Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Surenin ilk kelimesi olan “Ez-Zariyat”dan alınmıştır. Zariyat kelimesiyle başlayan sure anlamına gelir.
Nüzul Zamanı: Konular ve ifade tarzından açıkça anlaşılmaktadır ki bu sure, Hz. Peygamber’in (s.a) İslam’a daveti karşısında yalanlama, alaya alma ithamlarının büyük boyutlara ulaştığı, zulüm ve işkence değirmeninin henüz dönmeye başladığı bir dönemde nazil olmuştur. Bu bakımdan bu surenin de Kaf Suresi’nin nazil olduğu dönemde indiği anlaşılmaktadır.
Konu: Büyük bölümü Ahiret konusundadır. Sonunda Tevhid inancına çağrı yapılmaktadır. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in (s.a.) sözlerine inanmamanın ve kendi cahilce (ahmakça) düşüncelerinde ısrar etmenin bu tutumu benimseyen kavimlerin nasıl mahvolduğu insanlara hatırlatılmaktadır.
Ahiret hakkında bu surenin küçük fakat son derece anlamlı ayetlerinde anlatılanlar şunlardır: “İnsan hayatının sonu hakkında insanların çeşitli inançları kendiliğinden açık bir şekilde görüşler getirememekte, aksine hiçbir ilmi dayanakları olmaksızın tahminle ve benzetmelerle bir takım görüş ve nazariyelere dayandığını ispat etmektedir.”
Biri, öldükten sonra hayat yoktur demekte, diğeri ölümden sonra hayata inanmakta fakat bunun tenasüh (öldükten sonra ruhun başka bir varlığa geçerek yaşamaya devam etmesi) şeklinde olduğunu iddia etmekte, bir diğeri ahiret hayatını, ceza ve mükafatı kabul etmekte fakat amellerin (davranışların) cezasından kurtulmak için binbir çeşit kurtarıcılar araya sokmaktadır. Böyle büyük ve çok önemli bir konuda insanın, kanaat, görüş ve akidesinin yanlış olması bütün hayatını yanlış yola itecek ve geleceğini de mahvedecektir. İlmi gerçeklere dayanmadan sadece tahmin ve kıyaslara dayanan bir inanç kurmak çok büyük bir ahmaklıktır. Bu durum, bir kimsenin çok büyük bir yanlış anlayış sonucu bütün ömrünü kör bir gaflet içinde geçirip öldükten sonra aniden hiç hazırlıklı olmadığı bir olayla karşılaşması demektir. Böyle konular hakkında doğru kanaat elde etmenin tek bir yolu vardır. O da insanların ahiret hakkında Allah’tan vahiy yoluyla elde ettikleri bilgiyi dikkatle incelemeleridir. Yeryüzü ve gök düzenine hatta kendi varlığına dikkatle bakarak bunları basiretle incelediği takdirde, bu bilginin doğru olduğunu ispat eden delilleri her yerde görecektir. Bu arada rüzgar ve yağmur düzeni, yeryüzünün yaratılışı ve oradaki diğer (bütün) mahlukları, insanın kendi varlığını, gökyüzünün yaratılışı ve dünyanın bütün çift olarak yaratılan varlıkları, ahiretin birer ispatı olarak öne sürülmüşlerdir. Ve insanlık tarihi de kainat düzeninde yapılan herşeyin bir karşılığı olduğunu gösteren örneklerle doludur. Kur’an’da bunlar seçilerek belirtilmiştir.
Daha sonra insanlar tek Allah’a inanmaya çağrılarak kısa bir ifade ile buyurulmuştur ki: Allah sizi başkalarına kulluk için değil, ancak kendisine kulluk etmeniz için yaratmıştır. O, gıdasını sizden alan ve yardımınız olmadan ilahlığını sürdüremeyen uydurma mabutlarınız (putlar) gibi değildir. O, herkese rızık veren ilahtır, hiç kimseden rızık istemeye muhtaç değildir. O’nun ilahlığı kendi gücüyle kaimdir.
Bunlar arasında şu da belirtilmiştir ki; peygamberlere her ne zaman karşı konulmuşsa akla uygun delillerle değil ancak inat, aksilik ve ahmakça bir gurura dayanarak karşı konulmuştur. İşte bu gün Hz. Muhammed’e (s.a) reva görülen muamelenin itici sebebi serkeşlik ve azgınlıktan başka bir şey değildir. Bundan sonra Hz. Muhammed’in (s.a) bu serkeşlere önem vermemesi, kendi davet ve uyarılarına devam etmesi bildiriliyor. Çünkü Hz. Peygamber’in (s.a) daveti o serkeşlere tesir etmese de iman edenlere faydalıdır.
Serkeşlikte ısrar eden zalimlere gelince, bunlardan önce bu yolda yürüyenler hak ettikleri azabı bulmuşlardır. Bunların hak ettikleri azab da hazırdır.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaZâriyât 1–6
6 ayetوَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًاۙ ١ فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًاۙ ٢ فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًاۙ ٣ فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًاۙ ٤ اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ ٥ وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِعٌۜ ٦
Mushaf
Okunuş
1Veẕẕâriyâti ẕervâ.
2Felḥâmilâti viḳrâ.
3Felcâriyâti yüsrâ.
4Felmüḳassimâti emrâ.
5İnnemâ tûʿadûne leṣâdiḳ.
6Veinne-ddîne levâḳi.
Ayet 1–6
Esip savuran, tozu toprağı birbirine katan, yağmur yüklü bulutları bir araya toplayan ve gitmeleri gereken yerlere doğru akıtıp sürükleyen rüzgârlara ve Allah’ın emri ile rüzgârları taksim edip yönlendiren meleklere andolsun ki size ne vaat edilmişse hepsi mutlaka gerçekleşecektir. Hesap Günü de elbette gelecek ve her insan dünya hayatında, Allah’ın davetine karşı tutumundan dolayı hesaba çekilip hak ettiği karşılığı görecektir.
Zâriyât 7–14
8 ayetوَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ ٧ اِنَّكُمْ لَف۪ي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ ٨ يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ ٩ قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ ١٠ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ ١١ يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ ١٢ يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ ١٣ ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ ١٤
Mushaf
Okunuş
7Vessemâi ẕâti-lḥubük.
8İnneküm lefî ḳavlim muḫtelif.
9Yüʾfekü ʿanhü men üfik.
10Ḳutile-lḫarrâṣûn.
11Elleẕîne hüm fî gamratin sâhûn.
12Yesʾelûne eyyâne yevmü-ddîn.
13Yevme hüm ʿale-nnâri yüftenûn.
14Ẕûḳû fitneteküm. hâẕe-lleẕî küntüm bihî testaʿcilûn.
Ayet 7–14
Ey gerçeğe gözlerini kapayıp kulaklarını tıkayanlar! Şu, her biri kendi yörüngesinde akıp giden yıldızlarla donatılmış olan gökyüzündeki mükemmel nizama bir bakıp düşünün bakalım, orada hiçbir düzensizlik görebilecek misiniz?
Oysa sizin düşünceleriniz düzensiz, paramparça; inancınız ve sözleriniz temelsiz, dayanaksız; hayatınız çelişkilerle dolu, şirk ve küfür içinde bocalayıp duruyorsunuz. Cahilce inat edip, Kur’an ile Allah adına yapılmakta olan davetten kendinizi mahrum bırakıyorsunuz.
Yazıklar olsun, o kendi uydurdukları ya da kendileri gibi yaratılmışların uydurdukları bâtılı hayat tarzı olarak seçenlere... Onlar koyu bir cehalet çukuru içinde debelenip durmaktalar.
Bunlar bir de alay ederek durmadan, “O Ceza günü ne zaman gelecek?” diye sorup duruyorlar! Şunu iyi bilsinler ki O Gün onların hepsinin ateşe atılacakları gündür. O Gün, onlara denilecek ki, “Şimdi alay edip durduğunuz ve ısrarla sorduğunuz, bir an önce gelsin de görelim dediğiniz azabı tadın bakalım.”
İlgili ayetler
Zâriyât 15–19
5 ayetاِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ١٥ اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ ١٦ كَانُوا قَل۪يلًا مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ١٧ وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ١٨ وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ ١٩
Mushaf
Okunuş
15İnne-lmütteḳîne fî cennâtiv veʿuyûn.
16Âḫiẕîne mâ âtâhüm rabbühüm. innehüm kânû ḳable ẕâlike muḥsinîn.
17Kânû ḳalîlem mine-lleyli mâ yehceʿûn.
18Vebilʾesḥâri hüm yestagfirûn.
19Vefî emvâlihim ḥaḳḳul lissâili velmaḥrûm.
Ayet 15–19
Öte yandan, Allah’ın davetine iman edip Hesap Günü’nün sorumluluğu ile yaşayanlar ise, Rablerinin lütfettiği cennetlerde, nimetlerle ödüllendirilmiş olarak pınar başlarında mutluluk içinde yaşayacaklar.
Onlar Rablerine karşı sorumluluklarını yerine getirebilmenin çabası içinde, Allah yolunda gece de gayretlerini sürdürür, az uyur, ibadet eder. Seher vakti dua edip bağışlanma dilerler. Onların kazandıklarında ihtiyaç sahipleri için bir pay vardır.
İlgili ayetler
Zâriyât 20–21
2 ayetوَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ ٢٠ وَف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ٢١
Mushaf
Okunuş
20Vefi-lʾarḍi âyâtül lilmûḳinîn.
21Vefî enfüsiküm. efelâ tübṣirûn.
Ayet 20–21
Yaratılış sebebini düşünüp de doğru olan hayat tarzını arayanlar için yeryüzünde Allah’ın nizamının mükemmelliğini gösteren nice deliller vardır. Kendi vücut organlarınızın birbiriyle uyumlu işleyişi de bunun apaçık delillerindendir.
Zâriyât 22
1 ayetZâriyât 23
1 ayetفَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟ ٢٣
Mushaf
Zâriyât 24–34
11 ayetهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ ٢٤ اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٢٥ فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ ٢٦ فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَاْكُلُونَۘ ٢٧ فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ٢٨ فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ ٢٩ قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ٣٠ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ٣١ قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ٣٢ لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ ٣٣ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ ٣٤
Mushaf
Okunuş
24Hel etâke ḥadîŝü ḍayfi ibrâhîme-lmükramîn.
25İẕ deḫalû ʿaleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.
26Ferâga ilâ ehlihî fecâe biʿiclin semîn.
27Feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ teʾkülûn.
28Feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin ʿalîm.
29Feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet ʿacûzün ʿaḳîm.
30Ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-lʿalîm.
31Ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
32Ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
33Linürsile ʿaleyhim ḥicâratem min ṭîn.
34Müsevvemeten ʿinde rabbike lilmüsrifîn.
Ayet 24–34
Ey Peygamber! İnsanlara, İbrahim ve ona gelen şerefli misafirlerin kıssasını da anlat. Hani onlar İbrahim’in kapısını çalıp selam vermişler, İbrahim de selamlarını alıp buyur ettikten sonra kendi kendine “Bunlar tanıdık kimseler değiller, acaba ne için geldiler?” demişti. Daha sonra da hanımının yanına gidip, misafirlerine ikram etmek üzere kızarmış bir dana eti getirerek onlara buyurun demişti.
Misafirlerinin yemeğe el sürmediklerini görünce de, onlardan şüphelenip içine bir korku düşmüştü. Bunun üzerine misafirleri İbrahim’e: “Korkma!” dediler ve ona âlim, ilmiyle amel edecek ahlak timsali bir erkek evlat müjdesi verdiler. Bunu işiten İbrahim’in karısı heyecanla çığlık atıp elini de yüzüne vurarak “Ne yani, ben kocamış ve de üstelik kısır bir kadın olarak bugüne kadar yaşamışken, bundan sonra nasıl olur da çocuk sahibi olurum?” dedi.
Misafirler de ona: “Evet öyle, fakat Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O dilediğini yapmaya güç yetirendir; O her şeyin en doğru olanını bilir; üstün ilim, kudret, hüküm ve hikmet sahibidir.” dediler.
İbrahim de onlara: “Ey elçiler! Buraya gelişinizin sebebi bize bu müjdeyi vermek mi, yoksa başka sebepleri de var mı?” diye sordu.
Elçi melekler İbrahim’e: “Biz tamamına yakını iman etmekten yüz çevirmiş olan Lût halkını helak etmek için de görevlendirildik. Onların üzerlerine pişmiş çamurdan taşlar yağdıracağız. Bu taşların azgınlaşmış, Allah’a başkaldırmış, haddi aşan o toplumdan kime isabet edeceği de belirlenmiştir.” dediler.
İlgili ayetler
Zâriyât 35–37
3 ayetفَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ٣٥ فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ ٣٦ وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ ٣٧
Mushaf
Okunuş
35Feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmüʾminîn.
36Femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.
37Veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-lʿaẕâbe-lʾelîm.
Ayet 35–37
Azaptan önce, Lût ile birlikte iman etmiş olan mü’minleri o toplumdan çıkarıp uzaklaştırdık. Zaten onların içinde yalnızca bir hane halkından başka Allah’ın davetine iman etmiş mü’min kimse de yoktu. Nihayet onları dünyada hak ettikleri azap ile cezalandırdık ve âhirette ise onları çok daha şiddetli bir azap beklemektedir.
Bütün müşrik, kâfir, azgın ve zalimleri bekleyen akıbetin iyice bilinip ibret alınması için, o beldeyi işaret nişanesi, mesaj olarak bıraktık.
Zâriyât 38–40
3 ayetوَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٣٨ فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٣٩ فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ ٤٠
Mushaf
Okunuş
38Vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ firʿavne bisülṭânim mübîn.
39Fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.
40Feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.
Ayet 38–40
Musa’nın kıssasında da alınacak dersler vardır. Biz Musa’yı da peygamberliğinin çok açık delilleri ve mucizelerle Firavun ve kavmine göndermiştik. Firavun, Musa’nın Allah adına yaptığı davetine karşı çıkıp, “Bu adam sihirbazın hatta delinin biridir.” diyerek küstahça böbürlenip daveti reddetmişti. Bunun üzerine, Biz de Firavun’u orduları ile birlikte denizde boğarak helak ettik.
Firavun denizde boğulmak üzereyken, gerçek Rab ve ilahın yalnızca Allah olduğunu kabullenip, Allah adına yapılan davete uymamış olmanın pişmanlığı ile kendi kendini suçlamıştı.
İlgili ayetler
Zâriyât 41–42
2 ayetوَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ ٤١ مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41Vefî ʿâdin iẕ erselnâ ʿaleyhimü-rrîḥa-lʿaḳîm.
42Mâ teẕeru min şeyʾin etet ʿaleyhi illâ ceʿalethü kelramîm.
Ayet 41–42
Hakikate sırt dönen nankör Âd kavminin üzerlerine gönderdiğimiz kasıp kavuran azap kasırgasından da alınacak dersler vardır. Öyle bir kasırga ki geçtiği yerde taş üstünde taş bırakmıyor ve kemikleri eritip küle, toza, dumana çeviriyordu.
İlgili ayetler
Zâriyât 43–46
4 ayetوَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ ٤٣ فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ ٤٤ فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ ٤٥ وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ۟ ٤٦
Mushaf
Okunuş
43Vefî ŝemûde iẕ ḳîle lehüm temetteʿû ḥattâ ḥîn.
44Feʿatev ʿan emri rabbihim feeḫaẕethümu-ṣṣâʿiḳatü vehüm yenżurûn.
45Feme-steṭâʿû min ḳiyâmiv vemâ kânû münteṣirîn.
46Veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
Ayet 43–46
Semûd kavminin akıbeti de ibretliktir. Onlar da peygamberlerinin Allah adına yaptığı davete küstahça karşı çıkmış, başkaldırmışlardı. Doğruya yönelmeleri için kendilerine süre tanınmış, fırsat verilip birkaç gün sonra da başlarına gelecek olanlarla uyarılmışlardı. Fakat uyarıyı dikkate almamış, “Sonunda ne ile karşılaşacağız görelim bakalım.” demişlerdi ve hiç beklemedikleri bir anda, üzerlerine gönderdiğimiz yıldırım onları yakıp yıkıp yok etti. Bu azapla karşılaşınca ne kaçıp kurtulabildiler ne de karşı koyabildiler.
Onlardan önce Nûh kavmi de iman etmeyi reddetmişler ve suda boğularak hak ettikleri azapla cezalandırılmışlardı. İnsanoğlunun Nûh kavminin başına gelenlerden de çıkaracağı dersler vardır.
Zâriyât 47–49
3 ayetوَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ ٤٧ وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ ٤٨ وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
47Vessemâe beneynâhâ bieydiv veinnâ lemûsiʿûn.
48Velʾarḍa feraşnâhâ feniʿme-lmâhidûn.
49Vemin külli şeyʾin ḫalaḳnâ zevceyni leʿalleküm teẕekkerûn.
Ayet 47–49
Gökyüzüne bakıp da, Bizim onu nasıl inşa edip genişletmekte olduğumuzu, nizamını nasıl oluşturup hangi yasalara bağlayıp yönettiğimizi bir düşünün. Belki o zaman Bizim ilmimizin ve kudretimizin sınırsızlığını, yarattıklarımız üzerinde hüküm koyma ve hükmetme yetkisinin yalnız Bize ait olduğunu anlayıp kavrarsınız.
Yeryüzünü tüm güzellikleriyle yayıp, döşeyen Biziz. Orada her şeyi de çift çift yarattık. Bütün bunlar aklını kullanıp düşünenler için, Allah’ın kurduğu nizamların mükemmel işleyişini gösteren apaçık delillerdir.
Zâriyât 50–54
5 ayetفَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ٥٠ وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٥١ كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٥٢ اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ٥٣ فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ ٥٤
Mushaf
Okunuş
50Fefirrû ile-llâh. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
51Velâ tecʿalû meʿa-llâhi ilâhen âḫar. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
52Keẕâlike mâ ete-lleẕîne min ḳablihim mir rasûlin illâ ḳâlû sâḥirun ev mecnûn.
53Etevâṣav bih. bel hüm ḳavmün ṭâgûn.
54Fetevelle ʿanhüm femâ ente bimelûm.
Ayet 50–54
O halde ey Peygamber! Sen de insanlara de ki: “Ey insanlar! Allah’ın sizi davet ettiği sınırlar içinde yaşamaya koşun; huzur ve mutluluğunuz için O’na sarılın. Sakın O’ndan başkasına teslim olup da, Allah’la birlikte başka ilahlar edinmeyin. Ben Allah adına bu gerçekleri sizlere tebliğ etmekle emrolundum.” Fakat onlardan öncekilere de bir peygamber geldiğinde, o peygamber hakkında “O bir sihirbazdır veya delidir” dediler. Sanki peygamberlerini yalanlamayı birbirlerine vasiyet etmişler. Hiç şüphesiz onların hepsi azgınlaşıp haddi aşmış topluluklardır. Bu azgın nankörlerden yüz çevir! Onların iman etmeyişlerinden sen sorumlu değilsin.
İlgili ayetler
Zâriyât 55
1 ayetوَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥٥
Mushaf
Okunuş
55Veẕekkir feinne-ẕẕikrâ tenfeʿu-lmüʾminîn.
Ayet 55
Sen insanları Kur’an ile Allah adına öğüt verip uyarmaya devam et, çünkü yaratılış sebebini düşünüp ona uygun yaşamayı arzu edenler, öğüt ve uyarıya kulak verip gerçeğe ulaşırlar. Öğüt ancak böylelerine fayda verir.
Zâriyât 56–57
2 ayetوَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ٥٦ مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ٥٧
Mushaf
Okunuş
56Vemâ ḫalaḳtü-lcinne velʾinse illâ liyaʿbüdûn.
57Mâ ürîdü minhüm mir rizḳiv vemâ ürîdü ey yuṭʿimûn.
Ayet 56–57
Ben insanları ve cinleri yalnızca (Beni Rab ve ilah edinsinler, davet ettiğim nizam ile ahlak sınırları içinde yaşasınlar, böylece yalnız) Bana itaat ve ibadet ederek kulluk etsinler diye yarattım. Onlardan ne bir rızık ne de Beni doyurmalarını istiyorum.
Zâriyât 58
1 ayetZâriyât 59–60
2 ayetفَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ٥٩ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ٦٠
Mushaf
Okunuş
59Feinne lilleẕîne żalemû ẕenûbem miŝle ẕenûbi aṣḥâbihim felâ yestaʿcilûn.
60Feveylül lilleẕîne keferû miy yevmihimü-lleẕî yûʿadûn.
Ayet 59–60
Şüphesiz Allah’ın belirlediği sınırları tanımayıp kendileri sınırlar koymaya kalkanlar da öncekiler gibi, azaptan paylarına düşeni mutlaka alacaklar. O itibarla kendilerine vaat edilen azabın başlarına bir an önce gelmesi için acele etmesinler. Yasa ile belirlenmiş O Gün gelince onunla mutlaka karşılaşacaklar. O Gün geldiğinde vay o müşrik, kâfir, zalim ve nankörlerin haline!
İlgili ayetler
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Ahkaf, sonra Gâşiye indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla