Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konusu
Adı: Bu surenin adı birinci ayetinden alınmıştır. Fakat bu ad ihtiva edilen şeyin başlığı değildir.
Nüzul Zamanı: Bu surenin ilk yedi ayeti Mekke döneminin henüz başlarında nazil olmuştur.
Buhari, Tirmizi, Müsned-i Ahmed’te Hz. Cabir bin Abdullah’tan bu ayetlerin Allah Rasulü’ne nazil olan ilk ayetler olduğu bile rivayet edilmektedir. Öte taraftan Allah Rasulü’ne ilk nazil olan ayetlerin “İkra”dan “ma’lem ya’lem” e kadar olan bölüm olduğu hususunda ittifak vardır. Fakat sahih olan rivayetlerden sabittir ki bu vahiyden az bir müddet sonra nazil olmuştur. İşte bu aradan sonra yeniden vahiy gelmeye başladığında ilk gelen ayet bu olmuştur. İmam Zühri bu konuda şöyle söylemektedir: “Bir müddet Allah Rasulü’ne vahiy kesilmişti. Bunun üzerine çok fazla üzülmüş ve kedere boğulmuştu. Bazen dağın tepesine gidip oradan kendisini aşağıya atmayı bile düşünür olmuştu. O zaman Cebrail (a.s) O’na gözükür ve “Sen Allah’ın Rasulü’sün” diyerek O’na hatırlatmada bulununca Peygamber de huzura kavuşur, sonra bu üzüntü ve ıztırabı giderdi.” (İbn Cerir)
Daha sonra İmam Zühri, Abdullah bin Cabir’den şu rivayeti nakletmektedir: “Allah Rasulü, vahyin gelmediği o dönemden bahsederken şöyle söylerdi: “Bir gün yolda gidiyordum.
Aniden gökten bir ses geldi. Başımı kaldırdığımda daha önce Hira mağarasında gördüğüm o meleğin bana geldiğini gördüm.
Yer ve gök arasında bir kürsüde oturmuştu. Bunu görünce müthiş dehşete kapıldım. Hemen eve gelerek “Beni örtün!” diye bağırdım. Evdekiler hemen üzerime bir yorgan örttüler.
İşte sonra Allah tarafından bu “ey örtünen!” vahyi nazil oldu. Ve bundan sonra da devamlı olarak vahiy gelmeye devam etti.” (Buhari, Müslim, Müsned-i Ahmed, İbn Cerir.)
Surenin geri kalan kısmı, yani 8. ayetten sonuncu ayete kadar olan bölüm İslâm’ın açıktan açığa tebliğ edilmeye başlanıldıktan sonraki ilk hac mevsiminde Mekke’de nazil olmuştur.
Bunun ayrıntılı açıklaması İbn Hişam’ın Siret’inde verilmekte olup az ileride bunu nakledeceğiz.
Konusu: Yukarıda açıklandığına göre Rasulüllah’a inen ilk vahiy Alak Suresi’nin ilk beş ayeti idi. O surede “Oku, yaratan Rabbinin adı ile. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku!
Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin sonsuz kerem sahibidir”
denilmektedir. Bu, vahiy nüzulunun ilk tecrübesidir. Bu vahiyde Allah Rasulü’ne ne kadar büyük bir iş için tayin edildiği ve ileride yapacağı şeyler için bunun sadece bir başlangıç olduğu söylenilmektedir. Bundan sonra O, bir müddet yalnız bırakıldı. Bu sayede bu şoku atlatması ve yeniden sakinleşerek zihinsel olarak gelecek olan vahiyleri almaya ve peygamberliğin gereklerini yüklenmeye hazır olması istenmiştir. İşte bu fetret döneminden sonra yeniden vahiy gelmeye başladığında ilk gelen ayetler bu Müddessir Suresi’nin ilk yedi ayetiydi. Burada ilk defa Allah Rasulü’ne, “Kalk ve halka gitmekte oldukları yolun sonucundan onları korkut ve dünyada Allah’tan başka yücelttiklerinin yerine sen yalnızca O’nun yüceliğini haykır!” emri verilmiştir. Bunun yanında, vazifesi gereği yaşayışının her bakımdan temiz olması ve bütün dünyevî faydaları bir kenara bırakarak tam bir ihlâs ile insanların ıslahı için görevini yerine getirmesi emrolunmuştur.
Son cümlede ise “Bu görevi yerine getirirken sana gelecek olan zorluk ve musibetlere karşı da Rabbinin hatırı için sabret” telkininde bulunulmaktadır.
Bu ilahi fermana göre Allah Rasulü tebliğ vazifesine ve Kur’an’ın peş peşe nazil olan surelerini anlatmaya başladığı zaman öyle bir telaş başladı ki muhalifler bu panikte şiddetle karşı koymaya başladılar. Bir kaç ay böyle geçtikten sonra hacc mevsimi gelmişti.
Mekke’dekiler bu sefer: “Hacc için bütün Arabistan’dan kafileler gelecek ve eğer Muhammed (s.a) bunları ziyaret ederek bu hacılara Kur’an okursa, bu emsalsiz ve etkili kelamı duyan hacılar tarafından Arabistan’ın en ücra köşelerine kadar İslâm’ın çağrısı yayılır ve sonra da kimbilir neler olur” diyerek telaşa düştüler. Bunun üzerine Kureyşin ileri gelenleri bir toplantı yaparak gelen hacılara Hz. Muhammed’e (s.a) karşı propaganda yapılması kararını aldılar.
Görüş birliğinden sonra toplantıda bulunanlara Velid bin Muğire şöyle dedi: “Muhammed hakkında bir fikir etrafında toplanalım, ihtilafa düşmeyelim. Yoksa birbirimizi yalancı çıkarmış ve sözlerimizin bir kısmı öbür kısmını yalanlamış olur. O zaman itibarımız kaybolur. Bir şey üzerinde birleşelim ki herkes Muhammed için hacılara aynı şeyi söylesin.”
Bunun üzerine bazıları: “Onun bir kahin olduğunu söyleyelim” dediler. Velid, “Hayır, Allah’a andolsun ki o bir kahin değildir. Kahinleri gördük. Muhammed’in okuduğu şeyler öyle kahin mırıldanışı ve tekerlemeleri cinsinden değil” dedi. Bazıları, “Öyleyse deli olduğunu söyleriz” dediler. Velid, “Hayır, o bir deli değil ki. Deliliği gördük, biliyoruz.
Halbuki Muhammed’in durumu deliliğin insanda meydana getirdiği baygınlık, titreyiş ve vesveseye benzemiyor” dedi. Kureyşliler “Peki öyleyse şair olduğunu söyleyelim” dediler.
Velid, “Hayır, o bir şair de olamaz. Biz şiirin her çeşidini biliriz. Bu sözler ise şiir değildir”
dedi. Kureyşliler “Öyleyse büyücü olduğunu söyleyelim” dediler. Velid, “Hayır, o büyücü değil. Biz büyücüleri ve yaptıkları büyüleri gördük. Muhammed’in sözleri büyücülerin okuyup üfürmelerine ve düğüm düğümlemelerine benzemiyor” dedi. O zaman Kureyşliler Velid’e, “Ey Abduşşems! Peki ama ne söyleyelim?” deyince Ebu Cehil, Velid’e, “Sen kendi görüşünü söylemezsen bu insanlar senden razı olmayacaklar” dedi. Velid onlara, “Tanrıya and olsun ki onun sözlerinde bambaşka bir tatlılık var. Sözlerinin başlangıcı sağlam bir hurma ağacına, sonları da o ağacın meyvelerine benzer. Muhammed hakkında bu dediklerinizin herhangi birini söylerseniz bunun doğru olmadığı anlaşılır” dedi. Kureyşliler Velid’in bu söylediklerini kabul ederek dağıldılar. Sonra bu karar gereğince hacca gelen halkı bekleyip önlerine çıkarak rast geldikleri herkese Muhammed’den sakınmasını söylemeye ve onun bir sihirbaz olduğunu ve sihrinin bütün aileleri parçaladığını anlatmaya başladılar. Ama bütün bunların sonucu sadece onların yapabildikleri şey onun ismini baştanbaşa bütün Arap yarımadasına duyurmak oldu. (Sireti İbn Hişam, C.L. ss. 288-289, Ebu Cehil’in Velid’e kendi görüşünü söylemesinde ısrar etmesi olayını İkrime’nin rivayetinden İbn Cerir kendi tefsirinde nakletmiştir.)
Bu surenin ikinci kısmında yorumu yapılan bu aynı hadisenin konuları şöyle sıralanır:
ayetten 10. ayete kadar Hakk’ı tahkir edenlere “bugün yaptığınızın kötü sonucunu kıyamet günü göreceksiniz” denilmektedir.
ayetten 26. ayete kadar olan bölümde Muğire oğlu Velid’in ismi anılmadan Allah’ın nimetlerle donattığı ama bunlara karşılık onun Hakk’a karşı gelerek düşman olduğu kişinin zihni yapısı yansıtılmaktadır.
Çünkü o bir yandan Hz. Muhammed’in (s.a) ve Kur’an’ın doğru olduğuna inanıyorken, öte taraftan kendi kavminin arasındaki makam ve mevkiini tehlikeye sokmak istemiyordu. Bu yüzden iman etmemişti. Ve bir süre kendi içinde bocalamadan sonra sadece iman etmemekle yetinmeyerek kavmini de iman etmekten caydırmak için bunun bir büyü olduğunu ilan etmişti. İşte burada onun bu aşikar çirkin yüzü ortaya serilerek bu şahsın bütün bunlara rağmen hala daha nimetler beklediği anlatılmaktadır. Oysaki nimetlere değil cehenneme müstehaktır artık.
Bundan sonra 27. ayetten 48. ayete kadar cehennemin korkunçluğu beyan edilerek hangi karaktere sahip olanların ona müstehak olacakları açıklanmaktadır.
Sonra 49. ayetler ile 53. ayetler arası kafirlerin gerçek hastalıklarının asıl sebebinin onların ahiret hakkında korkularının olmaması ve herşeyin bu dünyadan ibaret olduğunu zannetmeleri olduğu bildirilmektedir. Onun için onlar, Kur’an’dan tıpkı aslanı görmüş yaban eşeği gibi kaçmaktalar. İman etmek için de acaip acaip gayri mantıki şartlar ileri sürülüyor. Aslında onların bu şartları yerine getirilse de onlar ahireti inkar edecekler ve iman etmeyecekler.
En sonunda da açık açık, “Allah bir kimsenin imanına muhtaç değil ki onların şartlarını kabul etsin. Kur’an herkese takdim edilen genel bir öğüttür. Kim isterse kabul etsin. Allah insanların O’na itaat etmemekten korkmalarını ister. Ve takvayı ve Allah korkusunu seçmiş bir kimseyi de daha önce ne kadar günah işlemişse işlesin, affetmek de O’nun şanındandır.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaMüddessir 1–3
3 ayetيَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ١ قُمْ فَاَنْذِرْۙ ٢ وَرَبَّكَ فَكَبِّرْۙ ٣
Mushaf
Okunuş
1Yâ eyyühe-lmüddeŝŝir.
2Ḳum feenẕir.
3Verabbeke fekebbir.
Ayet 1–3
Ey yalnızlığın örtüsüne bürünüp sarılan Peygamber! Görevini yerine getirmek için harekete geç, insanları bilgilendirip, uyarmak üzere aralarına katıl!
Rabbinin yüceliğini, bahşettiği nimetlerini, kâinattaki kurduğu muhteşem nizamının mükemmel işleyişini anlat.
İlgili ayetler
Müddessir 4–5
2 ayetوَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ٤ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ٥
Mushaf
Okunuş
4Veŝiyâbeke feṭahhir.
5Verrucze fehcür.
Ayet 4–5
Şirkin ve küfrün aklını karıştırıp, duygu ve düşüncelerini kirletmesine izin verme! Zihnini bu marazlardan tamamen temizle. Kıyafetin temiz ve davetinin yüceliği ile uyumlu olsun, erdemli ve faziletli kişiliğinle insanların içine çık.
Müddessir 6–7
2 ayetوَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ ٦ وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ ٧
Mushaf
Okunuş
6Velâ temnün testekŝir.
7Velirabbike faṣbir.
Ayet 6–7
Allah adına insanları yaratılışlarının sebebi olan hayat nizamı ile yaşamaya davet eden bir davetçi olduğunu unutma ve görevini yaparken karşına çıkacak sıkıntıları gözünde büyütüp de yılgınlığa düşme!
Rabbin için bunlara sabret, yaptığın iyiliğe karşı kimseden bir karşılık bekleme ve çok görerek de başa kakma!
Müddessir 8–9
2 ayetفَاِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِۙ ٨ فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ ٩
Mushaf
Okunuş
8Feiẕâ nüḳira fi-nnâḳûr.
9Feẕâlike yevmeiẕiy yevmün ʿasîr.
Ayet 8–9
Dünyanın sonunun geleceğini ve Kıyamet Günü herkesin diriltilip, dünya hayatlarını kime ve neye göre yaşadıklarının hesabının sorulacağını, davetten yüz çevirmiş olanlar için, O Gün’ün çok zor bir gün olacağını tebliğ ederek öğüt ver.
Müddessir 10
1 ayetMüddessir 11–15
5 ayetذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يدًاۙ ١١ وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًاۙ ١٢ وَبَن۪ينَ شُهُودًاۙ ١٣ وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يدًاۙ ١٤ ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَز۪يدَۙ ١٥
Mushaf
Okunuş
11Ẕernî vemen ḫalaḳtü veḥîdâ.
12Veceʿaltü lehû mâlem memdûdâ.
13Vebenîne şühûdâ.
14Vemehhettü lehû temhîdâ.
15Ŝümme yaṭmeʿu en ezîd.
Ayet 11–15
Davet edilmekte oldukları hayat nizamına uysunlar diye yaratıp da mal-mülk ve evlat verip bunca nimetle donattığım halde gözü doymayan, nankörlük edip davetimden yüz çevirenlerin hesaplarını görmek Bana aittir. Bunlar için cehennemde ağır boyunduruklar, yakıcı bir azap ve boğazdan geçmeyen yiyecekler vardır.
İlgili ayetler
Müddessir 16–29
14 ayetكَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يدًاۜ ١٦ سَاُرْهِقُهُ صَعُودًاۜ ١٧ اِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَۙ ١٨ فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ١٩ ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ٢٠ ثُمَّ نَظَرَۙ ٢١ ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ ٢٢ ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ ٢٣ فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ ٢٤ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ ٢٥ سَاُصْل۪يهِ سَقَرَ ٢٦ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ ٢٧ لَا تُبْق۪ي وَلَا تَذَرُۚ ٢٨ لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ ٢٩
Mushaf
Okunuş
16Kellâ. innehû kâne liâyâtinâ ʿanîdâ.
17Seürhiḳuhû ṣaʿûdâ.
18İnnehû fekkera veḳaddera.
19Feḳutile keyfe ḳaddera.
20Ŝümme ḳutile keyfe ḳaddera.
21Ŝümme neżara.
22Ŝümme ʿabese vebesera.
23Ŝümme edbera vestekbera.
24Feḳâle in hâẕâ illâ siḥruy yüʾŝer.
25İn hâẕâ illâ ḳavlü-lbeşer.
26Seuṣlîhi seḳara.
27Vemâ edrâke mâ seḳar.
28Lâ tübḳî velâ teẕer.
29Levvâḥatül lilbeşer.
Ayet 16–29
Gerçeğe davetten inatla yüz çevirip muttakilere karşı büyüklük taslayıp düşmanca davranan, Kur’an âyetlerine büyücü bir insanın sözleri diyerek itibar etmeyen, kendine göre ölçüp biçen kahrolası kimseleri çok sarp ve azap veren bir yokuşa süreceğim. Onları âhirette de çetin bir cehennem ateşine sokacağım, cehennem ateşinin şiddetini bunlar hiç düşünüp hayal bile edemezler. O kavurucu ateş, insanı ne öldürür ne de diri bırakır, bitip tükenmeyen bir azap verir, dünyada iken Allah’a nankörlük etmesinin, başkaldırmasının bedelini ödetir.
Müddessir 30–31
2 ayetعَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ ٣٠ وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا ا۪يمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلًاۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟ ٣١
Mushaf
Okunuş
30Aleyhâ tisʿate ʿaşer.
31Vemâ ceʿalnâ aṣḥâbe-nnâri illâ melâikeh. vemâ ceʿalnâ ʿiddetehüm illâ fitnetel lilleẕîne keferû liyesteyḳine-lleẕîne ûtü-lkitâbe veyezdâde-lleẕîne âmenû îmânev velâ yertâbe-lleẕîne ûtü-lkitâbe velmüʾminûne veliyeḳûle-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuv velkâfirûne mâẕâ erâde-llâhü bihâẕâ meŝelâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâʾ. vemâ yaʿlemü cünûde rabbike illâ hû. vemâ hiye illâ ẕikrâ lilbeşer.
Ayet 30–31
Cehennemde kendilerine verilen görevleri eksiksiz yerine getiren on dokuz melek vardır. Biz bu meleklerin sayısını, Allah’ın davetini reddedenlerin ve âhiret hayatına inanmayanların inkârlarına bir sınama vesilesi kıldık. Kendilerine bu sayı daha önce bildirilen Kitap Ehlinin de Kur’an’ın ilahi bir kitap olduğundan şüpheye düşmemeleri, mü’minlerin ise imanlarının artması için bildirdik.
Kâfirler ve müşrikler, Allah bu sayı ile neyi kastediyor, bu azlık mı çokluk mu, neden şu kadar değil de bu kadar gibi kimseyi ilgilendirmeyen sözlerle sapıklıklarının bahanesini oluşturmaya çalışırlar. Allah, gerçeği kabul etmek istemeyip ısrarla sapmayı dileyenin sapmasına izin verir, yaratılış sebebine uygun yaşamayı dileyeni de dilediğine ulaştırır.
Rabbinin görevlilerinin güçlerini, gerçek mahiyetlerini ve sayılarını yalnız kendisi bilir. Ey insanlar! Siz Allah’ın sizi sorumlu tutacağı hayat nizamını yaşamakla ilgilenin! Verilen misallerle uyarılmaktasınız, o halde öğüt alın!
Müddessir 32–39
8 ayetكَلَّا وَالْقَمَرِۙ ٣٢ وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَۙ ٣٣ وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ ٣٤ اِنَّهَا لَاِحْدَى الْكُبَرِۙ ٣٥ نَذ۪يرًا لِلْبَشَرِۙ ٣٦ لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَۜ ٣٧ كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ ٣٨ اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜۛ ٣٩
Mushaf
Okunuş
32Kellâ velḳamer.
33Velleyli iẕ edbera.
34Veṣṣubḥi iẕâ esfera.
35İnnehâ leiḥde-lküber.
36Neẕîral lilbeşer.
37Limen şâe minküm ey yeteḳaddeme ev yeteeḫḫar.
38Küllü nefsim bimâ kesebet rahîneh.
39İllâ aṣḥâbe-lyemîn.
Ayet 32–39
Ay’a, dönüp gitmekte olan geceye ve ağarmakta olan sabaha yemin olsun ki, davetimizden yüz çevirenleri cehennemde çok şiddetli, kavurucu bir ateşe sokacağız. Bu azap, Allah’la birlikte başka ilahlar edinenlerden ölüp gitmiş olanlara da, geride kalanlara da ulaşacağı kesin olan bir uyarıdır. Her insan tercih edip yaşadığı hayat tarzının karşılığını görecektir.
İlgili ayetler
Müddessir 40–47
8 ayetف۪ي جَنَّاتٍۜۛ يَتَسَٓاءَلُونَۙ ٤٠ عَنِ الْمُجْرِم۪ينَۙ ٤١ مَا سَلَكَكُمْ ف۪ي سَقَرَ ٤٢ قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ ٤٣ وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ ٤٤ وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِض۪ينَۙ ٤٥ وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ ٤٦ حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَق۪ينُۜ ٤٧
Mushaf
Okunuş
40Fî cennâtin. yetesâelûn.
41Ani-lmücrimîn.
42Mâ selekeküm fî seḳara.
43Ḳâlû lem nekü mine-lmüṣallîn.
44Velem nekü nuṭʿimü-lmiskîn.
45Vekünnâ neḫûḍu meʿa-lḫâiḍîn.
46Vekünnâ nükeẕẕibü biyevmi-ddîn.
47Ḥattâ etâne-lyeḳîn.
Ayet 40–47
İman edip sorumluluklarını yerine getirenler, cennet nimetleri ile yaşarken, cehennem azabı içinde kıvrananlara soracaklar: “Sizi bu kavurucu ateşe sokan nedir?” Onlar da şöyle cevap verecekler: “Dünya hayatında bâtıla dalanlarla birlikte biz de dalardık, yoksulu doyurmaz, Allah’ın davetine uymazdık ve Hesap Günü ile karşılaşacağımıza inanmazdık. Sonunda ölüm gelip çattı ve bu gerçekle yüz yüze geldik.”
İlgili ayetler
Müddessir 48
1 ayetMüddessir 49–51
3 ayetفَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِض۪ينَۙ ٤٩ كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ ٥٠ فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍۜ ٥١
Mushaf
Okunuş
49Femâ lehüm ʿani-tteẕkirati müʿriḍîn.
50Keennehüm ḥumürum müstenfirah.
51Ferrat min ḳasverah.
Ayet 49–51
Sonunda kaçınılmaz olan gerçek bu iken insanların çoğu, nasıl olup da Allah’ın davetinden yüz çevirip, aslandan kaçan yaban eşekleri gibi sırtlarını dönüp kaçıyorlar?
İlgili ayetler
Müddessir 52–53
2 ayetبَلْ يُر۪يدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتٰى صُحُفًا مُنَشَّرَةًۙ ٥٢ كَلَّاۜ بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاٰخِرَةَۜ ٥٣
Mushaf
Okunuş
52Bel yürîdü küllü-mriim minhüm ey yüʾtâ ṣuḥufem müneşşerah.
53Kellâ. bel lâ yeḫâfûne-lʾâḫirah.
Ayet 52–53
Gerçeğe davetten yüz çevirenler kendilerine, şirk ve küfre dayalı atalarından kalan nizamlarını onaylayan birer kitap gönderilmesini istiyorlar. Aslında bunlar uyarılmakta oldukları cehennem ateşinden korkmuyor, hesap endişesi de taşımıyorlar.
Müddessir 54–56
3 ayetكَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ ٥٤ فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۜ ٥٥ وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ ٥٦
Mushaf
Okunuş
54Kellâ innehû teẕkirah.
55Femen şâe ẕekerah.
56Vemâ yeẕkürûne illâ ey yeşâe-llâh. hüve ehlü-ttaḳvâ veehlü-lmagfirah.
Ayet 54–56
Size bildirilmekte olanlar bir hatırlatma, uyarı ve öğüttür. Dileyen öğüt alır. Öğüdünün dinlenip davetine uyulması ve kendisine karşı sorumluluk duyulması gereken yalnızca Allah’tır.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Müzzemmil, sonra Fatiha indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla