Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Bu sure, adını, 25. ayetinde geçen “el-Kasas” kelimesinden alır. “Kasas”, lugatte, olayları uygunluk sırasına göre zikretmektir. Dolayısıyla bu anlamla oluşan bakış açısına göre de, “Kasas” kelimesi sure’ye uygun düşen bir ad olabilmektedir; zira surenin içinde Hz. Musa’nın (a.s) kıssası ayrıntılarıyla anlatılmaktadır.
Nüzul Zamanı: Daha önce Neml Suresi’nin girişinde de zikredildiği gibi, İbn Abbas ve Cabir b. Zeyd’in rivayetine göre; Şuara, Neml ve Kasas sureleri birbiri ardınca nazil olmuştur. Dil, uslûb ve konuları da bu üç surenin vahiy dönemlerinin hemen hemen aynı olduğunu göstermektedir. Aralarındaki benzer özelliklerin diğer bir sebebi, Hz. Musa’ya (a.s) ait kıssanın, bu surelerde hikayenin bütününü oluşturan muhtelif yerlerinde zikredilmiş olmasıdır. O, Şuara Suresi’nde risalet görevini kabul etmemesi hakkında şöyle bir mazeret ileri sürüyordu: “Firavun’un kavmi bana bir suç isnadında bulunuyor, bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.” Daha sonra Firavun’un huzuruna çıktığında Firavun şöyle diyecekti: “Biz seni bir çocukken evimizde alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yılını aramızda geçirdin, sonunda yapacağını yaptın.” Bu surede başka hiç bir şey zikredilmemiştir, oysa Kasas Suresi’nde kıssaya ait diğer ayrıntılar da mevcuttur. Aynı şekilde Neml Suresi’nde de kıssa apansız biçimde Hz. Musa’nın (a.s) ailesiyle birlikte seyahate çıktığı ve birden biraz ötede bir ateş gördüğü zamandan başlayıverir.
Bu surede de seyahatin mahiyeti yahut nereden geldikleri veyahut da nereye vardıkları başlarına neler geldiği konusunda hiçbir şey zikredilmez, oysa Kasas Suresi tüm gerekli ayrıntıları ihtiva etmekedir. Şu halde bu üç sure birlikte okunduğunda Hz. Musa’nın (a.s) kıssası tamamlanmış olmaktadır.
Konu: Anafikir, Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliği karşısında çoğalan şüphe ve itirazları bertaraf etmek ve kendisine iman etmemek için ileri sürülen mazeretleri geçersiz kılmaktadır.
Bu amaçla ilkin, Musa’nın (a.s) kıssasının vahyediliş dönemi, telmih ve temsilen anlatılmakta, böylece dinleyenlerin zihninde şu noktalar kendiliğinden uyandırılmış olmaktadır.
a) Allah irade buyurduğu her vasıta ve saiki, idrak edilemeyen yollarla devreye sokar. Allah aynı şekilde nesne ve olayları öyle ayarlamıştır ki, Firavun’u iktidarından uzaklaştıran çocuk, bizzat Firavun’un evinde beslenip, büyümüş ve Firavun, kimi beslediğini bilememiştir. Şu halde kim Allah ile savaşabilir ve O’nun planlarıyla başedebilir?
b) Peygamberlik bir kimseye gökler ve yerlerden yayınlanan bir bildiriyle, şenlikler içinde kutlanarak bahşedilmez. Sizler Hz. Muhammed’in (s.a) nasıl olup da beklenmedik bir şekilde peygamberlikle müjdelendiğine akıl erdiremiyorsunuz, oysa bizzat kendinizin bir peygamber olarak kabul ettiğiniz (48. ayet) Hz. Musa (a.s) da umulmadık bir zamanda peygamber olmuştur; bir seyahatte Sina Dağı’nın ıpıssız eteğinde hiç kimsenin ne olacağını bilmediği zamanda… Hatta bizzat Hz. Musa (a.s) bile peygamberlikle müjdelendiği anın bir öncesine kadar durumu bilmiyordu. Aslında bir parça ateş getirmeye gitmiş ve fakat, peygamberlik bağışıyla dönmüştü.
c) Allah’ın, bir görevi yerine getirmesini istediği kimse, ordusuz, zırhsız, görünürde bir destek yahut arkasında bir kuvvet olmadan, çok güçlü ve çok donanımlı muhaliflerini yenilgiye uğratır. Hz. Musa’nın (a.s) kuvvetleri ile Firavun arasındaki güç farkı, Hz. Muhammed (s.a) ile Kureyş arasındakinden çok daha belirgindi ve şimdi ise bütün dünya, sonunda kimin galip geldiğini, kimin yenildiğini bilmektedir.
d) Siz Hz. Musa’dan (a.s) tekrar bahisle, “Niçin Musa’ya verilen asa, parlayan el… vs. gibi mucizelerin aynısı Muhammed’e verilmedi?” diyorsunuz. Hz. Musa’nın Firavun’a gösterdiği türden mucizeler size de gösterildiğinde hemencecik inanıvercekmişsiniz gibi (!)… Peki, kendilerine mucize gösterilenler buna mukabil nasıl karşılık verdiler, biliyor musunuz? Onlar mucizeleri gördükten sonra bile inanmamış ve yalnızca şöyle demişlerdi: “Bu sihirdir”; zira hakikate karşı düşmanlık beslemekte ve ayak diretmekteydiler.
Aynı hastalık bugün sizi de yakalamış. Siz de sadece aynı türden mucizeler gösterildiğinde mi inanacaksınız? Öyleyse mucizeleri gördükten sonra inanmayanların akibetini biliyor musunuz? Onlar Allah tarafından helâk edilmişlerdi. Şimdi inatla mucize isteyerek aynı felaketle karşılaşmayı mı istiyorsunuz?
Bütün bunlar, bu kıssayı dinleyen Mekke’nin putperest çevresine mensup herkesin zihninde kendiliğinden vurgulanmış oluyordu. Zira bir zamanlar Hz. Musa (a.s) ile Firavun arasında vuku bulan çatışmanın benzeri şimdi Mekke müşrikleri ile Rasûlullah (s.a) arasında cereyan ediyordu. Musa’ya (a.s) ait kısssanın anlatılmasının sebeb-i hikmeti buydu ve böylece Mekke’de hüküm süren şartlarla Hz. Musa (a.s) döneminde mevcut olan şartlar arasındaki benzerlik, ayrıntılara varıncaya kadar kendiliğinden belirtilmiş oluyordu. 43. ayetten itibaren ise surenin içeriği asıl anafikre yönelmeye başlamaktadır.
Hemen girişte Rasûlulah’dan (s.a) iki bin sene önceki tarihî olayların, bu denli sarih biçimde anlatılmasının nedeni Rasûlullah’ın (s.a.) risaletine delil teşkil etmesi içindir. Zira o bir ummiydi. Gerek hemşehrileri, gerekse kabilesi bunun pek iyi farkındalardı ki, Hz. Muhammed’in (s.a) böyle ikibin yıllık bilgileri alabileceği bir kaynak, bildikleri kadarıyla bulunmuyordu.
Dahası, onun bir peygamber olarak tayin edilmesi, Allah’ın kendilerine bir lutfu olarak değerlendirilmelidir. Zira onlar gafildiler ve Allah bu icraatı onlar hidayet bulsun diye yapmaktaydı. Böylece onların sık sık tekrarladıkları “Niye bu peygamber Musa’nın getirdiği mucizeleri getirmiyor?” itirazları da cevaplanmış oluyordu. Şöyle ki: “Sanki siz -bizzat tasdik ettiğiniz gibi- Alllah’dan mucizeler getiren Musa’ya (a.s) inanmış mıydınız da, bu Rasûl’den mucize istemekte haklı olasınız? Şehvet ve heveslerinize tapmadığınız sürece hâlâ hakikatı görme şansınız var. Fakat bu hastalıktan kurtulamadığınız takdirde, size ne tür mucize gösterilirse gösterilsin hakikati asla göremezsiniz.
Sonra Mekke müşrikleri uyarılmakta ve o günlerde vuku bulan bir hadisenin hatırlatılmasıya utandırılmaktadırlar. Olay şudur: Bir grub Hıristiyan Mekke’ye gelmiş ve Rasûlullah’dan (s.a.) Kur’an’ı işitince müslüman olmuştu. Mekkeliler bundan bir ders almak yerine öylesine feveran ettiler ki, Ebu Cehil’in öncülüğünde hepsine fena muamelede bulundular.
Surenin son bölümü müşriklerin Rasûlullah’a (s.a.) neden inanmadıkları yolundaki mazeretlerini ele almaktadır. Korktukları şey şuydu: “Eğer biz Arapların çok tanrılı itikadından vazgeçip de, onun yerine tevhid inancını benimsersek, bu bizim dinî, siyasî ve ekonomik alandaki üstülüğümüzün sonu olur; çünkü aksi durumda Arabistan içinde en etkili kabile olma statümüzü kaybederiz; üstelik ülkede gidebileceğimiz hiçbir yer kalmaz.” Kureyş ileri gelenlerini, hakikate düşman olmaya iten temel neden buydu; bunun dışındaki şüphe ve itirazları yalnızca halkı aldattıkları birer bahaneden ibaretti. Allah (c.c) surenin sonunu tamamen bunlara ayırarak her birinin gerçek yüzünü, hikmetli bir şekilde sergilemiş ve Hak ile batıl’ı ayırmada yalnızca dünyevî çıkarları ölçü alanların bu temel hastalığına çözüm teklif etmiştir.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaKasas 1–2
2 ayetطٰسٓمٓۜ ١ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢
Mushaf
Kasas 3
1 ayetنَتْلُوا عَلَيْكَ مِنْ نَبَاِ مُوسٰى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٣
Mushaf
Okunuş
3Netlû ʿaleyke min nebei mûsâ vefirʿavne bilḥaḳḳi liḳavmiy yüʾminûn.
Ayet 3
Ey Peygamber! Yaratılışının sebebini düşünüp de, ona uygun yaşamak isteyen kimselere öğüt ve ibret olsun diye, sana Musa ile Firavun arasında yaşanmış olan bazı kıssaları bildireceğiz.
Kasas 4
1 ayetاِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَٓائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْي۪ نِسَٓاءَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ ٤
Mushaf
Okunuş
4İnne firʿavne ʿalâ fi-lʾarḍi veceʿale ehlehâ şiyeʿay yestaḍʿifü ṭâifetem minhüm yüẕebbiḥu ebnâehüm veyestaḥyî nisâehüm. innehû kâne mine-lmüfsidîn.
Ayet 4
Vaktiyle Firavun Mısır’da, halkı zorbalıkla sınıflara ayırıp, bunlardan bir kısmını da çok zayıf ve güçsüz hale düşürmek için erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını sağ bırakıyordu, çünkü o çok zalim ve bozguncu biriydi.
Kasas 5–8
4 ayetوَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ ٥ وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ ٦ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِع۪يهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْق۪يهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَاف۪ي وَلَا تَحْزَن۪يۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٧ فَالْتَقَطَهُٓ اٰلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًاۜ اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِـ۪ٔينَ ٨
Mushaf
Okunuş
5Venürîdü en nemünne ʿale-lleẕîne-stuḍʿifû fi-lʾarḍi venecʿalehüm eimmetev venecʿalehümü-lvâriŝîn.
6Venümekkine lehüm fi-lʾarḍi venüriye firʿavne vehâmâne vecünûdehümâ minhüm mâ kânû yaḥẕerûn.
7Veevḥaynâ ilâ ümmi mûsâ en arḍiʿîh. feiẕâ ḫifti ʿaleyhi feelḳîhi fi-lyemmi velâ teḫâfî velâ taḥzenî. innâ râddûhü ileyki vecâʿilûhü mine-lmürselîn.
8Felteḳaṭahû âlü firʿavne liyekûne lehüm ʿadüvvev veḥazenâ. inne firʿavne vehâmâne vecünûdehümâ kânû ḫâṭiîn.
Ayet 5–8
Biz ise, yeryüzünde ezilen ve zayıf düşürülen bu insanları lütuf ve rahmetimizle zulümden kurtarıp onurlu bir toplum olarak Firavun’un ülkesine vâris olup iktidar olsunlar ve Firavun’un ordularının ve Haman’ın korktuklarını başlarına getirsinler istedik. İşte bunu gerçekleştirmek için de Musa’nın annesine şöyle vahyettik: “Onu bir süre emzir, şayet başına bir şey geleceğinden korkarsan, o zaman da onu nehrin sularına bırak, sakın korkma ve üzülme, çünkü Biz kesinlikle onu sana geri döndüreceğiz ve elçilerimizden biri yapacağız.”
Nihayet Firavun’un ailesinden biri nehirden gelmekte olan bebeği buldu, sonunda kendileri için bir düşman ve hüzün kaynağı olacağını bilmeden, bebeği sahiplendiler, işin gerçeğini Firavun’un, Haman’ın ve askerlerinin de bilmesi mümkün değildi. Biz böyle olmasını dilemiştik.
İlgili ayetler
Kasas 9–10
2 ayetوَقَالَتِ امْرَاَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ ل۪ي وَلَكَۜ لَا تَقْتُلُوهُۗ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٩ وَاَصْبَحَ فُؤَادُ اُمِّ مُوسٰى فَارِغًاۜ اِنْ كَادَتْ لَتُبْد۪ي بِه۪ لَوْلَٓا اَنْ رَبَطْنَا عَلٰى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ١٠
Mushaf
Okunuş
9Veḳâleti-mraetü firʿavne ḳurratü ʿaynil lî velek. lâ taḳtülûh. ʿasâ ey yenfeʿanâ ev netteḫiẕehû veledev vehüm lâ yeşʿurûn.
10Veaṣbeḥa füâdü ümmi mûsâ fârigâ. in kâdet letübdî bihî levlâ er rabaṭnâ ʿalâ ḳalbihâ litekûne mine-lmüʾminîn.
Ayet 9–10
Firavun’un karısı, “Bu çocuk bizim için bir mutluluk, bir neşe kaynağı olabilir, sakın onu öldürmeyin, belki ileride bize bir faydası da dokunabilir, bakarsın onu evlat edinebiliriz.” dedi. Tabii ki işin sonunun nereye varacağını o da bilemezdi.
Diğer taraftan Musa’nın annesi, gönlü çocuğunun acısıyla o gece sabahı zor etti, şayet vaadimize güvenmesi için kalbini pekiştirmeseydik az kalsın onlara gidip, “Bu benim çocuğum.” diyecekti.
Kasas 11
1 ayetوَقَالَتْ لِاُخْتِه۪ قُصّ۪يهِۘ فَبَصُرَتْ بِه۪ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ١١
Mushaf
Okunuş
11Veḳâlet liuḫtihî ḳuṣṣîh. febeṣurat bihî ʿan cünübiv vehüm lâ yeşʿurûn.
Ayet 11
Annesi, Musa’nın kız kardeşine, suya bıraktığı bebeğini takip etmesini söylemişti. O da kimseye fark ettirmeden onu izledi.
İlgili ayetler
11Tâhâ 40
Kasas 12
1 ayetوَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰٓى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ ١٢
Mushaf
Okunuş
12Veḥarramnâ ʿaleyhi-lmerâḍiʿa min ḳablü feḳâlet hel edüllüküm ʿalâ ehli beytiy yekfülûnehû leküm vehüm lehû nâṣiḥûn.
Ayet 12
Biz de, daha ilk günden Musa’ya getirilen süt annelerin sütünü emmemesini sağladık, bu sırada kız kardeşi Firavun ailesine gelerek, “Bu bebeğin bakımını sizin adınıza üstlenecek bir aile gösterebilirim.” dedi.
İlgili ayetler
Kasas 13
1 ayetفَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّه۪ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ۟ ١٣
Mushaf
Okunuş
13Feradednâhü ilâ ümmihî key teḳarra ʿaynühâ velâ taḥzene velitaʿleme enne vaʿde-llâhi ḥaḳḳuv velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
Ayet 13
Böylece de Musa’yı tekrar annesine kavuşturduk, annesinin gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın verdiği sözün mutlaka yerine geldiğini görsün, bilsin diye. Fakat insanların çoğu Allah’ın sözünün mutlaka yerine geleceğine inanmazlar.
İlgili ayetler
13Kasas 7
Kasas 14
1 ayetوَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ١٤
Mushaf
Okunuş
14Velemmâ belega eşüddehû vestevâ âteynâhü ḥukmev veʿilmâ. vekeẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Ayet 14
Derken, Musa yetişkinlik çağına gelip olgunlaşınca, kendisine doğru ile yanlışı birbirlerinden ayırt edebilecek güçlü bir muhakeme yeteneği bahşettik. İşte Biz Allah’a itaat etmeye arzulu olan kimseleri böyle ödüllendiririz.
İlgili ayetler
14Nisâ 6
Kasas 15–16
2 ayetوَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ ١٥ قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي فَغَفَرَ لَهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ١٦
Mushaf
Okunuş
15Vedeḫale-lmedînete ʿalâ ḥîni gafletim min ehlihâ fevecede fîhâ racüleyni yaḳtetilân. hâẕâ min şîʿatihî vehâẕâ min ʿadüvvih. festegâŝehü-lleẕî min şîʿatihî ʿale-lleẕî min ʿadüvvihî fevekezehû mûsâ feḳaḍâ ʿaleyh. ḳâle hâẕâ min ʿameli-şşeyṭân. innehû ʿadüvvüm müḍillüm mübîn.
16Ḳâle rabbi innî żalemtü nefsî fagfir lî fegafera leh. innehû hüve-lgafûru-rraḥîm.
Ayet 15–16
Musa, bir gün halkın çoğu evinde istirahatteyken, sokakların tenha olduğu vakitte şehre indi ve biri kendi halkından, diğeri de düşmanları olan yerli halktan iki kişinin kavga ettiğini gördü, kendi halkından olan kişi Musa’dan yardım istedi. Bunun üzerine Musa da karşı tarafa mensup olana bir yumruk atarak ölümüne sebep oldu, sonra da kendini toparlar toparlamaz, “Eyvah ben ne yaptım? Şeytan’ın kışkırtmasına kapıldım, tuzağına düştüm. Şeytan insanı yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır.” dedi.
Sonra da, “Rabbim ben böyle bir iş yaparak kendime yazık ettim, ne olur beni bağışla.” diye dua etti. Allah da onu bağışladı, çünkü Allah tevbe edip, doğruya yönelenlere karşı çok merhametli ve bağışlayıcıdır.
Kasas 17
1 ayetقَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يرًا لِلْمُجْرِم۪ينَ ١٧
Mushaf
Kasas 18–19
2 ayetفَاَصْبَحَ فِي الْمَد۪ينَةِ خَٓائِفًا يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ ١٨ فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْاَمْسِۗ اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ ١٩
Mushaf
Okunuş
18Feaṣbeḥa fi-lmedîneti ḫâifey yeteraḳḳabü feiẕe-lleẕi-stenṣarahû bilʾemsi yestaṣriḫuh. ḳâle lehû mûsâ inneke legaviyyüm mübîn.
19Felemmâ en erâde ey yebṭişe billeẕî hüve ʿadüvvül lehümâ ḳâle yâ mûsâ etürîdü en taḳtülenî kemâ ḳatelte nefsem bilʾems. in türîdü illâ en tekûne cebbâran fi-lʾarḍi vemâ türîdü en tekûne mine-lmuṣliḥîn.
Ayet 18–19
Ertesi sabah Musa, korku dolu gözlerle şehirde etrafı gözetlerken, bir de baktı ki dün kendisinden yardım isteyen adam, bugün de onu yardımına çağırıyor. Musa ona dönüp, “Sen gerçekten zıvanadan çıkmış, azgın birisin, benden uzak dur.” dedi ve bu arada kavgayı ayırmak için araya girip karşı taraftan olan adamı tutmaya çalışınca, o adam da Musa’ya, “Daha dün öldürdüğün adam gibi beni de mi öldürmek istiyorsun ey Musa? Senin amacın kavgayı ayırmak değil ülkenin başına zorba kesilmektir.” dedi.
Kasas 20–21
2 ayetوَجَٓاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ يَسْعٰىۘ قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَاْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنّ۪ي لَكَ مِنَ النَّاصِح۪ينَ ٢٠ فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفًا يَتَرَقَّبُۘ قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ ٢١
Mushaf
Okunuş
20Vecâe racülüm min aḳṣe-lmedîneti yesʿâ. ḳâle yâ mûsâ inne-lmelee yeʾtemirûne bike liyaḳtülûke faḫruc innî leke mine-nnâṣiḥîn.
21Feḫarace minhâ ḫâifey yeteraḳḳab. ḳâle rabbi neccinî mine-lḳavmi-żżâlimîn.
Ayet 20–21
Tam da o sırada şehrin öteki ucundan bir adam koşarak geldi ve Musa’ya, “Ey Musa! Ülkenin ileri gelenleri toplandı ve seni öldürmek için görüşme halindeler, sen bir an önce bu şehri terk et, gerçek şu ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim.” dedi.
Bunun üzerine Musa korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden ayrıldı, bir yandan da, “Rabbim beni bu zalim toplumdan kurtar.” diye dua ediyordu.
Kasas 22–23
2 ayetوَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ٢٢ وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ ٢٣
Mushaf
Okunuş
22Velemmâ teveccehe tilḳâe medyene ḳâle ʿasâ rabbî ey yehdiyenî sevâe-ssebîl.
23Velemmâ verade mâe medyene vecede ʿaleyhi ümmetem mine-nnâsi yesḳûn. vevecede min dûnihimü-mraeteyni teẕûdân. ḳâle mâ ḫaṭbükümâ. ḳâletâ lâ nesḳî ḥattâ yuṣdira-rriʿâü veebûnâ şeyḫun kebîr.
Ayet 22–23
Musa bu duygularla Medyen istikametine doğru yöneldi ve kendi kendine de, “Ümit ediyorum ki, Rabbim beni doğru yola yönlendirir.” diyordu.
Nihayet Medyen’de su kuyularının bulunduğu bir yere ulaşınca, orada hayvanlarını sulamakta olan bir grup insanla karşılaştı, onların az ötesinde ise iki kadın, hayvanlarının başında sulama sırasının kendilerine gelmesini bekliyorlardı, Musa onların yanına gidip, “Size nasıl yardımcı olabilirim?” deyince onlar da: “Biz bu çobanların hayvanlarını sulayıp çekilmesini bekliyoruz, kadın olduğumuz için de çok yakın duramıyoruz, babamız da çok yaşlı, o da bizimle gelemiyor.” dediler.
Kasas 24–28
5 ayetفَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ ٢٤ فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَۙ قَالَ لَا تَخَفْ۠ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٢٥ قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَاْجِرْهُۘ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَاْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ ٢٦ قَالَ اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَاْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْرًا فَمِنْ عِنْدِكَۚ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَۜ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٢٧ قَالَ ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟ ٢٨
Mushaf
Okunuş
24Feseḳâ lehümâ ŝümme tevellâ ile-żżilli feḳâle rabbi innî limâ enzelte ileyye min ḫayrin feḳîr.
25Fecâethü iḥdâhümâ temşî ʿale-stiḥyâʾ. ḳâlet inne ebî yedʿûke liyecziyeke ecra mâ seḳayte lenâ. felemmâ câehû veḳaṣṣa ʿaleyhi-lḳaṣaṣa ḳâle lâ teḫaf. necevte mine-lḳavmi-żżâlimîn.
26Ḳâlet iḥdâhümâ yâ ebeti-steʾcirh. inne ḫayra meni-steʾcerte-lḳaviyyü-lʾemîn.
27Ḳâle innî ürîdü en ünkiḥake iḥde-bneteyye hâteyni ʿalâ en teʾcüranî ŝemâniye ḥicec. fein etmemte ʿaşran femin ʿindik. vemâ ürîdü en eşüḳḳa ʿaleyk. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâliḥîn.
28Ḳâle ẕâlike beynî vebeynek. eyyeme-lʾeceleyni ḳaḍaytü felâ ʿudvâne ʿaleyy. vellâhü ʿalâ mâ neḳûlü vekîl.
Ayet 24–28
Musa o kadınların hayvanlarını suladı, ardından da gölge bir yere çekilip, “Rabbim bana bahşedeceğin her hayra öyle muhtacım ki.” diyerek dua etti.
Az sonra hayvanlarının sulanmasına yardım ettiği kızlardan birisi utana sıkıla çıkageldi ve Musa’ya, “Babam bize yardımından dolayı ikramda bulunmak üzere seni davet ediyor.” dedi. Musa bunun üzerine evlerine gidince, başından geçenleri de kızların babasına anlattı. O da, “Korkma, artık o zalim kavmin elinden kurtulmuş oldun.” dedi.
Kızlardan birisi bu arada, “Babacığım, onu ücretli olarak yanında tut, ücret karşılığında tutabileceğin güçlü ve güvenilir biri olacağından eminim.” dedi. Kızların babası Musa’ya dönerek, “Benim yanımda sekiz yıl çalışmayı kabul edersen, ben de bu kızlarımdan birini sana nikâhlamak isterim, şayet bu süreyi on yıla tamamlamak istersen artık onun kararını da o zaman sen ver, zira ben seni bu konuda zorlamak istemem. İnşallah sen de beni dürüst ve erdemli davranan birisi olarak bulursun.” dedi.
Musa da ona, “Bunu ben de kabul ediyorum, böylece anlaşmış olalım, bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, bana karşı bir kırgınlık olmasın. Bu söylediklerimize Allah da şahit olsun.” diyerek işe başladı.
Kasas 29–32
4 ayetفَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًاۚ قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٢٩ فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰٓى اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۙ ٣٠ وَاَنْ اَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰٓى اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ۠ اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِن۪ينَ ٣١ اُسْلُكْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍۘ وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ٣٢
Mushaf
Okunuş
29Felemmâ ḳaḍâ mûse-lʾecele vesâra biehlihî ânese min cânibi-ṭṭûri nârâ. ḳâle liehlihi-mküŝû innî ânestü nâral leʿallî âtîküm minhâ biḫaberin ev ceẕvetim mine-nnâri leʿalleküm taṣṭalûn.
30Felemmâ etâhâ nûdiye min şâṭii-lvâdi-lʾeymeni fi-lbuḳʿati-lmübâraketi mine-şşecerati ey yâ mûsâ innî ene-llâhü rabbü-lʿâlemîn.
31Veen elḳi ʿaṣâk. felemmâ raâhâ tehtezzü keennehâ cânnüv vellâ müdbirav velem yüʿaḳḳib. yâ mûsâ aḳbil velâ teḫaf. inneke mine-lʾâminîn.
32Üslük yedeke fî ceybike taḫruc beyḍâe min gayri sûʾ. vaḍmüm ileyke cenâḥake mine-rrahbi feẕânike bürhânâni mir rabbike ilâ firʿavne vemeleih. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
Ayet 29–32
Musa belirlenen süreyi tamamladıktan sonra, ailesini de yanına alarak Mısır’a doğru yola çıktı. Sina Dağı’nın yakınına geldiklerinde ise dağın yamacında bir ateşin aydınlığını gördü ve yanındakilere, “Siz burada bekleyin, ben ateşin yanına gidip, belki oradan bir ateş koru ve yol ile ilgili de bir haber getirebilirim.” diyerek ateşi gördüğü yere yöneldi. Oraya yaklaşınca o bereketli ve mübarek yerde, vadinin sağ yanındaki bir ağaç istikametinden kendisine, “Ey Musa! Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” diye seslenildi. Arkasından da “Asanı yere bırak.” denildi. Musa da asasını yere bırakınca asasının bir yılana dönüşüp hızla hareket ettiğini görünce, ardına bakmadan korkuyla koşmaya başladı, bunun üzerine Allah, “Ey Musa! Geri dön ve korkma, yaklaş, burada güvendesin. Şimdi de elini koynuna sok, elin de koynundan kusursuz bir beyazlıkta parlayan bir ışık kaynağı olarak çıkacak. Artık korkunu yen, kendini toparla, kaygılarından uzaklaş. İşte bu iki mucize senin Firavun ve kavmine peygamber olarak gönderilmenin delili olan alametlerdendir, onlar müşrik ve kâfir oldukları için de zalim bir kavimdir.” dedi.
Kasas 33–35
3 ayetقَالَ رَبِّ اِنّ۪ي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ ٣٣ وَاَخ۪ي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّ۪ي لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُن۪يۘ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ ٣٤ قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخ۪يكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَاۚ اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
33Ḳâle rabbi innî ḳateltü minhüm nefsen feeḫâfü ey yaḳtülûn.
34Veeḫî hârûnü hüve efṣaḥu minnî lisânen feersilhü meʿiye ridʾey yüṣaddiḳunî. innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.
35Ḳâle seneşüddü ʿaḍudeke bieḫîke venecʿalü lekümâ sülṭânen felâ yeṣilûne ileykümâ biâyâtinâ. entümâ vemeni-ttebeʿaküme-lgâlibûn.
Ayet 33–35
Musa, “Ey Rabbim! Ben onlardan birini öldürdüm, bu yüzden onların da beni öldürmelerinden korkarım, kardeşim Harun’un konuşma üslubu daha düzgün, daha akıcı, onu da bana destek, yardımcı ve beni doğrulayıcı olarak görevlendir, çünkü onların bana inanmayacaklarından da korkarım.” dedi.
Allah da şöyle buyurdu: “Senin gücünü kardeşin Harun ile destekleyeceğiz ve ikinizi de öylesine etkili ve güçlü kılacağız ki size asla zarar veremeyecekler, âyetlerimiz sayesinde siz ve sizi izleyenler galip geleceksiniz.”
Kasas 36
1 ayetفَلَمَّا جَٓاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Felemmâ câehüm mûsâ biâyâtinâ beyyinâtin ḳâlû mâ hâẕâ illâ siḥrum müfterav vemâ semiʿnâ bihâẕâ fî âbâine-lʾevvelîn.
Ayet 36
Musa, Firavun ve adamlarının karşısına çıkıp, onları yaratılışlarının sebebi olan, sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayat nizamına apaçık âyetlerle ve kendisine verilen peygamberliğinin delili mucizelerle davet edince, Firavun ve nizamının yöneticileri hemen, “Bu söyledikleri önceden planlanmış, bizim gibi ölümlü bir beşer tarafından uydurulmuş, büyücü sözlerinden ve sihirbazın yaptıklarından başka bir şey değil, biz atalarımızdan da Musa’nın söylediklerini doğrulayacak ona benzer şeyler işitmedik.” dediler.
İlgili ayetler
36Şuarâ 34
Kasas 37
1 ayetوَقَالَ مُوسٰى رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى مِنْ عِنْدِه۪ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
37Veḳâle mûsâ rabbî aʿlemü bimen câe bilhüdâ min ʿindihî vemen tekûnü lehû ʿâḳibetü-ddâr. innehû lâ yüfliḥu-żżâlimûn.
Ayet 37
Bunun üzerine Musa da onlara, “Ben Rabbimin katından doğru yolu bildirmek ve o yola rehberlik etmek için gönderilmiş bir elçiyim. Kâinatta olan her şeyin sahibi Allah’tır ve sonunda kime neyin kalacağını da yalnız O bilir. Gerçek Rab ve ilah yalnızca Allah’tır, zalimler Allah’ın azabından asla kurtulamazlar.” dedi.
İlgili ayetler
37Yunus 90
Kasas 38
1 ayetوَقَالَ فِرْعَوْنُ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَاُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْر۪يۚ فَاَوْقِدْ ل۪ي يَا هَامَانُ عَلَى الطّ۪ينِ فَاجْعَلْ ل۪ي صَرْحًا لَعَلّ۪ٓي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰىۙ وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٣٨
Mushaf
Okunuş
38Veḳâle firʿavnü yâ eyyühe-lmeleü mâ ʿalimtü leküm min ilâhin gayrî. feevḳid lî yâ hâmânü ʿale-ṭṭîni fecʿal lî ṣarḥal leʿallî eṭṭaliʿu ilâ ilâhi mûsâ veinnî leeżunnühû mine-lkâẕibîn.
Ayet 38
Firavun, Musa’nın söylediklerine karşı kendi adamlarına dönerek, “Efendiler! Ben sizler için kendimden başka ilah tanımıyorum, o itibarla hayat nizamınızı ancak ben belirlerim, yasalarınızı ben yaparım.” dedi. Sonra da, “Ey Haman! Sen şu tuğlalardan yaptığın ocağı harekete geçir, çamurunu pişirip bana tuğlalardan öyle yüksek bir kule yap ki Musa’nın ilahına çıkıp, onunla görüşeyim, gerçi ben Musa’nın söylediklerine inanacak biri de değilim.” dedi.
İlgili ayetler
Kasas 39–40
2 ayetوَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ ٣٩ فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ ٤٠
Mushaf
Okunuş
39Vestekbera hüve vecünûdühû fi-lʾarḍi bigayri-lḥaḳḳi veżannû ennehüm ileynâ lâ yürceʿûn.
40Feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemm. fenżur keyfe kâne ʿâḳibetu-żżâlimîn.
Ayet 39–40
Firavun ve askerleri böyle alaycı tavırlarla böbürlenip, büyüklendiler ve sandılar ki sonunda Bizim huzurumuza hiç çıkmayacaklar. İşte bu yüzden Biz de Firavun ve askerlerini kıskıvrak yakalayıp, denizde helak ettik. İlahlık taslayan zalimlerin sonuna bir bakın bakalım.
Kasas 41–42
2 ayetوَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لَا يُنْصَرُونَ ٤١ وَاَتْبَعْنَاهُمْ ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةًۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟ ٤٢
Mushaf
Okunuş
41Veceʿalnâhüm eimmetey yedʿûne ile-nnâr. veyevme-lḳiyâmeti lâ yünṣarûn.
42Veetbaʿnâhüm fî hâẕihi-ddünyâ laʿneten. veyevme-lḳiyâmeti hüm mine-lmaḳbûḥîn.
Ayet 41–42
Firavun ve benzerleri insanları ateşe çağıran rehberler oldular. Kıyamet Günü onlara asla yardım edilmez, dünya hayatında da onları arkalarından lanetle anılan kimseler yaptık, Kıyamet Günü’nde ise aşağılık, iğrenç ve küçük düşürülmüşler olacaklar.
Kasas 43
1 ayetوَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُو۫لٰى بَصَٓائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
43Veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe mim baʿdi mâ ehlekne-lḳurûne-lʾûlâ beṣâira linnâsi vehüdev veraḥmetel leʿallehüm yeteẕekkerûn.
Ayet 43
Gerçek şu ki, Biz daha önceki müşrik ve kâfirlikte direnen nesilleri, bu tutumları sebebi ile azaba uğratıp helak ettikten sonra da, Musa’ya insanlar için doğru yol rehberi ve hidayet kitabı olmak üzere rahmet kaynağını verdik ki, akıllarını kullanıp sorumluluklarını yerine getirsinler.
Kasas 44–47
4 ayetوَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِيِّ اِذْ قَضَيْنَٓا اِلٰى مُوسَى الْاَمْرَ وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِد۪ينَۙ ٤٤ وَلٰكِنَّٓا اَنْشَاْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُۚ وَمَا كُنْتَ ثَاوِيًا ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۙ وَلٰكِنَّا كُنَّا مُرْسِل۪ينَ ٤٥ وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الطُّورِ اِذْ نَادَيْنَا وَلٰكِنْ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٤٦ وَلَوْلَٓا اَنْ تُص۪يبَهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
44Vemâ künte bicânibi-lgarbiyyi iẕ ḳaḍaynâ ilâ mûse-lʾemra vemâ künte mine-şşâhidîn.
45Velâkinnâ enşeʾnâ ḳurûnen feteṭâvele ʿaleyhimü-lʿumür. vemâ künte ŝâviyen fî ehli medyene tetlû ʿaleyhim âyâtinâ velâkinnâ künnâ mürsilîn.
46Vemâ künte bicânibi-ṭṭûri iẕ nâdeynâ velâkir raḥmetem mir rabbike litünẕira ḳavmem mâ etâhüm min neẕîrim min ḳablike leʿallehüm yeteẕekkerûn.
47Velevlâ en tüṣîbehüm müṣîbetüm bimâ ḳaddemet eydîhim feyeḳûlû rabbenâ levlâ erselte ileynâ rasûlen fenettebiʿa âyâtike venekûne mine-lmüʾminîn.
Ayet 44–47
Ey Muhammed! Biz bunları Musa’ya bildirirken sen o vadinin yakınında değildin ve o kavmin yaşadıklarından da habersizdin. Biz onlarla senin aranda nice nesiller yarattık ve sen Medyen halkı arasında yaşarken de bunları onlardan duyup öğrenmiş biri de değilsin. Seni peygamber olarak seçip bunları âyetlerimizle bildiren Biziz.
Sen, kendilerine uzunca bir süre peygamber gelmemiş bir kavmi, hakikate davet edip uyarasın diye Rabbinden bir rahmet olarak gönderilen peygambersin. Olur ki, Allah adına yaptığın daveti düşünüp de doğru olana uyarlar.
Ayrıca bu şirk ve küfür bataklığında yaşayanlar, elleriyle işledikleri günahlar sebebiyle başlarına bir musibet geldiğinde, “Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin, biz de âyetlerinle bildirdiğin mesajlarına uyardık. Başımıza da bu musibetler gelmezdi ve mü’minlerden olurduk” diyerek mazeret beyan etmesinler diye, seni de kavmine peygamber olarak gönderdik.
Kasas 48
1 ayetفَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلَٓا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰىۜ اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُۚ قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا۠ وَقَالُٓوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ ٤٨
Mushaf
Okunuş
48Felemmâ câehümü-lḥaḳḳu min ʿindinâ ḳâlû levlâ ûtiye miŝle mâ ûtiye mûsâ. evelem yekfürû bimâ ûtiye mûsâ min ḳabl. ḳâlû siḥrâni teżâherâ. veḳâlû innâ biküllin kâfirûn.
Ayet 48
Kendilerini ilâhî nizam ve ahlaka davet eden peygamber geldiğinde bu defa da, “Musa’ya verilen mucizelerin benzeri Muhammed’e de verilseydi ya.” dediler. Peki, ama müşrikler daha önce Musa’ya verilen mucizeleri görmelerine rağmen, inkârlarında direnip Musa ve Harun için “Bunlar göz boyayıcı sihirbazlar” deyip de davete sırtlarını dönmediler mi? Ayrıca bunların birçoğu da “Biz Musa’ya verilen kitabı da sana verileni de reddediyoruz.” diyorlar.
İlgili ayetler
48İsrâ 59
Kasas 49
1 ayetقُلْ فَاْتُوا بِكِتَابٍ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ هُوَ اَهْدٰى مِنْهُمَٓا اَتَّبِعْهُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Ḳul feʾtû bikitâbim min ʿindi-llâhi hüve ehdâ minhümâ ettebiʿhü in küntüm ṣâdiḳîn.
Ayet 49
Ey Peygamber! Onlara de ki: “Allah katından gönderilmiş olan bu kitapla davet edildiğiniz hayat nizamından daha doğru yol gösteren bir kitap varsa getirin, ben de ona uyayım.”
İlgili ayetler
Kasas 50
1 ayetفَاِنْ لَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكَ فَاعْلَمْ اَنَّمَا يَتَّبِعُونَ اَهْوَٓاءَهُمْۜ وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوٰيهُ بِغَيْرِ هُدًى مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ٥٠
Mushaf
Okunuş
50Feil lem yestecîbû leke faʿlem ennemâ yettebiʿûne ehvâehüm. vemen eḍallü mimmeni-ttebeʿa hevâhü bigayri hüdem mine-llâh. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
Ayet 50
Senin bu çağrına karşılık veremiyorlarsa ki, daha doğrusunu ortaya koyup veremeyeceklerdir, şunu iyi bil ki, onlar kendi bencil, keyfî ve boş heveslerinin peşindeler.
Allah’ın kitap ve peygamberlerle rehberlik ettiği doğru yolu bırakıp da kendi bencil heveslerine uyanlardan daha sapık kim olabilir? Allah böylesi inatçı müşrik, kâfir ve zalim toplumu zorla doğru yoluna iletmez.
İlgili ayetler
Kasas 51–53
3 ayetوَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَۜ۟ ٥١ اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِه۪ هُمْ بِه۪ يُؤْمِنُونَ ٥٢ وَاِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِه۪ٓ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلِه۪ مُسْلِم۪ينَ ٥٣
Mushaf
Okunuş
51Veleḳad veṣṣalnâ lehümü-lḳavle leʿallehüm yeteẕekkerûn.
52Elleẕîne âteynâhümü-lkitâbe min ḳablihî hüm bihî yüʾminûn.
53Veiẕâ yütlâ ʿaleyhim ḳâlû âmennâ bihî innehü-lḥaḳḳu mir rabbinâ innâ künnâ min ḳablihî müslimîn.
Ayet 51–53
Biz, iyice anlaşılsın, düşünülüp öğüt alınsın ve bilinçlenilsin diye, âyetlerimizi bölüm bölüm birbiri ardınca indiriyoruz.
Kendilerine daha önce kitap verdiklerimizden bazıları, ellerindeki kitapların içlerinde kalan doğruları tasdik eden bu Kur’an’a da inanırlar ve Kur’an onlara okunduğu zaman onlar da: “Biz bu kitapla yapılan davete hemen uyarız, çünkü bu bize Rabbimizden gelen bir mesajdır. Zaten biz, Kur’an bize ulaşmadan önce de Rabbimize boyun eğmek isteyen kimselerdik.” derler.
Kasas 54–55
2 ayetاُو۬لٰٓئِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ٥٤ وَاِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ اَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۘ سَلَامٌ عَلَيْكُمْۘ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِل۪ينَ ٥٥
Mushaf
Okunuş
54Ülâike yüʾtevne ecrahüm merrateyni bimâ ṣaberû veyedraûne bilḥaseneti-sseyyiete vemimmâ razaḳnâhüm yünfiḳûn.
55Veiẕâ semiʿü-llagve aʿraḍû ʿanhü veḳâlû lenâ aʿmâlünâ veleküm aʿmâlüküm. selâmün ʿaleyküm. lâ nebtegi-lcâhilîn.
Ayet 54–55
İşte böylelerinin Allah’ın davetine yürekten yönelip sabretmeleri, kötülüğü iyilikle defetme çabaları ve kendilerine verdiklerimizden bu yolda harcamaları sebebiyle ödülleri kat kat artırılacak.
Bu kimseler gereksiz ve boş sözlerden yüz çevirirler, bunlarla uğraşanlarla karşılaştıklarında onlara: “Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize, sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da sizedir, bizimle uğraşmayın, bizden uzak durun, biz kendini bilmez, nankör ve cahillerle bir arada bulunmak istemeyiz.” derler.
Kasas 56
1 ayetاِنَّكَ لَا تَهْد۪ي مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۚ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ٥٦
Mushaf
Okunuş
56İnneke lâ tehdî men aḥbebte velâkinne-llâhe yehdî mey yeşâʾ. vehüve aʿlemü bilmühtedîn.
Ayet 56
Şüphesiz sen, sevdiklerini yaratılış sebepleri olan doğru yola yöneltemezsin. Ancak Allah, buna talip olup layık olanı doğru yola yöneltir çünkü yalnızca O bilir kimin gönülden bunu istediğini ve buna layık olduğunu.
İlgili ayetler
56Yunus 99
Kasas 57
1 ayetوَقَالُٓوا اِنْ نَتَّبِعِ الْهُدٰى مَعَكَ نُتَخَطَّفْ مِنْ اَرْضِنَاۜ اَوَلَمْ نُمَكِّنْ لَهُمْ حَرَمًا اٰمِنًا يُجْبٰٓى اِلَيْهِ ثَمَرَاتُ كُلِّ شَيْءٍ رِزْقًا مِنْ لَدُنَّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٥٧
Mushaf
Okunuş
57Veḳâlû in nettebiʿi-lhüdâ meʿake nüteḫattef min arḍinâ. evelem nümekkil lehüm ḥaramen âminey yücbâ ileyhi ŝemerâtü külli şeyʾir rizḳam mil ledünnâ velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
Ayet 57
Bir kısım müşrikler, Peygamber’e “Şayet biz senin davetini kabul edersek, atalarımızın nizamını yıkmaya çalışmakla suçlanıp yerimizden yurdumuzdan sökülüp atılır, mevcut nizamlarını korumak adına zulme uğratılırız.” diyorlar.
Oysa Biz onların çıplak kayalardan oluşan o şehirlerini her türlü ürünün toplanıp rızık olarak getirildiği ve Kâbe’den dolayı da güvenilir bir yer kılmadık mı, daha fazlasını yapacağımızı hiç düşünmüyorlar mı?
İlgili ayetler
Kasas 58
1 ayetوَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَع۪يشَتَهَاۚ فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَنْ مِنْ بَعْدِهِمْ اِلَّا قَل۪يلًاۜ وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِث۪ينَ ٥٨
Mushaf
Okunuş
58Vekem ehleknâ min ḳaryetim beṭirat meʿîşetehâ. fetilke mesâkinühüm lem tüskem mim baʿdihim illâ ḳalîlâ. vekünnâ naḥnü-lvâriŝîn.
Ayet 58
Biz geçmişte refahtan, lüksten şımarıp azgınlaşan, nice kavimleri azabımızla helak ettik. Bakın, işte onların boş kalan yurtları ve evleri, onlardan sonra da içlerinden kurtardığımız mü’minler dışında, oralarda yerleşen olmadı. Zaten her yerin ve her şeyin gerçek sahibi Allah’tır.
İlgili ayetler
Kasas 59
1 ayetوَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى حَتّٰى يَبْعَثَ ف۪ٓي اُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۚ وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرٰٓى اِلَّا وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ ٥٩
Mushaf
Okunuş
59Vemâ kâne rabbüke mühlike-lḳurâ ḥattâ yebʿaŝe fî ümmihâ rasûley yetlû ʿaleyhim âyâtinâ. vemâ künnâ mühliki-lḳurâ illâ veehlühâ żâlimûn.
Ayet 59
Senin Rabbin, bir toplumun ana merkezine âyetlerimizi tebliğ eden bir elçi göndermedikçe o toplumu helak etmez. Biz ancak şirk ve küfür nizamlarını inatla devam ettirmek isteyen toplumları azabımızla helak ederiz.
Kasas 60
1 ayetوَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَز۪ينَتُهَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰىۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ٦٠
Mushaf
Okunuş
60Vemâ ûtîtüm min şeyʾin femetâʿu-lḥayâti-ddünyâ vezînetühâ. vemâ ʿinde-llâhi ḫayruv veebḳâ. efelâ taʿḳilûn.
Ayet 60
Ey insanlar! Dünya hayatında size verilen her şey kısa vadeli ve geçicidir. Allah’ın layık gördüklerine âhirette verecekleri ise, daha hayırlı, daha güzel ve kalıcıdır. Bu gerçeği hiç düşünmez misiniz?
İlgili ayetler
60Yunus 7
Kasas 61–62
2 ayetاَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لَاق۪يهِ كَمَنْ مَتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ٦١ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٦٢
Mushaf
Okunuş
61Efemev veʿadnâhü vaʿden ḥasenen fehüve lâḳîhi kemem mettaʿnâhü metâʿa-lḥayâti-ddünyâ ŝümme hüve yevme-lḳiyâmeti mine-lmuḥḍarîn.
62Veyevme yünâdîhim feyeḳûlü eyne şürakâiye-lleẕîne küntüm tezʿumûn.
Ayet 61–62
Şimdi kendisine tarifsiz güzellikte cennet vaat ettiğimiz ve zamanı gelince ona kavuşacak olan kimsenin durumu ile kendisine dünya hayatının nimetlerinden kısa bir süre tattırdığımız, sonra da müşrik ve kâfir olarak yaşayıp da cehennem azabını hak edenlerin durumu hiç bir olur mu?
Kıyamet Günü onlara “Allah’tan başka da ilahlar edinip O’na ortak koştuklarınız şimdi nerede?” denilecek.
Kasas 63–67
5 ayetقَالَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَغْوَيْنَاۚ اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَاۚ تَبَرَّاْنَٓا اِلَيْكَۘ مَا كَانُٓوا اِيَّانَا يَعْبُدُونَ ٦٣ وَق۪يلَ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَۚ لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ ٦٤ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ فَيَقُولُ مَاذَٓا اَجَبْتُمُ الْمُرْسَل۪ينَ ٦٥ فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْبَٓاءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَٓاءَلُونَ ٦٦ فَاَمَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَعَسٰٓى اَنْ يَكُونَ مِنَ الْمُفْلِح۪ينَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
63Ḳâle-lleẕîne ḥaḳḳa ʿaleyhimü-lḳavlü rabbenâ hâülâi-lleẕîne agveynâ. agveynâhüm kemâ gaveynâ. teberraʾnâ ileyk. mâ kânû iyyânâ yaʿbüdûn.
64Veḳîle-dʿû şürakâeküm fedeʿavhüm felem yestecîbû lehüm veraevü-lʿaẕâb. lev ennehüm kânû yehtedûn.
65Veyevme yünâdîhim feyeḳûlü mâẕâ ecebtümü-lmürselîn.
66Feʿamiyet ʿaleyhimü-lʾembâü yevmeiẕin fehüm lâ yetesâelûn.
67Feemmâ men tâbe veâmene veʿamile ṣâliḥan feʿasâ ey yekûne mine-lmüfliḥîn.
Ayet 63–67
O Gün haklarında azap hükmü gerçekleşmiş olanların önderleri diyecekler ki: “Rabbimiz, bizler uyarılıp davet edilmemize rağmen öğüt almayıp, nankörlük ederek azgınlaştığımız gibi doğru yoldan sapmaya yatkın kimselerin de Senin davetinden uzaklaşmalarına sebep olduk, şimdi onlarla ilişiğimiz kesilmiş olarak Sana sığınıyoruz.”
Sonra da onların hepsine birden denilecek ki: “Haydi çağırın bakalım Allah’tan başka ilah edinip de peşinden gittiklerinizi.” Onlar da dünya hayatlarında ilah edinmiş olduklarını yardıma çağıracaklar fakat çağırdıklarından hiç cevap alamayacaklar. Bunun üzerine hak ettikleri azap ile karşılaşacaklar. Vaktiyle âhirete iman edip Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirip de bu azapla karşılaşmasalar olmaz mıydı?
O Gün onlara, dünya hayatlarında kendilerine elçilerle gönderilen mesajlara karşı tutumları sorulacak. İşte o an ileri sürecekleri hiçbir mazeret bulamayacaklar. Zaten artık o mesajlara uyma fırsatları da çoktan kaçmış olacaktır.
Ancak onların içlerinden dünya hayatlarında iken şirk ve küfürlerinden tevbe ederek, Allah’ın davetine dönmüş ve böylece salih ameller işlemiş olanlar kurtuluşa erebilirler.
Kasas 68
1 ayetوَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ وَيَخْتَارُۜ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٦٨
Mushaf
Okunuş
68Verabbüke yaḫlüḳu mâ yeşâü veyaḫtâr. mâ kâne lehümü-lḫiyerah. sübḥâne-llâhi veteʿâlâ ʿammâ yüşrikûn.
Ayet 68
Gerçek şu ki, Allah dilediğini yaratır ve dilediğini de elçisi olarak seçer, O’ndan başkasının böyle bir hakkı yoktur. Allah asla kendisine ortak koşulmasını istemez çünkü O sınırsız ilim ve kudret sahibi, tek yüce olandır.
İlgili ayetler
68Şûrâ 13
Kasas 69–70
2 ayetوَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ ٦٩ وَهُوَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْاُو۫لٰى وَالْاٰخِرَةِۘ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٧٠
Mushaf
Okunuş
69Verabbüke yaʿlemü mâ tükinnü ṣudûruhüm vemâ yüʿlinûn.
70Vehüve-llâhü lâ ilâhe illâ hû. lehü-lḥamdü fi-lʾûlâ velʾâḫirah. velehü-lḥukmü veileyhi türceʿûn.
Ayet 69–70
Senin Rabbin olan Allah, herkesin içlerinde sakladıklarını da, açığa vurduklarını da bilir, çünkü onları yaratan O’dur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur, kulları üzerinde hüküm koyma ve hükmetme yetkisi yalnızca O’na aittir, övülmeye ve şükredilmeye layık olan da yalnızca Allah’tır. Sonunda hepiniz O’na döndürüleceksiniz.
Kasas 71
1 ayetقُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ الَّيْلَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْت۪يكُمْ بِضِيَٓاءٍۜ اَفَلَا تَسْمَعُونَ ٧١
Mushaf
Okunuş
71Ḳul eraʾeytüm in ceʿale-llâhü ʿaleykümü-lleyle sermeden ilâ yevmi-lḳiyâmeti men ilâhün gayru-llâhi yeʾtîküm biḍiyâʾ. efelâ tesmeʿûn.
Ayet 71
De ki: “Hiç düşündünüz mü, Allah geceyi Kıyamet Günü’ne kadar üzerinizde uzatacak olsa, O’ndan başka size ışığı getirebilecek olan başka bir ilah var mı? Gerçek bu kadar açık ve ortada iken O’nun adına yapılan davete hâlâ kulak vermeyecek misiniz?”
İlgili ayetler
Kasas 72
1 ayetقُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ٧٢
Mushaf
Okunuş
72Ḳul eraʾeytüm in ceʿale-llâhü ʿaleykümü-nnehâra sermeden ilâ yevmi-lḳiyâmeti men ilâhün gayru-llâhi yeʾtîküm bileylin teskünûne fîh. efelâ tübṣirûn.
Ayet 72
Yine onlara de ki: “Bir de şunu düşünün, Allah gündüzü Kıyamet Günü’ne kadar üzerinize uzatsa, Allah’tan başka size içinde dinlenebileceğiniz geceyi geri getirecek başka bir ilah var mı, hâlâ bu mükemmel nizamı sizin için kuran Allah’ın davetine uymayacak mısınız?”
İlgili ayetler
Kasas 73
1 ayetوَمِنْ رَحْمَتِه۪ جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٧٣
Mushaf
Okunuş
73Vemir raḥmetihî ceʿale lekümü-lleyle vennehâra liteskünû fîhi velitebtegû min faḍlihî veleʿalleküm teşkürûn.
Ayet 73
Allah, size olan merhamet ve şefkatinden geceyi ve gündüzü var etti ki, geceleri dinlenesiniz, gündüz de O’nun lütfettiği nimetlerden yararlanasınız. Sizden istenen ise dünya hayatını Rabbinizin daveti olan nizam ile yaşamanızdır.
İlgili ayetler
73Ahkaf 3
Kasas 74–75
2 ayetوَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٧٤ وَنَزَعْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا فَقُلْنَا هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ فَعَلِمُٓوا اَنَّ الْحَقَّ لِلّٰهِ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ٧٥
Mushaf
Okunuş
74Veyevme yünâdîhim feyeḳûlü eyne şürakâiye-lleẕîne küntüm tezʿumûn.
75Venezaʿnâ min külli ümmetin şehîden feḳulnâ hâtû bürhâneküm feʿalimû enne-lḥaḳḳa lillâhi veḍalle ʿanhüm mâ kânû yefterûn.
Ayet 74–75
Kıyamet Günü, Allah bunca nimetlerle donattığı insanlar içinden müşrik olmayı seçenlere soracak: “Söyleyin bakalım sizin için bunca nimeti yaratan Allah iken, O’nun davetini reddedip peşine düştüğünüz ilahlarınız şimdi nerede?” Biz O Gün her ümmetin gönderdiğimiz peygamberlerini şahit olarak karşılarına çıkaracağız ve onlara, “Peygamberlerin, sizi yaratılış sebebiniz olan nizam ile yaşamaya davet etmelerine rağmen kabul etmeyişinizin delillerini getirin bakalım.” diyeceğiz. O Gün onlar da gerçek Rab ve ilahın Allah olduğunu ve O’ndan başkasının yok olup gitmeye mahkûm olduğunu anlayacaklar.
Kasas 76–78
3 ayetاِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسٰى فَبَغٰى عَلَيْهِمْۖ وَاٰتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَٓا اِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُٓواُ بِالْعُصْبَةِ اُ۬ولِي الْقُوَّةِۗ اِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِح۪ينَ ٧٦ وَابْتَغِ ف۪يمَٓا اٰتٰيكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَص۪يبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَٓا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ ٧٧ قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْد۪يۜ اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه۪ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًاۜ وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ ٧٨
Mushaf
Okunuş
76İnne ḳârûne kâne min ḳavmi mûsâ febegâ ʿaleyhim. veâteynâhü mine-lkünûzi mâ inne mefâtiḥahû letenûü bilʿuṣbeti üli-lḳuvveh. iẕ ḳâle lehû ḳavmühû lâ tefraḥ inne-llâhe lâ yüḥibbü-lferiḥîn.
77Vebtegi fîmâ âtâke-llâhü-ddâra-lʾâḫirate velâ tense neṣîbeke mine-ddünyâ veaḥsin kemâ aḥsene-llâhü ileyke velâ tebgi-lfesâde fi-lʾarḍ. inne-llâhe lâ yüḥibbü-lmüfsidîn.
78Ḳâle innemâ ûtîtühû ʿalâ ʿilmin ʿindî. evelem yaʿlem enne-llâhe ḳad ehleke min ḳablihî mine-lḳurûni men hüve eşeddü minhü ḳuvvetev veekŝeru cemʿâ. velâ yüsʾelü ʿan ẕünûbihimü-lmücrimûn.
Ayet 76–78
Unutmayın ki Karun da Musa’nın kavminden birisiydi ve onun halkın sırtından kazandığı hazinesinin anahtarlarını ancak güçlü kuvvetli bir grup insan taşıyabiliyordu. O da bu servetinin gücü ile şımarıp böbürleniyordu.
Soydaşları da Karun’a Allah’ın bir imtihan aracı olarak nasip ettiği gücü ve serveti, dünyada O’nun bildirdiği gibi kullanması, âhireti de unutmaması gerektiğini, Allah’ın şımarık, nankör ve bozguncuları sevmediğini bildirince Karun bunu söyleyenlere dönüp, “Herkes iyi bilsin ki, ben bu servete kendi bilgim ve becerilerim sayesinde ulaştım.” dedi.
Oysa Allah ondan önce de onun gibi düşünüp yaşayan ve ondan çok daha güçlü nice kimseleri bu azgınlık, kibir ve Allah’a başkaldırmaları sebebi ile azaba uğratıp helak etmiştir.
Suçu sabitleşmiş, şirki ve küfrü de tabiatı haline getirmiş kimselere azap sırasında yaptıkları ile ilgili sual bile sorulmaz.
Kasas 79–80
2 ayetفَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ ف۪ي ز۪ينَتِه۪ۜ قَالَ الَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ قَارُونُۙ اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ ٧٩ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللّٰهِ خَيْرٌ لِمَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًاۚ وَلَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الصَّابِرُونَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
79Feḫarace ʿalâ ḳavmihî fî zînetih. ḳâle-lleẕîne yürîdûne-lḥayâte-ddünyâ yâ leyte lenâ miŝle mâ ûtiye ḳârûnü innehû leẕû ḥażżin ʿażîm.
80Veḳâle-lleẕîne ûtü-lʿilme veyleküm ŝevâbü-llâhi ḫayrul limen âmene veʿamile ṣâliḥâ. velâ yüleḳḳâhâ ille-ṣṣâbirûn.
Ayet 79–80
Karun, kavminin karşısına gösterişli, süslü ve böbürlenerek çıktığında, dünya hayatından başka bir hayatı hesaba katmayan ve zengin olmanın getirdiği gösteriş ve gücün peşinde olanlar derlerdi ki: “Ne olurdu sanki biz de Karun gibi zengin olabilseydik, o gerçekten çok şanslı bir insan.”
Yaratılışlarının sebebini kavramış ve ona uygun yaşamaları gerektiğine iman edip, onun için gayret edenler ise Karun’a imrenenlere şöyle derlerdi: “Yazıklar olsun sizlere, Allah’ın razı olacağı amellerde bulunup da, O’nun nasip edeceği mükâfatlarına kavuşmak daha hayırlı değil midir?” Buna ancak sabırla, zorluklara göğüs gererek Allah yolunda gayret edenler kavuşabilirler.
Kasas 81
1 ayetفَخَسَفْنَا بِه۪ وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۗ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِر۪ينَ ٨١
Mushaf
Okunuş
81Feḫasefnâ bihî vebidârihi-lʾarḍa femâ kâne lehû min fietiy yenṣurûnehû min dûni-llâh. vemâ kâne mine-lmünteṣirîn.
Ayet 81
Sonunda Biz de o azgın, kibirli ve zalim Karun’u, hazineleri ile birlikte yerin dibine geçirdik. Allah’a karşı hiç kimse de ona yardım edemedi ve edemezdi de.
Kasas 82
1 ayetوَاَصْبَحَ الَّذ۪ينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْاَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَاَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُۚ لَوْلَٓا اَنْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَاۜ وَيْكَاَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ۟ ٨٢
Mushaf
Okunuş
82Veaṣbeḥa-lleẕîne temennev mekânehû bilʾemsi yeḳûlûne veykeenne-llâhe yebsüṭu-rrizḳa limey yeşâü min ʿibâdihî veyaḳdir. levlâ em menne-llâhü ʿaleynâ leḫasefe binâ. veykeennehû lâ yüfliḥu-lkâfirûn.
Ayet 82
Bunu görüp şahit olan ve daha dün ona imrenip, onun yerinde olmak için can atanlar bu defa şöyle demeye başladılar: “Demek ki Allah imtihan etmek için dilediğine rızkı bol verirken, dilediğine de sınırlı tutuyormuş. Şayet Allah bize merhamet etmeseydi, söylediklerimizden dolayı bizi de yerin dibine geçirirdi, anlaşılan o ki nankörler, kibirlenenler ve zalimler asla iflah olmazlar.”
Kasas 83–84
2 ayetتِلْكَ الدَّارُ الْاٰخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذ۪ينَ لَا يُر۪يدُونَ عُلُوًّا فِي الْاَرْضِ وَلَا فَسَادًاۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ ٨٣ مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذ۪ينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٨٤
Mushaf
Okunuş
83Tilke-ddâru-lʾâḫiratü necʿalühâ lilleẕîne lâ yürîdûne ʿulüvven fi-lʾarḍi velâ fesâdâ. velʿâḳibetü lilmütteḳîn.
84Men câe bilḥaseneti felehû ḫayrum minhâ. vemen câe bisseyyieti felâ yücze-lleẕîne ʿamilü-sseyyiâti illâ mâ kânû yaʿmelûn.
Ayet 83–84
Biz sonsuz ve sınırsız nimetlerle donattığımız Âhiret yurdu olan cenneti, yeryüzünde büyüklük taslamayan, fesat çıkarmayan, Allah’ın daveti hayat nizamını yaşamak uğrunda, ellerinden gelen çabayı gösterenler için hazırladık. Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanların varacağı yer, daimi mutluluk yurdu olan cennet olacaktır. Her kim de yaratılış sebebi olan hakikate sırt döner ve nankörlük etmiş olarak Allah’ın huzuruna çıkarsa, yaptıklarının karşılığı azapla cezalandırılacaktır.
Kasas 85
1 ayetاِنَّ الَّذ۪ي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لَرَٓادُّكَ اِلٰى مَعَادٍۜ قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ مَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى وَمَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٨٥
Mushaf
Okunuş
85İnne-lleẕî feraḍa ʿaleyke-lḳurʾâne lerâddüke ilâ meʿâd. ḳur rabbî aʿlemü men câe bilhüdâ vemen hüve fî ḍalâlim mübîn.
Ayet 85
Allah, Kur’an ile farz kılıp davet ettiği hayat nizamına uyanları hak ettikleri yere döndürecek; şerefli, onurlu ve mutlu bir hayata kavuşturacaktır.
De ki: “Kimin bu davete icabet ederek hidayet ve rahmeti tercih ettiğini, kimin de sapıklığı, zulmü ve nankörlüğü hayat tarzı olarak seçtiğini Rabbim elbette ki bilmektedir.”
İlgili ayetler
85Neml 92
Kasas 86
1 ayetوَمَا كُنْتَ تَرْجُٓوا اَنْ يُلْقٰٓى اِلَيْكَ الْكِتَابُ اِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ ظَه۪يرًا لِلْكَافِر۪ينَۘ ٨٦
Mushaf
Okunuş
86Vemâ künte tercû ey yülḳâ ileyke-lkitâbü illâ raḥmetem mir rabbike felâ tekûnenne żahîral lilkâfirîn.
Ayet 86
Sen bu kitabın sana indirildiğini ummuyordun. Rabbiniz rahmet, merhamet ve şefkati ile sizi bununla doğruya ulaştırdı. O halde sakın müşrik ve kâfirlere her ne sebepten olursa olsun arka çıkmayın.
İlgili ayetler
86Şûrâ 52
Kasas 87–88
2 ayetوَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ بَعْدَ اِذْ اُنْزِلَتْ اِلَيْكَ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۚ ٨٧ وَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۢ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ۠ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُۜ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٨٨
Mushaf
Okunuş
87Velâ yeṣuddünneke ʿan âyâti-llâhi baʿde iẕ ünzilet ileyke vedʿu ilâ rabbike velâ tekûnenne mine-lmüşrikîn.
88Velâ tedʿu meʿa-llâhi ilâhen âḫar. lâ ilâhe illâ hû. küllü şeyʾin hâlikün illâ vecheh. lehü-lḥukmü veileyhi türceʿûn.
Ayet 87–88
Allah’ın âyetleri size indirilmişken, sakın gerçeği inkâr edenler, sizi bunlara uymaktan alıkoymasın. Aksi takdirde şirk size de bulaşır. Her şey günü gelince yok olacak ve hepiniz hesap vermek üzere Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. Allah’tan başka gerçek ilah yoktur ve yarattıkları üzerinde hüküm koyma yetkisi Allah’a aittir.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Neml, sonra İsrâ indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla