Sûre hakkındaAdı · Nüzul zamanı · Anafikir ve konular
Adı: Sure adını, bu surenin karınca kıssasının anlatıldığı bir sure olduğunu ima eden 18. ayetteki “vadi’in-neml” ibaresinden alır.
Nüzul zamanı: Surenin konu ve üslubu Mekke döneminin ortalarında inen surelere çok benzer. Bu benzerlik bazı rivayetlerle de desteklenmektedir. İbn Abbas ve Cabir bin Zeyd’e göre “Sözkonusu surelerden önce Şuara, sonra Neml, ondan sonra da Kasas Suresi indirildi.”
Anafikir ve konular: Bu sure iki bölümden meydana gelir. Birinci bölüm baştan 58. ayetin sonuna kadar devam eder. İkinci bölüm ise 59. ayetle başlayarak son ayetle son bulur.
Birinci bölümün ana fikri şudur: Yalnız Kur’an’ın getirdiği gerçekleri kainat konusunda temel hakikatler olarak kabul eden ve hayatını bu gerçeklere itaat ve teslimiyet içerisinde sürdüren kimseler bu Kitap’ın hidayetinden faydalanabilir ve dolayısıyla vaat edilen mükafatlara layık olabilir. Ne var ki, böyle bir hayatı sürdürmenin en büyük engeli ahireti inkar etmektir. Çünkü bu inançsızlık kişiyi sorumsuz, bencil ve dünya hayatına aşırı derecede bağlı duruma getirir. Böyle bir kimsenin Allah’a teslim olabilmesi, hırs ve arzularını sınırlama yoluna gidebilmesi mümkün değildir.
Bu girişten sonra ortaya üç insan tipi konulur. Birinci tipin özellikleri Firavun, Semud kavminin ileri gelenleri ve Lut kavminin soyluları ile karakterize edilmektedir. Sayılanların tümü ahiret sorumluluğuna aldırmayan ve bunun sonucu olarak da dünyaya kul olmuş kişilerdir.
Bu insanlar mucizeleri gördükten sonra inanmamakta direnmişlerdi. Dahası iyiliğe ve salih olmaya çağıranların aleyhlerine dönmüş ve onlara düşman kesilmişlerdi. Aklı başında her insanın nefretle karşıladığı çirkin davranışlarını ısrarla sürdürmüşler, kendilerini helak eden Allah’ın azabı gelip kapıya dayandığında bile uyarılara kulak vermemişlerdi.
İkinci tip Hz. Süleyman’ın (a.s) kişiliğinde sergilenir. Allah Hz. Süleyman’a (a.s) Mekkeli kafirlerin ileri gelenlerinin hayal bile edemeyeceği bir derecede zenginlik, mülk ve ihtişam bağışlamıştı. Ne var ki, Allah önündeki sorumluluk bilincinden ve sahip olduğu herşeyin yalnızca Allah’ın bir lütfu olduğu duygusunu taşıdığından tam bir teslimiyet içinde olmuş ve kendini beğenmişlik onun kişiliğini lekelememişti.
Üçüncüsü ise Sebe melikesinin karakterize ettiği tiptir. Sebe melikesi Arabistan tarihinin en zengin ve ünlü insanlarını yönetmiştir. Bir insanı kibir ve gurura sevkedecek her türlü imkana sahipti. Kureyş’in sahip olduğu mal-mülkten çok daha fazla bir zenginliğe sahipti. Gene de “şirk” içinde olduğunu kabul ve itiraf etti. “Şirk”, onun sadece atalarının hayat tarzı olmakla kalmıyor, ayrıca bir idareci olarak durumunu sürdürebilmek için takip etmek zorunda olduğu bir hayat biçimiydi de. Bundan dolayı “şirk”i terketmesi ve “tevhid” yolunu benimsemesi sıradan bir müşrikin kabulünden daha güçtü. Buna rağmen gerçek apaçık ortaya çıkınca, hiçbir şey onu kabulden alıkoymadı. Aslında onun sapıklığı tutku ve arzularına kul olmaktan değil, müşrik bir çevrede doğup yetişmesinden ileri geliyordu. Yine de vicdanı Allah önünde sorumluluk duygusundan yoksun değildi.
İkinci bölümün hemen başlarında evrenin çok açık, gözle görülebilen bazı gerçeklerine dikkat çekilmiş ve Mekke kafirlerine ardı ardına şu anlamda sorular yöneltilmiştir: “Bu gerçekler, halen sizin takip etmekte olduğunuz “şirk” inancını mı, yoksa Kur’an’ın sizi davet ettiği “tevhid” gerçeğini mi doğruluyor?” Bundan sonra kafirlerin asıl şu gerçek hastalığına işaret edilerek şöyle denilmektedir: “Gözleri kör eden ve her türlü apaçık gerçeğe karşı onları taş gibi duygusuz hale getiren ahireti inkar etmeleridir. bu inkarları onlara hayatın her konu ve meselesini önemsiz ve gayri ciddi kılmaktadır. Onlara göre herşey bütünüyle yok olacağına, hayattaki tüm çabalar sonuçsuz kalacağına, bütün gayeler, hedefler anlamsız olacağına göre, hak ve bâtıl eşittir ve birbirine benzer şeylerdir. Hayat mücadelesi tümüyle gayesiz ve varacağı bir hedef yoktur. Böyle olunca, kişinin hayat sistemini hak veya bâtıl temeller üzerine dayandırma meselesi tümüyle önemini yitiriyor.
Yukarıda ana hatlarıyla belirttiğimiz bu bölüm Hz. Peygamber (s.a) ve müslümanları, asi ve imansız kimseleri “tevhid”e davet etmekten caydırma amacı gütmüyor. İşin doğrusu bu bölümde güdülen amaç onları uyuşukluk ve uykudan uyandırmaktır. Bu nedenle 67-93. ayetleri arasında insanlarda ahiret duygusunu oluşturmak, onları inançsızlığın sonuçları konusunda uyarmak ve onları ahireti gözleriyle görüyormuşçasına inandırmak için belli şeyler tekrar tekrar vurgulanmıştır.
Sonuç olarak Kur’an’ın gerçek daveti, yani yalnız tek bir ilâha kul olma çağrısı kısa fakat mucizevi bir şekilde sunulmaktadır. Bunu kabul etmenin kendi yararlarına, reddetmenin de kendi zararlarına olacağı hususunda insanlar uyarılmıştır. Kabul ve teslimiyetten başka bir seçenek bırakmayan Allah’ın ayetlerini görünceye kadar imanlarını ertelemeleri durumunda -ki o zaman kıyamet gelip çatmış demektir- artık inanmalarının bir yararı olmayacağı unutulmamalıdır.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaNeml 1–3
3 ayetطٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ١ هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ٢ اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ٣
Mushaf
Okunuş
1Ṭâ-sîn. tilke âyâtü-lḳurʾâni vekitâbim mübîn.
2Hüdev vebüşrâ lilmüʾminîn.
3Elleẕîne yüḳîmûne-ṣṣalâte veyüʾtûne-zzekâte vehüm bilʾâḫirati hüm yûḳinûn.
Ayet 1–3
Ta. Sin. Bunlar sizin dilinizin sesleri olan harflerden oluşan kelimelerle, gerçekleri açıklamakta olan Kur’an âyetleridir.
Bu âyetler, iman edenlere rehberlik edip, müjdeler vermektedir. Böylesi bir imana sahip olanlar namazlarını bilinçle ve devamlı kılarlar, kalplerini Allah’ın davetine ısındırmak ve arınmak için ihtiyaç sahiplerine cömertçe yardımlarda bulunur ve âhirete de yürekten inanırlar.
İlgili ayetler
Neml 4–5
2 ayetاِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ ٤ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٥
Mushaf
Okunuş
4İnne-lleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati zeyyennâ lehüm aʿmâlehüm fehüm yaʿmehûn.
5Ülâike-lleẕîne lehüm sûü-lʿaẕâbi vehüm fi-lʾâḫirati hümü-lʾaḫserûn.
Ayet 4–5
Âhirete inanmayanlar yapıp ettiklerinin doğru ve güzel olduğunu sanarak, şirk ve küfrün bataklığında körcesine oyalanıp dururlar. İşte böyleleri azabın en kötüsüne uğrayacak ve kaybedenlerden olacaklar.
Neml 6
1 ayetوَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ ٦
Mushaf
Neml 7–12
6 ayetاِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًاۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٧ فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨ يَا مُوسٰٓى اِنَّهُٓ اَنَا۬ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ٩ وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ١٠ اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١ وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ١٢
Mushaf
Okunuş
7İẕ ḳâle mûsâ liehlihî innî ânestü nârâ. seâtîküm minhâ biḫaberin ev âtîküm bişihâbin ḳabesil leʿalleküm taṣṭalûn.
8Felemmâ câehâ nûdiye em bûrike men fi-nnâri vemen ḥavlehâ. vesübḥâne-llâhi rabbi-lʿâlemîn.
9Yâ mûsâ innehû ene-llâhü-lʿazîzü-lḥakîm.
10Veelḳi ʿaṣâk. felemmâ raâhâ tehtezzü keennehâ cânnüv vellâ müdbirav velem yüʿaḳḳib. yâ mûsâ lâ teḫaf innî lâ yeḫâfü ledeyye-lmürselûn.
11İllâ men żaleme ŝümme beddele ḥusnem baʿde sûin feinnî gafûrur raḥîm.
12Veedḫil yedeke fî ceybike taḫruc beyḍâe min gayri sûin fî tisʿi âyâtin ilâ firʿavne veḳavmih. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
Ayet 7–12
Hani Musa, Mısır’a dönüşü yolunda uzakta bir ateş görmüş ve ailesine şöyle demişti: “Uzakta bir ateş gördüm, siz bekleyin de ben gidip bir bakayım, belki oradan ısınmak için bir ateş koru ve yol ile ilgili de bir haber getirebilirim.” Oraya varınca Musa’ya şöyle seslenildi: “Bu ateşin ışığı ve onun aydınlattığı çevresi mübarek kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah Rahmandır, Rahimdir ve tek yüce olandır.
Ey Musa! Kâinatı yaratan, sahibi olan, hüküm koyan ve hükmetme yetkisi olan Allah Benim. Şimdi o elindeki asanı yere bırak.”
Musa asasını yere bıraktı, asanın hızlı hareket eden bir yılana dönüştüğünü görünce hemen arkasını dönüp kaçmaya başladı. Bunun üzerine Allah şöyle dedi: “Ey Musa! Korkma, Benim huzurumda peygamber seçtiklerimin korkmalarına gerek yoktur. Ayrıca bir haksızlık yaparak kendisine ve başkalarına zulmedip sonra da tevbe edip doğruya yönelenlerin korkmaları gerekmez.
Ey Musa! Şimdi de elini koynuna sok, çıkarınca da onu kusursuz bembeyaz bir ışık kaynağı olarak göreceksin. Bunlarla birlikte Firavun ve kavmine dokuz mucize göstereceğiz, sen de onları bu mucizelerle yaratılış sebepleri olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet et.”
Neml 13–14
2 ayetفَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ١٣ وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّاۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ١٤
Mushaf
Okunuş
13Felemmâ câethüm âyâtünâ mübṣiraten ḳâlû hâẕâ siḥrum mübîn.
14Veceḥadû bihâ vesteyḳanethâ enfüsühüm żulmev veʿulüvvâ. fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü-lmüfsidîn.
Ayet 13–14
Musa bu mucizeler ve âyetlerle Firavun’u ve çevresindekileri doğru yola davet edince, Firavun ile adamları hemen, “Bu apaçık bir sihir ve sihirbazlık işidir.” dediler. Aslında iç dünyalarında gördüklerinin sihir, duyduklarının da sihirbazın sözleri olmadığını anlamışlardı, fakat büyüklük taslayıp kibirlenmeleri sebebi ile gerçeği çarpıtıp inkâr ettiler, bu sebepten bak bakalım sonları nasıl oldu.
Neml 15
1 ayetوَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْمًاۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ ١٥
Mushaf
Okunuş
15Veleḳad âteynâ dâvûde vesüleymâne ʿilmâ. veḳâle-lḥamdü lillâhi-lleẕî feḍḍalenâ ʿalâ keŝîrim min ʿibâdihi-lmüʾminîn.
Ayet 15
Biz geçmişte Davud ve Süleyman’a da ilim ve hükümranlık vermiştik, bu yüzden onlar, “Bizi insanların çoğundan, bu bilgilerle üstün kılan Allah’a hamdolsun.” diyerek şükrederlerdi.
Neml 16
1 ayetوَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ ١٦
Mushaf
Okunuş
16Veveriŝe süleymânü dâvûde veḳâle yâ eyyühe-nnâsü ʿullimnâ menṭiḳa-ṭṭayri veûtînâ min külli şeyʾ. inne hâẕâ lehüve-lfaḍlü-lmübîn.
Ayet 16
Süleyman, babası Davud’dan sonra hükümdarlık makamına geçti ve kavmine şöyle seslendi: “Ey kavmim! Bize kuşların seslerinin ne anlama geldiği, onlarla anlaşabilme yeteneği ve bununla birlikte insanların yaratılış sebeplerinin bilgisi de bahşedildi. Bunlar Allah’ın apaçık lütuflarıdır.”
Neml 17–19
3 ayetوَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ١٧ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ١٨ فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ ١٩
Mushaf
Okunuş
17Veḥuşira lisüleymâne cünûdühû mine-lcinni velʾinsi veṭṭayri fehüm yûzaʿûn.
18Ḥattâ iẕâ etev ʿalâ vâdi-nnemli ḳâlet nemletüy yâ eyyühe-nnemlü-dḫulû mesâkineküm. lâ yaḥṭimenneküm süleymânü vecünûdühû vehüm lâ yeşʿurûn.
19Fetebesseme ḍâḥikem min ḳavlihâ veḳâle rabbi evziʿnî en eşküra niʿmeteke-lletî enʿamte ʿaleyye veʿalâ vâlideyye veen aʿmele ṣâliḥan terḍâhü veedḫilnî biraḥmetike fî ʿibâdike-ṣṣâliḥîn.
Ayet 17–19
Bir gün Süleyman kendi yerli halkından, yabancılardan (cinlerden) ve kuşlardan oluşan ordusunu toplayıp yola çıktı, Karınca Vadisi’ne gelince vadinin halkından olan birisi kavmine şöyle seslendi:
“Ey Karınca Vadisi’nin Halkı! Hemen evlerinize girin ki, Süleyman’ın ordusunun size bir zararı dokunmasın.” Süleyman bu sözleri duyunca tebessüm etti ve ardından da, “Rabbim bana, ana ve babama bahşettiğin sayısız nimetlere şükretmeyi, her zaman Seni razı edecek işler yapmayı nasip eyle, şefkat ve merhametinle hayırlı, erdemli kulların zümresinden olmayı lütfeyle.” diye dua etti.
Neml 20–26
7 ayetوَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ ٢٠ لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَد۪يدًا اَوْ لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَيَاْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٢١ فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَاٍ بِنَبَاٍ يَق۪ينٍ ٢٢ اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ ٢٣ وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ ٢٤ اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ٢٥ اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٢٦
Mushaf
Okunuş
20Vetefeḳḳade-ṭṭayra feḳâle mâ liye lâ era-lhüdhüd. em kâne mine-lgâibîn.
21Leüʿaẕẕibennehû ʿaẕâben şedîden ev leeẕbeḥannehû ev leyeʾtiyennî bisülṭânim mübîn.
22Femekeŝe gayra beʿîdin feḳâle eḥattü bimâ lem tüḥiṭ bihî veciʾtüke min sebeim binebeiy yeḳîn.
23İnnî vecettü-mraeten temlikühüm veûtiyet min külli şeyʾiv velehâ ʿarşün ʿażîm.
24Vecettühâ veḳavmehâ yescüdûne lişşemsi min dûni-llâhi vezeyyene lehümü-şşeyṭânü aʿmâlehüm feṣaddehüm ʿani-ssebîli fehüm lâ yehtedûn.
25Ellâ yescüdû lillâhi-lleẕî yuḫricü-lḫabʾe fi-ssemâvâti velʾarḍi veyaʿlemü mâ tuḫfûne vemâ tüʿlinûn.
26Allâhü lâ ilâhe illâ hüve rabbü-lʿarşi-lʿażîm.
Ayet 20–26
Bir gün de, Süleyman kuşlarını denetliyordu ki, Hüdhüd’ün aralarında olmadığını gördü ve diğerlerine sordu: “Hüdhüd’ü aranızda göremiyorum, yoksa yine kayıplara mı karıştı? Bu sefer bana geçerli bir mazeret bildirmezse ona ağır bir ceza vereceğim ya da boynunu vuracağım.” Derken çok geçmeden Hüdhüd çıkıp geldi ve Süleyman’a, “Ben senin henüz bilmediğin bir şeyi öğrendim, sana Sebe Halkı ile ilgili haberler getirdim. Orada bir kadının halkına yöneticilik yaptığını, her türlü yetkiye sahip olduğunu gördüm, üstelik bir de muhteşem tahtı var fakat onun halkı Allah’la birlikte güneşi ilah edinmiş, ona da tapıyorlar, şeytan da onlara yaptıkları bu işi cazip göstermiş ve yoldan çıkarmış, bu yüzden de doğru yolu bulamayacak hale gelmişler. Hâlbuki göklerde ve yerde gizli, saklı olanı, aklımızdan geçirdiklerimizi ve yaptıklarımızın hepsini bilen Allah’tır ve O’ndan başka hükümlerine boyun eğilecek ilah yoktur, onların da arşın Rabbine inanarak yaşaması gerekmez mi?” dedi.
Neml 27
1 ayetقَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٢٧
Mushaf
Okunuş
27Ḳâle senenżuru eṣadaḳte em künte mine-lkâẕibîn.
Ayet 27
Bunun üzerine Süleyman da Hüdhüd’e, “Göreceğiz bakalım bu söylediklerin doğru mu, yoksa Sebe halkı hakkında yalan mı söylüyorsun?” dedi.
İlgili ayetler
Neml 28
1 ayetاِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ ٢٨
Mushaf
Okunuş
28İẕheb bikitâbî hâẕâ feelḳih ileyhim ŝümme tevelle ʿanhüm fenżur mâẕâ yerciʿûn.
Ayet 28
Bir süre sonra da Süleyman Hüdhüd’ü çağırıp, “Şu mektubu onlara ulaştır, bak bakalım benim mektubuma karşı nasıl bir tavır takınacaklar, daha sonra da dönüp bana gördüklerini anlat.” dedi.
İlgili ayetler
Neml 29–31
3 ayetقَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ ٢٩ اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٣٠ اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَاْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ۟ ٣١
Mushaf
Okunuş
29Ḳâlet yâ eyyühe-lmeleü innî ülḳiye ileyye kitâbün kerîm.
30İnnehû min süleymâne veinnehû bismi-llâhi-rraḥmâni-rraḥîm.
31Ellâ taʿlû ʿaleyye veʾtûnî müslimîn.
Ayet 29–31
Kadın hükümdar, Süleyman’dan gelen mektubu okuduktan sonra kurmaylarını toplayıp onlara şöyle dedi: “Bana Süleyman’dan çok önemli bir mektup geldi. Mektup Rahman ve Rahim olan Allah adına diyerek başlıyor, ardından da, ‘Sakın bana büyüklük taslayıp da Allah adına yaptığım davetin önemini küçümsemeyin, kendi arzunuzla ve gönülden Allah’ın daveti hayat nizamına teslim olmak için bana gelin.’”
Neml 32–35
4 ayetقَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْرًا حَتّٰى تَشْهَدُونِ ٣٢ قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَاْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُر۪ي مَاذَا تَاْمُر۪ينَ ٣٣ قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٣٤ وَاِنّ۪ي مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
32Ḳâlet yâ eyyühe-lmeleü eftûnî fî emrî. mâ küntü ḳâṭiʿaten emran ḥattâ teşhedûn.
33Ḳâlû naḥnü ülû ḳuvvetiv veülû beʾsin şedîdiv velʾemru ileyki fenżurî mâẕâ teʾmürîn.
34Ḳâlet inne-lmülûke iẕâ deḫalû ḳaryeten efsedûhâ veceʿalû eʿizzete ehlihâ eẕilleh. vekeẕâlike yefʿalûn.
35Veinnî mürsiletün ileyhim bihediyyetin fenâżiratüm bime yerciʿu-lmürselûn.
Ayet 32–35
Sebe melikesi kurmaylarına bu mektubu okuduktan sonra onlara sordu: “Efendiler, karşılaştığımız bu durumda ne yapmamız gerektiği konusundaki görüşleriniz nedir? Ben sizlerin görüşlerinizi almadan karar verip, cevap vermek istemiyorum.”
Melikenin seçkin kurmayları da ona şöyle dediler: “Bizler güçlü ve savaşçı bir milletiz, savaşmak konusunda bize güvenebilirsin fakat yine de karar senin.”
Bunları dinleyen melike de onlara, “Gerçek şu ki, hükümdarlar bir ülkeye girdiklerinde oranın altını üstüne getirir, o ülke halkının ileri gelenlerini de hor ve hakir duruma düşürürler. İşte onların hepsi böyle yapar, bu sebeple ben onlara bir hediye göndereceğim ve elçilerimize karşı nasıl tepki vereceklerini göreceğiz.” dedi.
Neml 36–37
2 ayetفَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِيَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ ٣٦ اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَاْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَٓا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
36Felemmâ câe süleymâne ḳâle etümiddûnenî bimâl. femâ etâniye-llâhü ḫayrum mimmâ âtâküm. bel entüm bihediyyetiküm tefraḥûn.
37İrciʿ ileyhim feleneʾtiyennehüm bicünûdil lâ ḳibele lehüm bihâ velenuḫricennehüm minhâ eẕilletev vehüm ṣâgirûn.
Ayet 36–37
Melikenin elçileri hediyeleri ile Süleyman’a gelince, Süleyman onlara şöyle dedi: “Siz beni hediyelere kanacak, ya da servetine servet katmak isteyen biri mi sanıyorsunuz? Allah’ın bana bahşettiği doğru yol nimeti, sizin bana vermek istediklerinizden çok daha değerli ve hayırlıdır, sizlerin hediyesi ancak sizler gibi geçici, dünya hayatından başka hayat kabul etmeyenler için değerlidir. Şimdi sizi bu hediyelerle gönderenlere dönüp onlara şu mesajımı iletin: Yaratılışlarının sebebi olan sınırlarını Allah’ın belirlediği hayat nizamına yönelip iman etmezlerse (insanlara zulümden vazgeçmezlerse) andolsun karşı konulmaz bir güçle üzerlerine yürüyüp, onları küçük düşürülmüş bir halde hor ve hakir olarak o ülkeden çıkarırız.”
Neml 38–40
3 ayetقَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَاْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَاْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ ٣٨ قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ ٣٩ قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ ٤٠
Mushaf
Okunuş
38Ḳâle yâ eyyühe-lmeleü eyyüküm yeʾtînî biʿarşihâ ḳable ey yeʾtûnî müslimîn.
39Ḳâle ʿifrîtüm mine-lcinni ene âtîke bihî ḳable en teḳûme mim meḳâmik. veinnî ʿaleyhi leḳaviyyün emîn.
40Ḳâle-lleẕî ʿindehû ʿilmüm mine-lkitâbi ene âtîke bihî ḳable ey yertedde ileyke ṭarfük. felemmâ raâhü müsteḳirran ʿindehû ḳâle hâẕâ min faḍli rabbî. liyeblüvenî eeşküru em ekfür. vemen şekera feinnemâ yeşküru linefsih. vemen kefera feinne rabbî ganiyyün kerîm.
Ayet 38–40
Süleyman, elçilerin ülkelerine dönmelerinin ardından, Sebe melikesinin kendisi ile görüşmek üzere geleceğini düşündüğü için maharetli sanatkârlarını toplayıp onlara dedi ki: “Siz ey becerikli sanatkârlarım! Melike ve adamları gönülden teslim olmak üzere bize gelinceye kadar, içinizden hanginiz onun tahtının aynısını yapıp bana getirebilirsiniz?”
Bunun üzerine Süleyman’ın hizmetinde olan cinlerden bir ifrit (yabancı, mahir birisi), Süleyman’a “Ben sana onu, sen oturduğun yerden kalkmadan yapar getiririm, çünkü bu konuda kabiliyetli, bilgili ve güçlü biriyim.” dedi. Orada bulunan ve kitabi bilgilerle donanımlı başka biri de Süleyman’a, “Ben o tahtı sana göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir zamanda yapar getiririm.” dedi. Ve bir süre sonra da tahtı yapıp Süleyman’ın önüne getirdi. Süleyman onu görünce “Bunu görüp yaşamak da bana Rabbimin bir lütfudur. Rabbim beni bahşettiği güç ve nimetlerle kendisine şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye sınıyor. Her kim Allah’a teslim olarak yaşarsa kendisine iyilik, kim de O’ndan yüz çevirirse kendisine kötülük yapmış olur. Allah hiç kimsenin şükrüne muhtaç değildir. O, dünya hayatında herkese karşı çok cömerttir. Mü’minlere karşı şefkatli ve merhametlidir.” diyerek dua etti.
İlgili ayetler
Neml 41
1 ayetقَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ ٤١
Mushaf
Okunuş
41Ḳâle nekkirû lehâ ʿarşehâ nenżur etehtedî em tekûnü mine-lleẕîne lâ yehtedûn.
Ayet 41
Süleyman bunların ardından da sözlerine şöyle devam etti: “Bu taht üzerinde birtakım değişiklikler yapın bakalım, kendisininki ile bunun arasındaki farklılıkları görüp anlayabilecek mi, yoksa anlamayacak mı?”
İlgili ayetler
Neml 42–43
2 ayetفَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ ٤٢ وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِر۪ينَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
42Felemmâ câet ḳîle ehâkeẕâ ʿarşük. ḳâlet keennehû hû. veûtîne-lʿilme min ḳablihâ vekünnâ müslimîn.
43Veṣaddehâ mâ kânet taʿbüdü min dûni-llâh. innehâ kânet min ḳavmin kâfirîn.
Ayet 42–43
Sebe melikesi olan kadın, Süleyman’ın huzuruna gelince de Süleyman ona, “Senin tahtın da böyle miydi?” diye sordu. O da, “Evet, bu sanki benim tahtım.” dedi. Fakat taht üzerindeki ayrıntıları, değişiklikleri fark etmedi. Süleyman da orada bulunanlara dönüp, “Gerçeğin bilgisi bize önce verildiği için, Allah’a teslim olup Müslüman olmuştuk ama Melike ve kavmi Allah’la birlikte başka ilahlar edindiler ve ilah edindikleri de onları Müslüman olmaktan alıkoymuştur. Çünkü onlar müşrik olarak yaşamaya yatkın bir kavimdi.” dedi.
Neml 44
1 ayetق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Ḳîle lehe-dḫuli-ṣṣarḥ. felemmâ raethü ḥasibethü lüccetev vekeşefet ʿan sâḳayhâ. ḳâle innehû ṣarḥum mümerradüm min ḳavârîr. ḳâlet rabbi innî żalemtü nefsî veeslemtü meʿa süleymâne lillâhi rabbi-lʿâlemîn.
Ayet 44
Sebe melikesi sarayın salonuna davet edildi. Melike salonun billur camdan yapılmış zeminini görünce su zannederek eteklerini toplamaya başladı. Bunu gören Süleyman, melikeye, “Zemini su değil, fakat su izlenimi veren billur camdan yapılmıştır.” deyince, melike: “Rabbim! Ben bunca yıl güneşi ilah kabul etmekle kendime yazık etmişim, şimdi ben de Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi.
İlgili ayetler
Neml 45–46
2 ayetوَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَر۪يقَانِ يَخْتَصِمُونَ ٤٥ قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِۚ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ٤٦
Mushaf
Okunuş
45Veleḳad erselnâ ilâ ŝemûde eḫâhüm ṣâliḥan eni-ʿbüdü-llâhe feiẕâ hüm ferîḳâni yaḫteṣimûn.
46Ḳâle yâ ḳavmi lime testaʿcilûne bisseyyieti ḳable-lḥaseneh. levlâ testagfirûne-llâhe leʿalleküm türḥamûn.
Ayet 45–46
Biz vaktiyle Semûd kavmine de soydaşları Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Salih de kavmini Allah’ın davetine uymaya çağırmıştı. Fakat onlara bu tebliğ ulaşınca, birbirlerine hasım iki gruba ayrıldılar. Bu durum karşısında Salih de onlara, “Ey kavmim! Yaratılışınızın sebebi olan Allah merkezli bir hayat nizamına iman edip, ona uygun yaşayıp da niçin dünyada ve âhirette mutlu olmayı seçmiyorsunuz? Âdeta bir an önce azap gelsin diye azgınlık, isyan ve inkârda direniyorsunuz! Hâlbuki tevbe edip Allah’tan bağışlanma diler, doğruya yönelirseniz Allah’ın affı ve merhametine kavuşursunuz.” dedi.
Neml 47
1 ayetقَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَۜ قَالَ طَٓائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
47Ḳâlu-ṭṭayyernâ bike vebimem meʿak. ḳâle ṭâiruküm ʿinde-llâhi bel entüm ḳavmün tüftenûn.
Ayet 47
Kavmi ise Salih’e dönüp, “Biz senin ve seninle beraber olanların yüzünden, başımıza uğursuzluk geleceğine inanıyoruz.” dediler. Salih de onlara, “Başınıza gelen ve gelecek olan uğursuzluklar, sizin şirk ve küfürde inatla direnmeniz sebebiyledir. Allah sizleri bu uyarılarla sınamaktadır.” dedi.
Neml 48–49
2 ayetوَكَانَ فِي الْمَد۪ينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ٤٨ قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّه۪ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِه۪ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
48Vekâne fi-lmedîneti tisʿatü rahṭiy yüfsidûne fi-lʾarḍi velâ yuṣliḥûn.
49Ḳâlû teḳâsemû billâhi lenübeyyitennehû veehlehû ŝümme leneḳûlenne liveliyyihî mâ şehidnâ mehlike ehlihî veinnâ leṣâdiḳûn.
Ayet 48–49
Salih’in kavminin yaşadığı şehri, dokuz kişilik bir çete yönetmekte idi, bunlar dirlik düzen tanımayan bozguncu ve zorba kimselerdi. Salih’in davetinden rahatsız olan bu çete, aralarında anlaşarak bir gece Salih ve onunla birlikte olanların evlerine baskın yapıp hepsini ortadan kaldırmaya karar verdiler, ardından onların kanını dava edecek olanlara gidip, “Bizim bunu yapanlarla bir ilişiğimiz, ilgimiz yok. Bizler doğrudan yana olan ve doğruları söyleyen kimseleriz.” demek üzere de anlaştılar.
Neml 50
1 ayetوَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٥٠
Mushaf
Neml 51–53
3 ayetفَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْۙ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَع۪ينَ ٥١ فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُواۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٥٢ وَاَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ ٥٣
Mushaf
Okunuş
51Fenżur keyfe kâne ʿâḳibetü mekrihim ennâ demmernâhüm veḳavmehüm ecmeʿîn.
52Fetilke büyûtühüm ḫâviyetem bimâ żalemû. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy yaʿlemûn.
53Veenceyne-lleẕîne âmenû vekânû yetteḳûn.
Ayet 51–53
Bak bakalım onların kurdukları tuzakların akıbeti ne oldu, Biz o tuzakların içinden mü’min olanları kurtarıp, geride kalanların tamamını azabımızla helak edip ortadan kaldırdık. Şimdi onların geçmişte yaşadıkları yerler bomboş ve ıpıssız kaldı. Salih’in kıssasında aklını işletip düşünenler için alınacak dersler vardır.
Neml 54–56
3 ayetوَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَاْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ٥٤ اَئِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ ٥٥ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُٓوا اٰلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
54Velûṭan iẕ ḳâle liḳavmihî eteʾtûne-lfâḥişete veentüm tübṣirûn.
55Einneküm leteʾtûne-rricâle şehvetem min dûni-nnisâi. bel entüm ḳavmün techelûn.
56Femâ kâne cevâbe ḳavmihî illâ en ḳâlû aḫricû âle lûṭim min ḳaryetiküm. innehüm ünâsüy yeteṭahherûn.
Ayet 54–56
Biz vaktiyle Lût’u da peygamber olarak göndermiştik. O da kavmine şöyle demişti: “Siz nasıl oluyor da, insan fıtratına uygun olmayan o iğrenç utanmazlığı yapabiliyor, kadınları bırakıp da erkeklere yöneliyorsunuz? Siz gerçekten çok sapık, ahlaksız, rezil bir toplumsunuz.”
Buna karşılık kavmi de, kendi aralarında toplanıp dediler ki: “Biz Lût ve onunla beraber olanları memleketimizden çıkaralım, belli ki bunlar güya temiz kalmak isteyen kimselermiş.”
Neml 57–58
2 ayetفَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِر۪ينَ ٥٧ وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟ ٥٨
Mushaf
Okunuş
57Feenceynâhü veehlehû ille-mraeteh. ḳaddernâhâ mine-lgâbirîn.
58Veemṭarnâ ʿaleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.
Ayet 57–58
Biz de Lût ve ailesini bu müşrik, kâfir ve sapık kavmin içinden kurtardık, azabı hak eden karısını da, azabı hak edenlerle birlikte helak ettik.
Onların üzerlerine yağmur gibi taş yağdırdık. Uyarılıp, davet edildikleri ahlak ile yaşamaktan yüz çevirenlerin üzerlerine yağan bu taş yağmuru gerçekten çok korkunçtu.
Neml 59–62
4 ayetقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ وَسَلَامٌ عَلٰى عِبَادِهِ الَّذ۪ينَ اصْطَفٰىۜ آٰللّٰهُ خَيْرٌ اَمَّا يُشْرِكُونَۜ ٥٩ اَمَّنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَنْبَتْنَا بِه۪ حَدَٓائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍۚ مَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَاۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَۜ ٦٠ اَمَّنْ جَعَلَ الْاَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلَالَهَٓا اَنْهَارًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَاسِيَ وَجَعَلَ بَيْنَ الْبَحْرَيْنِ حَاجِزًاۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۜ ٦١ اَمَّنْ يُج۪يبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّٓوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَٓاءَ الْاَرْضِۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُونَۜ ٦٢
Mushaf
Okunuş
59Ḳuli-lḥamdü lillâhi veselâmün ʿalâ ʿibâdihi-lleẕîne-ṣṭafâ. ellâhü ḫayrun emmâ yüşrikûn.
60Emmen ḫaleḳa-ssemâvâti velʾarḍa veenzele leküm mine-ssemâi mââ. feembetnâ bihî ḥadâiḳa ẕâte behceh. mâ kâne leküm en tümbitû şecerahâ. eilâhüm meʿa-llâh. bel hüm ḳavmüy yaʿdilûn.
61Emmen ceʿale-lʾarḍa ḳarârav veceʿale ḫilâlehâ enhârav veceʿale lehâ ravâsiye veceʿale beyne-lbaḥrayni ḥâcizâ. eilâhüm meʿa-llâh. bel ekŝeruhüm lâ yaʿlemûn.
62Emmey yücîbü-lmuḍṭarra iẕâ deʿâhü veyekşifü-ssûe veyecʿalüküm ḫulefâe-lʾarḍ. eilâhüm meʿa-llâh. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.
Ayet 59–62
De ki: “Övülüp, şükredilmeye layık olan yalnızca Allah’tır. Selam olsun O’nun seçtiği peygamberlerine ve onların izinden gidenlere. Ey müşrikler! Şimdi söyleyin bakalım üstün olan ilah Allah mı, yoksa sizin uydurduğunuz sahte ilahlarınız mı?”
Ey Allah’ın davetine kulaklarını tıkayan, gözlerini kapayanlar! Bir düşünün bakalım, gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla eşsiz güzellikte bağlar, bahçeler yetiştiren Allah iken ve siz o bahçelerdeki bir tek ağacı bile ne yaratabilir ne de yetiştirebilirken Allah’la birlikte başka ilah edinmek hiç olacak iş mi? Fakat onlar yine de bu hakikatlere sırtlarını dönüyorlar.
Yeryüzünün nasıl böyle yaşamanıza uygun hale getirilmiş olduğunu, vadiler arasında akıtılan ırmakları, üzerine yerleştirilmiş olan sarsılmaz dağları, birinin suyu tuzlu ve acı, diğerinin suyu tatlı olan iki büyük su kütlesini birleştirip, sularını aralarına koyduğu engelle birbirine karıştırmadan yaratan Allah’ı düşünün. Gerçek ilah O mu yoksa O’nunla birlikte ilah edinip de Allah’a ortak koştuklarınız mı? Bunları görüp düşünenler için Allah’tan başka ilah edinmek mümkün mü? Buna rağmen birçok insan bunları görmezlikten gelmektedirler. Peki darda kalmış olanın duasına karşılık verecek, yardımına yetişecek olan ve yeryüzünde sizden öncekilere de, size de rızkı veren Allah’la birlikte başka ilahlar edinip, O’na şirk koşmak nankörlük değil de nedir? Ne kadar az düşünüyor ve gerçeklere gözünüzü, gönlünüzü kapatıyorsunuz.
İlgili ayetler
Neml 63
1 ayetاَمَّنْ يَهْد۪يكُمْ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ تَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَۜ ٦٣
Mushaf
Okunuş
63Emmey yehdîküm fî żulümâti-lberri velbaḥri vemey yürsilü-rriyâḥa büşram beyne yedey raḥmetih. eilâhüm meʿa-llâh. teʿâle-llâhü ʿammâ yüşrikûn.
Ayet 63
Karanın ve denizin karanlıklarında, sizin yol bulmanızı sağlayan, yağmurun önünden rüzgârları müjdeci olarak gönderen ve bunca nimetleri yaratan Allah dururken, Allah’la birlikte başka ilah edinip de hayatınızın nizamını ona kurduracak ve Allah’a ortak mı koşacaksınız?
Neml 64–65
2 ayetاَمَّنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٦٤ قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُۜ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ ٦٥
Mushaf
Okunuş
64Emmey yebdeü-lḫalḳa ŝümme yüʿîdühû vemey yerzüḳuküm mine-ssemâi velʾarḍ. eilâhüm meʿa-llâh. ḳul hâtû bürhâneküm in küntüm ṣâdiḳîn.
65Ḳul lâ yaʿlemü men fi-ssemâvâti velʾarḍi-lgaybe ille-llâh. vemâ yeşʿurûne eyyâne yübʿaŝûn.
Ayet 64–65
Sizi ilkin yaratan ve sonra da tekrar yaratmaya devam eden, öldükten sonra da yeniden diriltecek olan ve size hem gökten hem de yerden rızıklar veren Allah’la birlikte başka ilahlar mı edineceksiniz? Sen böylelerine de ki: “Şayet Allah’a ortak koşmakta ısrarla direniyorsanız o halde deliliniz varsa getirin de görelim.”
Ey Peygamber! Bir de onlara de ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilemez, hiç kimse öldükten sonra ne zaman diriltileceğini de bilemez. Bunları yalnızca Allah bilir.”
İlgili ayetler
Neml 66
1 ayetبَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ۠ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْهَا۠ بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ۟ ٦٦
Mushaf
Okunuş
66Beli-ddârake ʿilmühüm fi-lʾâḫirah. bel hüm fî şekkim minhâ. bel hüm minhâ ʿamûn.
Ayet 66
Âhiret ve Hesap Günü konusunda sürekli uyarılmalarına rağmen, müşrik ve kâfirlikte direnenler, yine de onun gerçekleşeceğinden şüphe etmekteler ve uyarılara karşı kulaklarını tıkamaktalar.
Neml 67–70
4 ayetوَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ ٦٧ لَقَدْ وُعِدْنَا هٰذَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٦٨ قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِم۪ينَ ٦٩ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُنْ ف۪ي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ ٧٠
Mushaf
Okunuş
67Veḳâle-lleẕîne keferû eiẕâ künnâ türâbev veâbâünâ einnâ lemuḫracûn.
68Leḳad vuʿidnâ hâẕâ naḥnü veâbâünâ min ḳablü in hâẕâ illâ esâṭîru-lʾevvelîn.
69Ḳul sîrû fi-lʾarḍi fenżurû keyfe kâne ʿâḳibetü-lmücrimîn.
70Velâ taḥzen ʿaleyhim velâ tekün fî ḍayḳim mimmâ yemkürûn.
Ayet 67–70
Bir kısım müşrikler de şöyle derler: “Biz ve atalarımız, ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden diriltileceğiz öyle mi? Bize anlatılan bu mesele atalarımıza da anlatılmıştı, bunlar eskilerin uydurmalarından başka şeyler değiller.”
Onlara de ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da Allah’a ortak koşup, âhireti inkâr edenlerin akıbetleri nasıl olmuş bir düşünün.”
Sen Allah’ı layıkıyla tanımamış olanların söylediklerinden hüzne kapılıp üzülme.
İlgili ayetler
Neml 71–75
5 ayetوَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٧١ قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي تَسْتَعْجِلُونَ ٧٢ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ ٧٣ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ ٧٤ وَمَا مِنْ غَٓائِبَةٍ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٧٥
Mushaf
Okunuş
71Veyeḳûlûne metâ hâẕe-lvaʿdü in küntüm ṣâdiḳîn.
72Ḳul ʿasâ ey yekûne radife leküm baʿḍu-lleẕî testaʿcilûn.
73Veinne rabbeke leẕû faḍlin ʿale-nnâsi velâkinne ekŝerahüm lâ yeşkürûn.
74Veinne rabbeke leyaʿlemü mâ tükinnü ṣudûruhüm vemâ yüʿlinûn.
75Vemâ min gâibetin fi-ssemâi velʾarḍi illâ fî kitâbim mübîn.
Ayet 71–75
Onların sana, “Mademki doğru söylüyorsun, bu söylediğin ölümden sonra yeniden diriliş ve azap vaadi ne zaman gerçekleşecek?” demelerine karşılık sen de onlara de ki: “O çarçabuk gelsin de görelim dediğiniz azabın bir kısmı belki de peşinize düşmüştür bile.”
Böyleleri şunu iyi bilsinler ki, senin Rabbin onların hak ettikleri cezayı hemen vermeyip, onlara süre tanıyıp fırsat vermekle çok lütufkâr davranmaktadır ama insanların çoğu bunu bilip anlamazlar.
Ayrıca senin Rabbin, onların kalplerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da çok iyi bilmektedir. Gökte ve yerde insanlar için gizli ve bilinmez olan her şey O’nun bilgisi dahilinde, kayıt altındadır.
Neml 76–77
2 ayetاِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَقُصُّ عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَكْثَرَ الَّذ۪ي هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٧٦ وَاِنَّهُ لَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٧٧
Mushaf
Okunuş
76İnne hâẕe-lḳurʾâne yeḳuṣṣu ʿalâ benî isrâîle ekŝera-lleẕî hüm fîhi yaḫtelifûn.
77Veinnehû lehüdev veraḥmetül lilmüʾminîn.
Ayet 76–77
Bu Kur’an, İsrailoğullarının üzerlerinde tartışıp ayrılığa düştükleri konulara da açıklık getirmektedir.
Yine bu Kur’an yaratılış amaçlarını düşünenler için, nasıl yaşamaları gerektiğini açıklayan, doğru yol rehberi ve rahmet kaynağıdır.
Neml 78–79
2 ayetاِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ بِحُكْمِه۪ۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۚ ٧٨ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُب۪ينِ ٧٩
Mushaf
Okunuş
78İnne rabbeke yaḳḍî beynehüm biḥukmih. vehüve-lʿazîzü-lʿalîm.
79Fetevekkel ʿale-llâh. inneke ʿale-lḥaḳḳi-lmübîn.
Ayet 78–79
Şüphesiz senin Rabbin tüm insanlar arasında, hak ettikleri ile hüküm verecektir. Çünkü O adil, güçlü, üstün olan ve her şeyi hakkıyla bilendir.
Sen yalnızca Rabbine güven! O’nun davet ettiği hayat nizamı, doğru olanın ta kendisidir.
İlgili ayetler
Neml 80–81
2 ayetاِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَٓاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِر۪ينَ ٨٠ وَمَٓا اَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْۜ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ ٨١
Mushaf
Okunuş
80İnneke lâ tüsmiʿu-lmevtâ velâ tüsmiʿu-ṣṣumme-ddüʿâe iẕâ vellev müdbirîn.
81Vemâ ente bihâdi-lʿumyi ʿan ḍalâletihim. in tüsmiʿu illâ mey yüʾminü biâyâtinâ fehüm müslimûn.
Ayet 80–81
Sen ölülere daveti işittiremezsin, arkasını dönüp kaçanlara da duyuramaz, gerçeğe karşı kör gibi davrananlara gerçeği gösteremez, doğru yola yöneltemezsin. Sen ancak yaratılış sebeplerini öğrenip ona göre yaşamak isteyenlere işittirebilirsin.
Neml 82–85
4 ayetوَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟ ٨٢ وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ فَوْجًا مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ ٨٣ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي وَلَمْ تُح۪يطُوا بِهَا عِلْمًا اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨٤ وَوَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ بِمَا ظَلَمُوا فَهُمْ لَا يَنْطِقُونَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
82Veiẕâ veḳaʿa-lḳavlü ʿaleyhim aḫracnâ lehüm dâbbetem mine-lʾarḍi tükellimühüm enne-nnâse kânû biâyâtinâ lâ yûḳinûn.
83Veyevme naḥşüru min külli ümmetin fevcem mimmey yükeẕẕibü biâyâtinâ fehüm yûzaʿûn.
84Ḥattâ iẕâ câû ḳâle ekeẕẕebtüm biâyâtî velem tüḥîṭû bihâ ʿilmen emmâẕâ küntüm taʿmelûn.
85Veveḳaʿa-lḳavlü ʿaleyhim bimâ żalemû fehüm lâ yenṭiḳûn.
Ayet 82–85
Allah’ın vaat ettiği Kıyamet’le birlikte, Azap Günü geldiğinde, yerden bir dabbe (canlı) çıkarıp insanların çoğunun davetimize gönülden inanıp, gereklerini yerine getirmedikleri için azabı hak ettiklerini duyuracağız.
O Gün her ümmetten âyetlerimizi yalan sayıp, Allah adına yapılan davetten yüz çevirenleri gruplar halinde toplayıp, azap yerine sürükleyeceğiz. Oraya geldiklerinde de onlara, “Biz, size doğru olan hayat nizamı ile ahlakını anlayıp, kavrama yetenekleri bahşetmiş, peygamberler ve kitaplarla da davet etmiştik. Bütün bunlara rağmen, sizler umursamayıp, düşünmeden, dinlemeden reddettiniz ve böylece bugün için hiç hazırlık yapmadınız.” denilecek ve hak ettikleri azap karşılarına çıkarılınca da, ne söyleyecek sözleri, ne de söz söyleyecek halleri olacak.
Neml 86
1 ayetاَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا الَّيْلَ لِيَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٨٦
Mushaf
Okunuş
86Elem yerav ennâ ceʿalne-lleyle liyeskünû fîhi vennehâra mübṣirâ. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yüʾminûn.
Ayet 86
Gerçeği inkâra kendilerini şartlandırmış olanlar, dinlenesiniz diye geceyi karanlık, çalışasınız diye de gündüzü aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda inanan bir kavim için âyetler vardır.
Neml 87
1 ayetوَيَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَكُلٌّ اَتَوْهُ دَاخِر۪ينَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
87Veyevme yünfeḫu fi-ṣṣûri fefeziʿa men fi-ssemâvâti vemen fi-lʾarḍi illâ men şâe-llâh. veküllün etevhü dâḫirîn.
Ayet 87
Gerçekleşeceği kesin olan o Kıyamet Günü geldiğinde Sûr’a üflenecek ve Allah’ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde bulunan herkes, tarifi imkânsız bir korkuya kapılacak ve sonra da başları öne eğik olarak Allah’ın huzuruna çıkarılacaklar.
İlgili ayetler
Neml 88
1 ayetوَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِۜ صُنْعَ اللّٰهِ الَّذ۪ٓي اَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍۜ اِنَّهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ ٨٨
Mushaf
Okunuş
88Vetera-lcibâle taḥsebühâ câmidetev vehiye temürru merra-sseḥâb. ṣunʿa-llâhi-lleẕî etḳane külle şeyʾ. innehû ḫabîrum bimâ tefʿalûn.
Ayet 88
Sizin yerinden oynatılmaz sandığınız dağlar, bulutlar gibi akıp giderler. İşte bunlar her şeyi şaşmaz bir nizam ve yasalara bağlayan Allah’ın ilminin ve kudretinin eseridir. Şüphesiz Allah insanların yapıp ettikleri ve yapmaları gerekirken de yapmadıkları her şeyden haberdardır.
Neml 89
1 ayetمَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ وَهُمْ مِنْ فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ اٰمِنُونَ ٨٩
Mushaf
Okunuş
89Men câe bilḥaseneti felehû ḫayrum minhâ. vehüm min fezaʿiy yevmeiẕin âminûn.
Ayet 89
Her kim, Rabbinin huzuruna iyiliklerle çıkarsa, buna karşılık daha hayırlısını elde edecektir. Allah’a iman ederek sorumluluklarını yerine getirenler Kıyamet Günü’nün dehşetinden korunacaklar.
Neml 90
1 ayetوَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِۜ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٠
Mushaf
Okunuş
90Vemen câe bisseyyieti fekübbet vucûhühüm fi-nnâr. hel tüczevne illâ mâ küntüm taʿmelûn.
Ayet 90
Allah’ın huzuruna bu gerçeklerden yüz çevirmiş olarak getirilenler ise yüzükoyun sürüklenerek cehennem ateşine atılacaklar ve onlara, “Dünya hayatında yaptıklarınızın karşılığı budur.” denilecek.
Neml 91–93
3 ayetاِنَّمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذ۪ي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍۘ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۙ ٩١ وَاَنْ اَتْلُوَ۬ا الْقُرْاٰنَۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَ ٩٢ وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ سَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ فَتَعْرِفُونَهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ٩٣
Mushaf
Okunuş
91İnnemâ ümirtü en aʿbüde rabbe hâẕihi-lbeldeti-lleẕî ḥarramehâ velehû küllü şeyʾ. veümirtü en ekûne mine-lmüslimîn.
92Veen etlüve-lḳurʾân. femeni-htedâ feinnemâ yehtedî linefsih. vemen ḍalle feḳul innemâ ene mine-lmünẕirîn.
93Veḳuli-lḥamdü lillâhi seyürîküm âyâtihî fetaʿrifûnehâ. vemâ rabbüke bigâfilin ʿammâ taʿmelûn.
Ayet 91–93
Ey Peygamber! Sen şirk ve küfründe inatla direnenlere de ki: “Ben yalnızca Allah’ın mübarek kıldığı bu şehrin ve her şeyin Rabbi olan Allah’a kulluk etmekle emrolundum; zira O, her şeyin sahibidir. O’nun daveti hayat nizamına uymaktan daha doğru ne olabilir?
Ben Kur’an’ı okumak ve insanlara ulaştırmakla görevlendirildim. Bundan sonra kim Kur’an ile davet edildiği hayatı yaşamaya yönelirse doğru yolu bulmuş olur, kim de sırt döner ve reddederse ona da de ki: ‘Ben sadece bir uyarıcıyım.’” Onlara şunu da söyle: “Övülüp, şükredilmeye layık olan bizleri yaratıp, bunca nimetlerle donatan ve doğru yolu gösteren Allah’tır, O vaat ettiği her şeyi zamanı gelince size gösterecek, siz de onları görünce gerçeği anlayacaksınız. Rabbiniz yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.”
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Şuarâ, sonra Kasas indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla