü veedbâra-ssücûd.
41Vestemiʿ yevme yünâdi-lmünâdi mim mekânin ḳarîb.
42Yevme yesmeʿûne-ṣṣayḥate bilḥaḳḳ. ẕâlike yevmü-lḫurûc.
43İnnâ naḥnü nuḥyî venümîtü veileyne-lmeṣîr.
44Yevme teşeḳḳaḳu-lʾarḍu ʿanhüm sirâʿâ. ẕâlike ḥaşrun ʿaleynâ yesîr.
Ayet 40–44
Gecenin bir bölümünde de O’na hamd etmeye, yüceliği karşısında secde etmeye devam et.
Ey insanlar! Yakında ölüme ve öldükten sonra da diriltilip hesap vermeye çağrılacağınızı size haber vermekte olan uyarıcıya kulak verin. O diriliş günü müthiş bir sesle, herkes irkilerek kabirlerinden fırlayacak ve hiç şüphesiz canı verip alan da huzurunda toplanılacak olan da Biziz.
Kıyamet Günü insanları yeniden diriltmek ve Hesap Günü huzura toplamak, elbette Bizim için çok kolaydır.
Kaf 45
1 ayetنَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ مَنْ يَخَافُ وَع۪يدِ ٤٥
Mushaf
Okunuş
45Naḥnü aʿlemü bimâ yeḳûlûne vemâ ente ʿaleyhim bicebbârin feẕekkir bilḳurʾâni mey yeḫâfü veʿîd.
Ayet 45
Ey Peygamber! Biz o Kıyamet ve Hesap Günü’nün geleceğine inanmayanların bu konuda ne düşündüklerini de, ne söylediklerini de çok iyi biliyoruz. Sen onların bu gerçeklere zorla inanmalarını sağlamakla görevli değilsin. Sen ancak Allah’ın Kur’an ile uyarılarına kulak veren, yürekten Allah’a yönelen, yönelmek isteyenleri uyarabilirsin, o yüzden onlara Kur’an ile öğüt vermeye devam et.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Mürselât, sonra Beled indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla