Sûre hakkındaAdı · Nüzul zamanı · Tarihsel arka-plan · Konu
Adı : Açılış harfi (sad), surenin adı olmuştur.
Nüzul zamanı : İleride de açıklanacağı gibi Hz. Peygamber (s.a) Mekke’de İslâm’ı açıkça anlatmaya başladığı zaman, daveti Kureyş’in ileri gelenleri arasında bomba etkisi yapmıştı.
Bu bakımdan surenin, risaletin 4. yılında nazil olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim bazı rivayetlere göre bu sure, Hz. Ömer İslâm’a girdikten sonra nazil olmuştur. Hz. Ömer’in ise, Habeşistan hicretinden sonra müslüman olduğu bilinmektedir. Fakat surenin Ebu Talib’in hastalığı zamanında nazil olduğunu bildiren rivayetlere itibar edilirse, o zaman bu surenin risaletin 10. veya 11. yılında indiğini kabul etmek gerekir.
Tarihsel arka-plan: İmam Ahmed, Nesei, Tirmizî, İbn Cerir, İbn Şeybe, İbn Ebi Hatim ve İbn İshak’dan alınan nakillerin özeti aşağıda verilmiştir:
Ebu Talib hastalandığında, Kureyş’in ileri gelenleri biraraya gelerek aralarında istişare etmişler ve Ebu Talib’in, yeğeni Muhammed’le aralarını düzeltmesi için, kendisine arabuluculuk teklifinde bulunmayı kararlaştırmışlardır. Çünkü, Ebu Talib öldükten sonra Hz. Muhammed’e (s.a) dokunacak olurlarsa, tüm Arap kabilelerinin, kendileri için, “Amcası hayatta iken, ona dokunmaya cesaret edemediler. Ama Ebu Talib öldükten sonra Muhammed’e saldırdılar” diye ta’n edeceklerini düşünmüşlerdir.
İşte bu karar üzerine, Kureyş’in ileri gelenlerinden 25 kişilik bir heyet Ebu Talib’in yanına girmiştir. Heyetin içinde, Ebu Cehil, Ebu Süfyan, Umeyye b. Halef, As b. Vail, Esved b.
Muttalib, Ukbe b. Muayt, Utbe ve Şeybe gibi ileri gelen kafirler vardı. Bu heyet doğruca Ebu Talib’in yanına giderek, her zaman yaptıkları gibi, Hz. Peygamber’i amcasına şikayet ettiler ve ona şöyle dediler: “Muhammed kendi dini üzerinde kalsın, biz de kendi dinimiz üzerinde kalalım. O bizim dinimize karışmazsa biz de onu kendi dininde serbest bırakır ve kime ibadet ederse etsin ona dokunmayız. Ama o da bizim tanrılarımızı kötülmesin ve halk arasında dinini yaymaya çalışmasın.” dediler (müfessirler yukarıdaki tespiti hangi kaynaklara dayandırarak yaptıklarını belirtmemişlerdir. ancak, lay doğruysa bu, kabul edilebilir, makul bir görüştür.) Kureyş müşrikleri İslâm yayılmaya başladığı için oldukça perişandılar. İslâm’ın davetçisi, şerefli, lekesiz bir geçmişe sahip, akıl ve ciddiyet bakımından tüm Kureyş’in en seçkin kimselerindendi. Onun sağ kolu Hz. Ebu Bekir ise, değil sadece Mekke’nin, çevredeki kabilelerin de şerefli, dürüst ve zeki bir insan olarak tanıdıkları bir şahsiyetti. Şimdi de Hz. Ömer gibi cesur ve azimetli kişiliğe sahip birinin de onlarla birleştiğini görünce, tehlikenin boyutlarının büyüdüğünü hissetmişlerdir.
Konu: Yukarıda zikredilen olaylara ve anlatılanlara surenin girişinde değinilmiştir.
Kafirlerle Hz. Peygamber (s.a.) arasındaki konuşma hakkında, kafirlerin İslâm’ı, kendisinde bir eksiklik, yanlışlık gördükleri için değil, kin, haset ve körü körüne atalarını taklit ettiklerinden dolayı reddettikleri söylenmiştir. Çünkü onlar kendi içlerinden bir peygambere tabi olmayı hazmedemiyorlardı. Bunun üzerine Ebu Talib, Hz. Peygamber’i (s.a) yanına çağırarak ona “Ey yeğenim! Kavmimizin ileri gelenleri bana geldiler. Onlar, aranızda âdilane bir anlaşmanın olup, bu çekişmezliğin sona ermesini istiyorlar” dedi ve sonra yeğenine Kureyşlilerin teklifini iletti. Hz. Peygamber (s.a.) ise amcasına şöyle bir cevap verdi: “Ey amcacığım! Ben onlara öyle bir kelimeyi kabul ettirmeye çalışıyorum ki, bu kelimeyi kabul ettikleri takdirde, onlara sadece Araplar değil, tüm dünya tabi olur.”
Kureyş heyetine Hz. Peygamber’in (s.a.) bu cevabı iletilince fena halde bozularak, cevap veremediler. Böylesine makul bir teklifi reddedebilecek kelimeleri hemen bulamamışlardı.
Fakat kendilerine geldikten sonra, “Biz bir kelime değil, bin kelime bile söylemeye razıyız.
Ama o kelime nedir?” dediler. Hz. Rasulüllah (s.a) “O kelime, la ilahe illallah’tır.” diye cevap verdi. Bu cevabı duyar duymaz, Kureyş heyeti aniden hiddetlenerek ayağa kalktı ve söylenerek (ki ne söylediklerini surenin başında Allah Teâlâ beyan ediyor) çıkıp gittiler.
İbn Sa’d “Tabakat” adlı eserinde, bu olayın tümünü sadece “Bu, Ebu Talib’in son hastalığı değildi” şeklindeki farklılıkla, yukarıdaki gibi zikretmiştir. Ona göre bu olay, “filan şahıs müslüman olmuş, filan şahıs İslâm’a girmiş” şeklindeki haberlerin kulaktan kulağa yayıldığı ilk dönemde vuku bulmuştur.
Öyle ki, bu haberler halk arasında yaygınlaşınca, Kureyş’in ileri gelenleri, Ebu Talib’e, Hz. Peygamber’i (s.a.) İslâm’ı anlatmaktan vazgeçirmesi için peşisıra heyetler gönderdiler.
İşte bu heyetlerden birisi de yukarıda zikredilen heyettir.
Zemahşerî, Razî, Nisaburî ve bazı müfessirlere göre, bu heyet, Hz. Ömer İslâm’ı kabullendiği zaman Ebu Talib’e gitmiştir. Çünkü Hz.Ömer’in müslüman olması onları oldukça sarsmıştı. Fakat bu iddiayı doğrulayacak nitelikte hiçbir işaret yoktur. Çünkü onlar, sırf cehaletlerinden dolayı, içlerinden sadece bir kimsenin hakikati görmüş olmasının imkansız olduğunu öne sürerek, hakikatı tereddütle karşılıyorlardı. Üstelik bu hakikati, yani Tevhid ve Ahiret düşüncesini sadece inkâr etmekle kalmayıp, alay konusu da yapıyorlardı.
Bundan sonra Allah, “Alay ettiğiniz ve önderliğini kabul etmeye yanaşmadığınız bu şahıs, sizlerin üzerinde galip gelecek ve yine bu şehirde (Mekke’de) onun ayakları altında kalacaksınız.” diye kafirleri uyarmıştır.
Ardından arka arkaya 9 peygamber zikredilmiştir. Ancak Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın kıssası, diğerlerinden daha ayrıntılı bir biçimde beyan edilmiştir.
Böylelikle Allah, Kur’an’ı okuyan kimselerin zihinlerine şu hususları yerleştirmek istiyor:
“Adalet kesinlikle tarafsızdır. Allah katında ancak dürüst olan, yanlışta ısrar etmeyen, yanlışlık yapsa bile, hemen arkasından tevbe edip, dünyada ahiret hesabını dikkate alarak yaşayan kimseler makbuldur.”
Daha sonra, isyan eden ve müslüman kimselerin ahiretteki hayatlarının bir tablosu çizilmiştir. Bu bölümde kafirlerin dikkati iki noktaya çekilmektedir. Birincisi, “Hiç düşünmeden körü körüne önderlerinizin peşinden koşuyor ve dalâlet yolunu takip ediyorsunuz. Fakat yarın onlar takipçilerinden önce kendilerini cehennemde bulacaklar ve birbirlerini suçlayacaklardır.”
İkincisi, “Bugün mü’minleri zelil ve hakir görüyorsunuz ama yarın kendiniz azab içindeyken, cehennemde onlardan kimsenin bulunmadığını hayretle göreceksiniz.”
Surenin sonunda Adem ile İblis kıssası yer almaktadır. Bu kıssanın beyan edilmesinin amacı, Kureyş’in kafirlerine, Hz. Peygamber’i (s.a.) kabul etmelerine kibirlerinin mani olduğunun hatırlatılmasıdır. Çünkü aynı kibir, İblis’i Adem’e secdeden alıkoymuştu.
“Allah’ın Adem’e verdiği mevki ve rütbeye rağmen, İblis sırf hasedinden ötürü Allah’a karşı gelmiş ve lanete müstehak olmuştu. Şimdi de Allah, Hz. Muhammed’e (s.a) bir mevki ve rütbe vermişken sizler sırf hasedinizden dolayı ona karşı çıkıyorsunuz. Allah onu bir peygamber olarak görevlendirmiş olmasına rağmen, Hz. Muhammed’i (s.a) reddediyorsunuz.
Bu yüzden sizlerin sonu İblis’in sonu gibi olacaktır.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaSâd 1–2
2 ayetصٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِۜ ١ بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ ٢
Mushaf
Okunuş
1Ṣâd. velḳurʾâni ẕi-ẕẕikr.
2Beli-lleẕîne keferû fî ʿizzetiv veşiḳâḳ.
Ayet 1–2
Sâd! Yazıp, konuşup, anlaştığınız dilinizin sesleri (harfleri) ile size apaçık öğütler ve uyarılarla gelmekte olan, bu şerefli Kur’an’a andolsun ki, onunla yapılmakta olan daveti inatla reddedenler, anlamsız bir gurur ve nefretle karşı çıkmaktalar.
Sâd 3
1 ayetكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ ح۪ينَ مَنَاصٍ ٣
Mushaf
Okunuş
3Kem ehleknâ min ḳablihim min ḳarnin fenâdev velâte ḥîne menâṣ.
Ayet 3
Biz onlardan önce de bu saplantıları, nefretleri sebebi ile nice kuşakları azabımızla helak edip, yıkıma uğrattık. Başlarına gelenler karşısında son anda feryat edip imdat dilediler fakat işe yaramadı çünkü kurtulabilmenin vakti çoktan geçmişti.
İlgili ayetler
Sâd 4–5
2 ayetوَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْۘ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ ٤ اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهًا وَاحِدًاۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ ٥
Mushaf
Okunuş
4Veʿacibû en câehüm münẕirum minhüm. veḳâle-lkâfirûne hâẕâ sâḥirun keẕẕâb.
5Eceʿale-lʾâlihete ilâhev vâḥidâ. inne hâẕâ leşeyʾün ʿucâb.
Ayet 4–5
Şimdi de bunlar, içlerinden biri olan Peygamber’in öğüt ve uyarılarla hakikate davet etmesini içlerine sindiremeyip onu yalancılıkla suçluyorlar.
Ve “Bugüne kadar hayatımıza yön veren, nizam ve ahlakımızın belirleyicisi olan ilahlarımızı bir tek ilaha indirerek bizim düzenimizi yıkmaya, bozmaya çalışıyor! Bunun aklından zoru mu var?” diyorlar.
Sâd 6
1 ayetوَانْطَلَقَ الْمَلَاُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُۚ ٦
Mushaf
Okunuş
6Venṭaleḳa-lmeleü minhüm eni-mşû vaṣbirû ʿalâ âlihetiküm. inne hâẕâ leşeyʾüy yürâd.
Ayet 6
Ardından toplumun yöneticileri hemen harekete geçerek, “Atalarımızdan beri devam eden hayat tarzımız olan dinimize sahip çıkmalıyız, düzenimizi korumalı, değiştirilmesine izin vermemeliyiz. Biz bugüne kadar yalnızca Allah’ın ilah edinilerek, diğer ilahların terk edilmesi gerektiğini atalarımızdan da duymadık.” diyerek halkı kışkırtmaya çalıştılar.
Sâd 7–8
2 ayetمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِۚ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌۚ ٧ ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِكْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ ٨
Mushaf
Okunuş
7Mâ semiʿnâ bihâẕâ fi-lmilleti-lʾâḫirah. in hâẕâ ille-ḫtilâḳ.
8Eünzile ʿaleyhi-ẕẕikru mim beyninâ. bel hüm fî şekkim min ẕikrî. bel lemmâ yeẕûḳû ʿaẕâb.
Ayet 7–8
Sonra da, “Ne yani, içimizde peygamberlik verilecek başka biri yok muydu da ona verildi? Bunu düpedüz kendisi uyduruyor!” demeye başladılar. Onların asıl amaçları yalnızca Allah’ın ilah kabul edildiği bir hayat nizamını reddetmektir. Onlar kendilerinden öncekilerin başlarına gelen azabı düşünmeden, bir bilgiye ve delile de dayanmadan konuşup duruyorlar.
Sâd 9
1 ayetاَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَز۪يزِ الْوَهَّابِۚ ٩
Mushaf
Okunuş
9Em ʿindehüm ḫazâinü raḥmeti rabbike-lʿazîzi-lvehhâb.
Ayet 9
Yoksa, mutlak kudret ve lütuf sahibi Allah’ın rahmet hazineleri onların elinde de, kime neyin verileceğini, kimin neye layık olduğunu ve kimin peygamber olacağını onlar mı belirleyecek?
Sâd 10
1 ayetاَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا۠ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ ١٠
Mushaf
Okunuş
10Em lehüm mülkü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ. felyerteḳû fi-lʾesbâb.
Ayet 10
Yahut göklerle, yer ve arasında olanların mülkü ve yönetimi onlara mı ait? Öyle bir güçleri varsa her türlü vasıtayı kullanıp, hüküm makamına oturup yönetmeyi denesinler.
İlgili ayetler
Sâd 11–16
6 ayetجُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ ١١ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِۙ ١٢ وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ ١٣ اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ۟ ١٤ وَمَا يَنْظُرُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ ١٥ وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ ١٦
Mushaf
Okunuş
11Cündüm mâ hünâlike mehzûmüm mine-lʾaḥzâb.
12Keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv veʿâdüv vefirʿavnü ẕü-lʾevtâd.
13Veŝemûdü veḳavmü lûṭiv veaṣḥâbü-lʾeykeh. ülâike-lʾaḥzâb.
14İn küllün illâ keẕẕebe-rrusüle feḥaḳḳa ʿiḳâb.
15Vemâ yenżuru hâülâi illâ ṣayḥatev vâḥidetem mâ lehâ min fevâḳ.
16Veḳâlû rabbenâ ʿaccil lenâ ḳiṭṭanâ ḳable yevmi-lḥisâb.
Ayet 11–16
Bu kendini bilmez, yaratılışına dönüp bir bakmaz ve Allah’ı yeterince tanımayan nankör, azgın, başıbozukların bir araya gelmesinin hiçbir önemi, değeri ve gücü de yoktur, onların gücü ancak birbirlerine yetecek kadardır. Onlar Allah’ın azabına uğramaya, mağlup olup yok olmaya mahkûmdurlar.
Bunlardan önce de, Allah’ın ilahlığının üstünü örtmeye çalışıp davetine ve davetçilerine savaş açan Nûh ve Âd kavmi, yüksek sütunlar (piramitler) sahibi Firavun, Semûd, Lût kavmi ve Eykeliler de peygamberlerini yalancılıkla suçladılar, bu yüzden hak ettikleri azaba çarptırıldılar.
Şimdi de bu müşrikler, Allah’ın azabını üzerlerine çekmeye çalışıyorlar. İyi bilin ki vakti geldiğinde Allah’ın azabı asla ertelenmez, bir bela çığlığı onları da yakalayıp yok eder. İşte bu gerçeği yeterince kavrayamadıkları için alaylı alaylı, “Rabbimiz Hesap Gününden önce azaptan payımıza düşeni şimdi göster de görelim.” diyorlar.
Sâd 17
1 ayetاِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِۚ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ١٧
Mushaf
Okunuş
17İṣbir ʿalâ mâ yeḳûlûne veẕkür ʿabdenâ dâvûde ẕe-lʾeyd. innehû evvâb.
Ayet 17
Sen onların cahilliklerinden dolayı söylediklerine sabret ve Bize teslimiyeti konusunda çok güçlü bir iradeye sahip olan Davud’u hatırlayıp düşün! O, her zaman sabırla Allah’a yönelir, O’na sığınırdı.
İlgili ayetler
17Ahkaf 35
Sâd 18–19
2 ayetاِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ ١٨ وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةًۜ كُلٌّ لَهُٓ اَوَّابٌ ١٩
Mushaf
Okunuş
18İnnâ seḫḫarne-lcibâle meʿahû yüsebbiḥne bilʿaşiyyi velʾişrâḳ.
19Veṭṭayra maḥşûrah. küllül lehû evvâb.
Ayet 18–19
Davud, Allah’a teslimiyet konusunda yaratılışındaki sebebe dağlar gibi teslim olur, sapasağlam durur. Kuşlar gibi de yaratılışının sebebine uygun hareket eder ve sabah akşam Allah’ın sınırsız kudretini, kâinattaki nizamını, hükümranlığının mükemmelliğini düşünüp O’na yürekten itaat ederdi.
Sâd 20
1 ayetوَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَاٰتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ ٢٠
Mushaf
Okunuş
20Veşedednâ mülkehû veâteynâhü-lḥikmete vefaṣle-lḫiṭâb.
Ayet 20
Biz de Davud’un bu teslimiyetine karşılık onun iktidarını güçlendirdik, ona ilim, hikmet, keskin bir anlayış, kavrayış ve etkili bir hitabet kabiliyeti bahşettik.
İlgili ayetler
20Nisâ 163
Sâd 21–22
2 ayetوَهَلْ اَتٰيكَ نَبَؤُ۬ا الْخَصْمِۢ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَۙ ٢١ اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَٓا اِلٰى سَوَٓاءِ الصِّرَاطِ ٢٢
Mushaf
Okunuş
21Vehel etâke nebeü-lḫaṣm. iẕ tesevveru-lmiḥrâb.
22İẕ deḫalû ʿalâ dâvûde fefeziʿa minhüm ḳâlû lâ teḫaf. ḫaṣmâni begâ baʿḍunâ ʿalâ baʿḍin faḥküm beynenâ bilḥaḳḳi velâ tüşṭiṭ vehdinâ ilâ sevâi-ṣṣirâṭ.
Ayet 21–22
Senin Davud’un makamına duvardan tırmanarak giren, birbirinden davacı iki kişiden haberin var mı?
Davud onları birdenbire karşısında görünce korkup heyecanlandı. Onlar da Davud’a, “Korkma, biz sadece birbirinden davacı iki kardeşiz, aramızda adaletle hüküm veresin diye sana geldik, haksızlık etmeden aramızda adaleti sağla.” dediler.
Sâd 23
1 ayetاِنَّ هٰذَٓا اَخ۪ي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْن۪يهَا وَعَزَّن۪ي فِي الْخِطَابِ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23İnne hâẕâ eḫî lehû tisʿuv vetisʿûne naʿcetev veliye naʿcetüv vâḥidetün feḳâle ekfilnîhâ veʿazzenî fi-lḫiṭâb.
Ayet 23
O iki kişiden biri söze başlayıp şöyle dedi: “Bu benim kardeşim ve onun doksan dokuz koyunu var, benim ise sadece bir koyunum var. Buna rağmen kardeşim ona göz dikti, gücünü kullanarak bir şekilde onu da elimden alacak.”
İlgili ayetler
23Sâd 26
Sâd 24–25
2 ayetقَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ ٢٤ فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَۜ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ ٢٥
Mushaf
Okunuş
24Ḳâle leḳad żalemeke bisüâli naʿcetike ilâ niʿâcih. veinne keŝîram mine-lḫuleṭâi leyebgî baʿḍuhüm ʿalâ baʿḍin ille-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti veḳalîlüm mâ hüm. veżanne dâvûdü ennemâ fetennâhü festagfera rabbehû veḫarra râkiʿav veenâb.
25Fegafernâ lehû ẕâlik. veinne lehû ʿindenâ lezülfâ veḥusne meâb.
Ayet 24–25
Bunun üzerine Davud, “Doğrusu bu adam, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zaten insanların çoğu birbirlerine maalesef böylesine haksızlık ve zulümler yapmaktalar. Ancak Allah merkezli düşünüp yaşayan mü’minler, böylesi zulüm ve haksızlıktan uzak durur, doğru ve güzel olanı yaparlar ama onların sayısı çok azdır.” dedi ve bunları söylerken bir yandan da kendi yaptıklarını düşünüp, Bizim kendini bu olayla uyarmakta olduğumuzu anladı ve derhal başını yere eğip, iki büklüm bir vaziyette af dileyerek Rabbine yöneldi. Biz de onu bağışladık. Onun Bizim yanımızda güzel bir yeri ve değeri vardır, âhirette onu güzel bir akıbet beklemektedir.
Sâd 26
1 ayetيَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَل۪يفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ۟ ٢٦
Mushaf
Okunuş
26Yâ dâvûdü innâ ceʿalnâke ḫalîfeten fi-lʾarḍi faḥküm beyne-nnâsi bilḥaḳḳi velâ tettebiʿi-lhevâ feyüḍilleke ʿan sebîli-llâh. inne-lleẕîne yeḍillûne ʿan sebîli-llâhi lehüm ʿaẕâbün şedîdüm bimâ nesû yevme-lḥisâb.
Ayet 26
Allah Davud’a şöyle buyurmuştu: “Ey Davud! Biz seni (bütün insanlar gibi) yeryüzüne halife olmak üzere yarattık, gayretin ve liyakatin sebebiyle de kavmine hükümdar kıldık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Sakın kendi heva ve hevesine, başka insanların heva ve heveslerine de uyma. Uyarsan seni ilâhi nizam ile ahlakın gerektirdiği adaletten saptırırlar. Allah’ın yolunu umursamayıp sapanları âhirette şiddetli bir azap beklemektedir.”
İlgili ayetler
Sâd 27
1 ayetوَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًاۜ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِۜ ٢٧
Mushaf
Okunuş
27Vemâ ḫalaḳne-ssemâe velʾarḍa vemâ beynehümâ bâṭilâ. ẕâlike żannü-lleẕîne keferû. feveylül lilleẕîne keferû mine-nnâr.
Ayet 27
Biz gökleri, yeri ve arasında olanları, amaçsız ve boş yere yaratmadık. Allah’a karşı sorumluluklarının olduğunu, düşünmek, bilmek ve yerine getirmek istemeyenler, peygamberlerini yalancılıkla suçluyorlar. Bunlar sonunda hak ettikleri cehennem ateşine girecekler.
İlgili ayetler
Sâd 28
1 ayetاَمْ نَجْعَلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِد۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّق۪ينَ كَالْفُجَّارِ ٢٨
Mushaf
Okunuş
28Em necʿalü-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti kelmüfsidîne fi-lʾarḍ. em necʿalü-lmütteḳîne kelfüccâr.
Ayet 28
Elbette Allah, davetine iman edip sorumluluklarını yerine getirenlerle sırt dönenleri bir tutmayacaktır.
İlgili ayetler
Sâd 29
1 ayetكِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُٓوا اٰيَاتِه۪ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٢٩
Mushaf
Okunuş
29Kitâbün enzelnâhü ileyke mübârakül liyeddebberû âyâtihî veliyeteẕekkera ülü-lʾelbâb.
Ayet 29
Ey Peygamber! İnsanlar yaratılış sebeplerini bilip öğrensinler, üzerinde düşünüp doğru olana ulaşsınlar diye sana bu ilahi kitabı indirmekteyiz. Doğru olana ulaşmak isteyen temiz akıl sahipleri bundan öğüt alıp davete uyarlar.
İlgili ayetler
29Ra’d 19
Sâd 30
1 ayetوَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌۜ ٣٠
Mushaf
Okunuş
30Vevehebnâ lidâvûde süleymân. niʿme-lʿabd. innehû evvâb.
Ayet 30
Biz, iman edip sorumluluklarını yerine getiren Davud’a mükâfat olarak Süleyman’ı armağan ettik. O da sürekli Bize yönelen bir kuldu.
İlgili ayetler
30İsrâ 55
Sâd 31–33
3 ayetاِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ ٣١ فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠ ٣٢ رُدُّوهَا عَلَيَّۜ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ ٣٣
Mushaf
Okunuş
31İẕ ʿuriḍa ʿaleyhi bilʿaşiyyi-ṣṣâfinâtü-lciyâd.
32Feḳâle innî aḥbebtü ḥubbe-lḫayri ʿan ẕikri rabbî. ḥattâ tevârat bilḥicâb.
33Ruddûhâ ʿaleyy. feṭafiḳa mesḥam bissûḳi velʾaʿnâḳ.
Ayet 31–33
Bir akşamüstü Süleyman, kendisine getirilip gösterilmekte olan soylu koşu atlarını inceleyip seyrederken, bir yandan da şöyle söyleniyordu: “Güzel olan her şey bana Rabbimi hatırlatır ve ben de onları severim.” Nihayet atlar koşmaya başlayıp da gözden uzaklaşıncaya kadar Süleyman durmadan Rabbinin yüceliğini tekrar edip durdu ve sonra da onları bana getirin diyerek atları yanına getirtip ayaklarını ve boyunlarını şefkatle sıvazladı.
Sâd 34
1 ayetوَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمٰنَ وَاَلْقَيْنَا عَلٰى كُرْسِيِّه۪ جَسَدًا ثُمَّ اَنَابَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
34Veleḳad fetennâ süleymâne veelḳaynâ ʿalâ kürsiyyihî ceseden ŝümme enâb.
Ayet 34
Biz Süleyman’ın tahtının üzerine bir ceset bırakıp, ölümü unutmaması gerektiği konusunda kendisini uyarmış, dünyadaki saltanatın, servetin, güzelliklerin gelip geçici birer imtihan vesilesi olduğunu göstermiştik. Bunun üzerine kendine dönüp toparlandı.
İlgili ayetler
34Sâd 26
Sâd 35
1 ayetقَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكًا لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٣٥
Mushaf
Okunuş
35Ḳâle rabbi-gfir lî veheb lî mülkel lâ yembegî lieḥadim mim baʿdî. inneke ente-lvehhâb.
Ayet 35
Ardından da Süleyman, “Rabbim beni bağışla ve bana benden sonra da kimsenin ulaşamayacağı bir hükümdarlık ve Senin davet ettiğin hayatı yaşamayı nasip eyle, çünkü Sen sonsuz lütuf sahibi ve cömert olansın.” diye dua etti.
İlgili ayetler
Sâd 36
1 ayetفَسَخَّرْنَا لَهُ الرّ۪يحَ تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ رُخَٓاءً حَيْثُ اَصَابَۙ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Feseḫḫarnâ lehü-rrîḥa tecrî biemrih ruḫâen ḥayŝü eṣâb.
Ayet 36
Biz de onun duasını kabul edip ülkesindeki rüzgârı hizmetine musahhar kıldık ki Süleyman emrindeki gemileri istediği yere doğru yüzdürebilsin.
İlgili ayetler
36Sebe’ 12
Sâd 37–38
2 ayetوَالشَّيَاط۪ينَ كُلَّ بَنَّٓاءٍ وَغَوَّاصٍۙ ٣٧ وَاٰخَر۪ينَ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِ ٣٨
Mushaf
Okunuş
37Veşşeyâṭîne külle bennâiv vegavvâṣ.
38Veâḫarîne müḳarranîne fi-lʾaṣfâd.
Ayet 37–38
Süleyman kendisine bahşettiğimiz güçle hizmetinde kullanmak üzere, şeytan gibi kibirli, dik başlı bir kısım yapı ustalarını, denizcilikte mahir bazı kimseleri ve dalgıçları da esir edip zincirleyip ülkesine getirerek emrine amade kıldı.
Sâd 39–40
2 ayetهٰذَا عَطَٓاؤُ۬نَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٣٩ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ۟ ٤٠
Mushaf
Okunuş
39Hâẕâ ʿaṭâünâ femnün ev emsik bigayri ḥisâb.
40Veinne lehû ʿindenâ lezülfâ veḥusne meâb.
Ayet 39–40
Sonra da Süleyman’a şöyle vahyettik: “Bütün bu insanların emrinde olması, Bizim sana nasip ettiğimiz iktidar ve güç sayesindedir. Sen de onları istersen serbest bırak, istersen de elinde tut, bu da senin bileceğin iştir.”
Süleyman’ın Bizim yanımızda bir değeri ve âhirette de güzel bir yeri vardır.
Sâd 41–42
2 ayetوَاذْكُرْ عَبْدَنَٓا اَيُّوبَۢ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍۜ ٤١ اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41Veẕkür ʿabdenâ eyyûb. iẕ nâdâ rabbehû ennî messeniye-şşeyṭânü binuṣbiv veʿaẕâb.
42Ürkuḍ biriclik. hâẕâ mugteselüm bâridüv veşerâb.
Ayet 41–42
Kulumuz Eyyub’u da hatırla! O da vaktiyle (Allah adına yaptığı davete kavminin karşı çıkıp direnmesinden yaptıkları eziyetlerden kendini yorgun, bezgin, hasta hissetmeye başlamış) şöyle dua etmişti: “Rabbim! Şüphesiz şeytan bana tarifsiz bir bezginlik, terk edilmişlik duygusu ve acısı hissettirmekte. Âdeta mecali tükenmiş bir hastayım, Sen bana yardım et.” Bunun üzerine Biz de ona, “Kendini toparla, hareket et, ayağa kalkıp yola koyul. Önüne çıkan soğuk suda hem yıkan hem de içip kendine gel.” diye vahyettik.
Sâd 43
1 ayetوَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ ٤٣
Mushaf
Okunuş
43Vevehebnâ lehû ehlehû vemiŝlehüm meʿahüm raḥmetem minnâ veẕikrâ liüli-lʾelbâb.
Ayet 43
Böylece o da kendini toparlayıp eskisinden daha güçlü ve sabırla kavmini Allah adına, yaratılışının sebebi olan hayata davete başladı. Kısa bir süre sonra da uzun zamandır ona sırt dönmüş olan ailesi ve çevresindeki birçok insan davetine icabet edip, etrafında toparlanarak kenetlendiler ve böylece Allah’ın lütfu ile sayıları da giderek arttı.
Sâd 44
1 ayetوَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِه۪ وَلَا تَحْنَثْۜ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًاۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ٤٤
Mushaf
Okunuş
44Veḫuẕ biyedike ḍigŝen faḍrib bihî velâ taḥneŝ. innâ vecednâhü ṣâbirâ. niʿme-lʿabd. innehû evvâb.
Ayet 44
(Bundan önce Eyyub, Allah adına yaptığı daveti kabullenmeyen ailesini cezalandırmak için yemin etmişti.) Biz de ona, eline bir deste çöp alıp onunla onlara vurarak yeminini bozmadan yerine getir, dedik. Eyyub’u da zorluklara ve sıkıntılara karşı çok sabırlı bulduk. O, her daim Allah’a yönelen, O’na teslim olmuş güzel bir kuldu.
İlgili ayetler
Sâd 45–47
3 ayetوَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْد۪ي وَالْاَبْصَارِ ٤٥ اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ ٤٦ وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ ٤٧
Mushaf
Okunuş
45Veẕkür ʿibâdenâ ibrâhîme veisḥâḳa veyaʿḳûbe üli-lʾeydî velʾebṣâr.
46İnnâ aḫlaṣnâhüm biḫâliṣatin ẕikra-ddâr.
47Veinnehüm ʿindenâ lemine-lmuṣṭafeyne-lʾaḫyâr.
Ayet 45–47
Güçlü bir iradeye ve keskin kavrayış yeteneğine sahip olan has kullarımızdan İbrahim, İshak ve Yakub’u da hatırla! Onlar da Allah’ın davetine teslim olup sabırla, tavizsiz bir gayretle ve hep âhireti düşünerek yaşamış, erdemli, faziletli kullarımızdandı.
Sâd 48
1 ayetوَاذْكُرْ اِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِۜ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِۜ ٤٨
Mushaf
Okunuş
48Veẕkür ismâʿîle velyeseʿa veẕe-lkifl. veküllüm mine-lʾaḫyâr.
Ayet 48
İsmail, Elyasa ve Zülkifl’i de unutma! Onlar da insanları yaratılış sebepleri olan nizam ve ahlak ile yaşamaya davet eden, zorluklar karşısında yılmadan görevlerini yerine getiren hayırlı ve ihlâslı kullarımızdı.
Sâd 49
1 ayetهٰذَا ذِكْرٌۜ وَاِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Hâẕâ ẕikr. veinne lilmütteḳîne leḥusne meâb.
Ayet 49
Bu anlatılanlar Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için bir hatırlatma, bir uyarıdır.
İlgili ayetler
Sâd 50–54
5 ayetجَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ ٥٠ مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا يَدْعُونَ ف۪يهَا بِفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍ وَشَرَابٍ ٥١ وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ ٥٢ هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ ٥٣ اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ ٥٤
Mushaf
Okunuş
50Cennâti ʿadnim müfetteḥatel lehümü-lʾebvâb.
51Müttekiîne fîhâ yedʿûne fîhâ bifâkihetin keŝîrativ veşerâb.
52Veʿindehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi etrâb.
53Hâẕâ mâ tûʿadûne liyevmi-lḥisâb.
54İnne hâẕâ lerizḳunâ mâ lehû min nefâd.
Ayet 50–54
Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyan ve gereklerini yerine getirmek için canları ve malları ile gayret edenleri, daimi güzelliklerin ve mutlulukların yurdu olan cennet kapısı açık beklemektedir.
Orada huzur bulacak, huzurla uzanıp dinlenecek, canlarının istediği her türlü yiyecek ve içeceğe kavuşacaklar, yanlarında da bakışlarını sadece eşine çevirmiş, kendisi ile yaşıt, yumuşak başlı eşler bulacaklar.
İşte bu, Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirmek için ellerinden geleni yapanlara Allah’ın verdiği sözün yerine getirilmesidir. O’nun nimetlerinin tükenme riski de yoktur.
Sâd 55–61
7 ayetهٰذَاۜ وَاِنَّ لِلطَّاغ۪ينَ لَشَرَّ مَاٰبٍۙ ٥٥ جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ ٥٦ هٰذَاۙ فَلْيَذُوقُوهُ حَم۪يمٌ وَغَسَّاقٌۙ ٥٧ وَاٰخَرُ مِنْ شَكْلِه۪ٓ اَزْوَاجٌۜ ٥٨ هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْۚ لَا مَرْحَبًا بِهِمْۜ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ ٥٩ قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ۠ لَا مَرْحَبًا بِكُمْۜ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَاۚ فَبِئْسَ الْقَرَارُ ٦٠ قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ ٦١
Mushaf
Okunuş
55Hâẕâ. veinne liṭṭâgîne leşerra meâb.
56Cehennem. yaṣlevnehâ. febiʾse-lmihâd.
57Hâẕâ felyeẕûḳûhü ḥamîmüv vegassâḳ.
58Veâḫaru min şeklihî ezvâc.
59Hâẕâ fevcüm muḳteḥimüm meʿaküm. lâ merḥabem bihim. innehüm ṣâlü-nnâr.
60Ḳâlû bel entüm. lâ merḥabem biküm. entüm ḳaddemtümûhü lenâ. febiʾse-lḳarâr.
61Ḳâlû rabbenâ men ḳaddeme lenâ hâẕâ fezidhü ʿaẕâben ḍiʿfen fi-nnâr.
Ayet 55–61
Cehennemde azabı hak edenlerle onlara önderlik yapmış olanlara şöyle denilecek: “İşte sizin ve arkanıza düşenlerin hak ettiği ceza budur.”
Şirke ve küfre önderlik yapmış olanlar kendilerini suçlayan takipçilerine şöyle derler: “Elbette bizim davetimize körü körüne koşup gelmeniz sebebi ile siz de bu cezayı bizim gibi hak etmişlerdensiniz.” Bu defa önderlerinin arkasından gidenler dönüp onlara, “Buraya gelmemizin asıl sorumluları sizlersiniz, şirk nizamlarını sizler kurdunuz ve bizlere dayattınız. Rabbimiz! Bizim önümüze bu nizamları koyup, bizi onlara uymaya davet eden bu kimselere iki kat fazla azap et.” diyecekler ve orada hepsinin cezası kaynar su ve irin olacaktır.
Sâd 62–64
3 ayetوَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرٰى رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِۜ ٦٢ اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْاَبْصَارُ ٦٣ اِنَّ ذٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِ۟ ٦٤
Mushaf
Okunuş
62Veḳâlû mâ lenâ lâ nerâ ricâlen künnâ neʿuddühüm mine-lʾeşrâr.
63Etteḫaẕnâhüm siḫriyyen em zâgat ʿanhümü-lʾebṣâr.
64İnne ẕâlike leḥaḳḳun teḫâṣumü ehli-nnâr.
Ayet 62–64
Cehennemdekiler sonra da birbirlerine dönüp, şöyle demeye başlarlar: “Dünyada iken kendilerini küçük görüp alay ettiklerimizi burada göremiyoruz, yoksa onlar burada değiller mi?”
İşte cehennem halkı kendi aralarında böyle çekişip duracaklar.
İlgili ayetler
Sâd 65–66
2 ayetقُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ مُنْذِرٌۗ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۚ ٦٥ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ٦٦
Mushaf
Okunuş
65Ḳul innemâ ene münẕir. vemâ min ilâhin ille-llâhü-lvâḥidü-lḳahhâr.
66Rabbü-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehüme-lʿazîzü-lgaffâr.
Ayet 65–66
Ey Peygamber! De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım! Kahhar olan Allah, tek ve gerçek ilâhtır. Göklerin, yerin ve arasında olanların sahibi O’dur.” O çok güçlüdür, kimi bağışlayacağını da yalnız O bilir.
Sâd 67–68
2 ayetقُلْ هُوَ نَبَؤٌ۬ا عَظ۪يمٌۙ ٦٧ اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ ٦٨
Mushaf
Okunuş
67Ḳul hüve nebeün ʿażîm.
68Entüm ʿanhü müʿriḍûn.
Ayet 67–68
De ki: “Kur’an size kesin olan gerçeği bildirmesine rağmen ondan yüz çevirip birbirinizi ilah edinip, kula kulluk ediyorsunuz.”
Sâd 69–73
5 ayetمَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ ٦٩ اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٧٠ اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ ط۪ينٍ ٧١ فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ٧٢ فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ٧٣
Mushaf
Okunuş
69Mâ kâne liye min ʿilmim bilmelei-lʾaʿlâ iẕ yaḫteṣimûn.
70İy yûḥâ ileyye illâ ennemâ ene neẕîrum mübîn.
71İẕ ḳâle rabbüke lilmelâiketi innî ḫâliḳum beşeram min ṭîn.
72Feiẕâ sevveytühû venefaḫtü fîhi mir rûḥî feḳaʿû lehû sâcidîn.
73Fesecede-lmelâiketü küllühüm ecmeʿûn.
Ayet 69–73
Onlara şunu da de: “Allah’ın insanı yaratmaya karar vermesi ve meleklerle birlikte İblis’in de bulunduğu o yerde konuşulanlardan, bana bildirilenlerin dışında bir bilgiye sahip değilim.”
Bana bildirilense, Rabbimizin meleklere, “Ben balçıktan bir insan yaratacağım, şeklini verdikten sonra ona ruh üfleyip, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme kabiliyetleri bahşedip sorumluluk yükleyeceğim. O zaman siz de ona hizmete hazır olun.” dediği ve bu emri üzerine, meleklerin de (İblis dışında) Allah’a secde ederek emrini yerine getireceklerini bildirmiş olmalarıdır.
Sâd 74–76
3 ayetاِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اِسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ٧٤ قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّۜ اَسْتَكْبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَال۪ينَ ٧٥ قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۜ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ٧٦
Mushaf
Okunuş
74İllâ iblîs. istekbera vekâne mine-lkâfirîn.
75Ḳâle yâ iblîsü mâ meneʿake en tescüde limâ ḫalaḳtü biyedeyy. estekberte em künte mine-lʿâlîn.
76Ḳâle ene ḫayrum minh. ḫalaḳtenî min nâriv veḫalaḳtehû min ṭîn.
Ayet 74–76
İblis kibirlenerek Allah’ın bu emrine itaat etmeyip secde etmemiştir. Bunun üzerine Allah, “Ey İblis! Kudretimle yarattığım bu insana hizmet etmen için verdiğim emre niçin uymak istemiyorsun? Yoksa kendini herkesten üstün mü görüyorsun?” deyince, İblis de “Evet, ben o insandan daha üstünüm, çünkü beni ateşten onu ise balçıktan yarattın.” dedi.
Sâd 77–78
2 ayetقَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌۚ ٧٧ وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَت۪ٓي اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ ٧٨
Mushaf
Okunuş
77Ḳâle faḫruc minhâ feinneke racîm.
78Veinne ʿaleyke laʿnetî ilâ yevmi-ddîn.
Ayet 77–78
Allah, İblis’in bu küstah tavrı karşısında, “Sen böyle bir makamda bulunmaya layık değilsin, çık git, artık gözden düşmüş, kovulmayı hak etmiş birisin. Benim lanetim Kıyamet Günü’ne kadar senin üstünde olacak.” dedi.
Sâd 79
1 ayetSâd 80–85
6 ayetقَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ ٨٠ اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ٨١ قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٨٢ اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ ٨٣ قَالَ فَالْحَقُّۘ وَالْحَقَّ اَقُولُۚ ٨٤ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ اَجْمَع۪ينَ ٨٥
Mushaf
Okunuş
80Ḳâle feinneke mine-lmünżarîn.
81İlâ yevmi-lvaḳti-lmaʿlûm.
82Ḳâle febiʿizzetike leugviyennehüm ecmeʿîn.
83İllâ ʿibâdeke minhümü-lmuḫleṣîn.
84Ḳâle felḥaḳḳ. velḥaḳḳa eḳûl.
85Leemleenne cehenneme minke vemimmen tebiʿake minhüm ecmeʿîn.
Ayet 80–85
Allah da ona, “Peki, sen zamanını yalnız Benim belirleyip de bildiğim O Kıyamet ve Hesap Günü’ne kadar süre tanınanlardansın.” dedi.
Bunun üzerine İblis, “Senin yüceliğine, kudretine yemin olsun ki, ben de Senin davetine karşı duyarlı olmayıp umursamayanları daha da azgınlaştırıp Sana başkaldırmalarını sağlayacağım. Ancak yalnızca Seni Rab ve ilah edinen ve davetine iman eden kullarının üzerinde benim bir etkim ve yaptırım gücüm olamaz, onlar benim tuzaklarıma düşmezler.” dedi.
Allah da İblis’e, “Zaten gerçek budur. Andolsun ki Ben, cehennemi senin gibilerle ve size uyanlarla dolduracağım.” dedi.
Sâd 86
1 ayetقُلْ مَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّف۪ينَ ٨٦
Mushaf
Okunuş
86Ḳul mâ esʾelüküm ʿaleyhi min ecriv vemâ ene mine-lmütekellifîn.
Ayet 86
Ey Peygamber! De ki: “Ben bana vahyedilen bu gerçekleri size iletmemden dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyor ve beklemiyorum, ayrıca ben kendiliğimden peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkmış birisi de değilim.”
Sâd 87–88
2 ayetاِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ٨٧ وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ ح۪ينٍ ٨٨
Mushaf
Okunuş
87İn hüve illâ ẕikrul lilʿâlemîn.
88Veletaʿlemünne nebeehû baʿde ḥîn.
Ayet 87–88
“Benimle gönderilmekte olan bu Kur’an bütün insanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli bir hayatı yaşamaya davet eden bir kitaptır, onun davetinin ne kadar önemli olduğunu bir gün mutlaka anlayacaksınız.”
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Kamer, sonra A’raf indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla