Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Sure, adını 10. ayette geçen “Duhan” kelimesinden almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanıyla ilgili herhangi bir rivayet olmamasına rağmen muhtevasından surenin, Zuhruf ve ondan önceki birkaç surenin nazil olduğu dönemlerde, ancak onlardan sonra indiği anlaşılmaktadır. Tarihsel arka planı şudur: Mekke’de kafirlerin muhalefeti oldukça şiddetlenmişti ve her geçen gün de artmaktaydı. Bu sıralarda Rasulullah (s.a) şöyle duada bulundu: “Ya Rabbi! Yusuf’a kıtlık göndermek suretiyle nasıl yardım ettiysen, aynı şekilde Arabistan’a da kıtlık göndererek bana yardım et.” Böyle dua etmekle Hz. Peygamber (s.a) kıtlık gelince kafirlerin Allah’ı hatırlayacaklarını ve kalplerinin yumuşayıp nasihata kulak vereceklerini ummuştu. Sonuçta Allah, elçisinin duasını kabul etti ve bölgede şiddetli bir kıtlık hüküm sürmeye başladı. Bunun üzerine Kureyş’in bazı ileri gelenleri (İbn Mesud’un rivayetine göre Ebu Süfyan), Hz. Peygamber’e (s.a) gelip, “Kavmine merhamet et ve Allah’a bizim için yalvar” diye rica ettiler. İşte bu sure tam o dönemlerde nazil olmuştur.
Konu: Sure, Mekke’deki kafirlere bir uyarı ve açıklama niteliğinde birkaç hususla başlamaktadır:
1) “Sizlerin, bu kitabı Muhammed uydurdu” şeklindeki düşünceleriniz yanlıştır. Kur’an’ın bizzat kendisi, “Bu kitabın beşer sözü olmadığına, bizzat Allah gibi yüce bir zat tarafından nazil olduğuna şehadet etmektedir.”
2) “Sizler bu Kitab’ın değerini takdir edemiyor ve onun kendiniz için bir musibet olduğunu zannediyorsunuz. Oysa, Allah’ın elçisini göndererek, O’na yüce bir Kitab indirmesinin sizler için çok mübarek bir hadise olduğu apaçık bir gerçektir.”
3) “Şayet sizler, bu yüce peygamberi ve mübarek Kitab’ı yenilgiye uğratacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Elçimizi ve mübarek Kitab’ı göndermeye karar verdiğimiz o an, mübarek bir andır. Dolayısıyla Allah’ın kararı kesindir ve hiç kimsenin O’nun kararını değiştirmeye gücü yetmez. Ayrıca O’nun kararlarında bir eksiklik veya yanlışlık ihtimali sözkonusu bile değildir. O, kainatın efendisidir. Herşeyi duyan, bilen ve hikmet sahibidir. Binaenaleyh, O’na karşı çıkmak kolay bir iş değildir.”
4) “Sizlerin de bildiği ve kabul ettiği gibi, yerin, göğün ve kainatın içindeki herşeyin mülkü Allah’ın elindedir. Can veren ve alan O’dur. Fakat sizler tüm bu gerçekleri bilmenize rağmen, Allah’tan başka tanrılara kullukta ısrar ediyorsunuz. Ancak, atalarınızın da o tanrılara tapmış olmasından başka elinizde bir delil bulunmamaktadır. Oysa, şuurlu bir şekilde Allah’ın herşeyi yarattığına ve canı verenin de alanın da O olduğuna inanan bir kimse, Allah’tan başka ma’bud olmayacağını kabul eder. Atalarınız dalâlet içinde yaşadı diye sizlerin de onları taklit ederek dalâlet içinde yaşamanız gerekmez. Sizleri yaratan Allah, onları da yarattı. Onlar da bir tek ilaha kulluk etmeliydi, sizler de bir tek ilaha kulluk etmelisiniz.”
5)”Allah’ın “Rab” ve “Rahim” olmasının anlamı, O’nun sadece sizi rızıklarla beslemesi demek değildir. O, bunların yanısıra, hidayeti vasıtasıyla doğru yolu bulabilmeniz için, sizlere elçisini göndermiş ve bu kitabı indirmiştir.”
Böyle bir girişten sonra Arabistan’daki yaygın kıtlık olayı ele alınmıştır. Yukarıda da açıklandığı gibi, bu kıtlık Rasulullah’ın (s.a) duası sonucunda vuku bulmuştur. Rasulullah, kıtlığın tesiriyle Kureyşlilerin kibirinin azalacağını ve Allah’ın gönderdiği mesaja kulak vereceklerini düşünüyordu. Nitekim birçok Kureyşli, Allah’a “Eğer bizi bu musibetten kurtaracak olursan, sana halis olarak kulluk edeceğiz” diye yalvarmaya başlamışlardı. Bunun üzerine Allah, Peygamberine “Bunların ders alacağını sanma. Onlar sana karşı geldiler. Senin ahlâkından, hayat içerisindeki her davranışından hak peygamber olduğunun anlaşılmasına rağmen, onlar yine de sana inanmadılar. Dolayısıyla bu kıtlıktan bir ders almayacakları da bellidir.” diye nasihat etmiştir.
Diğer yandan kafirlere hitaben de “Sizler yalan söylüyorsunuz. Biz sizin üzerinizden bu musibeti defetsek bile, sizler yine bundan ders almazsınız. Aslında sizler daha büyük bir musibet istiyorsunuz.” denilmiştir.
Aynı konu işlenmeye devam edilerek, Firavun ve kavminden bahsedilmiş ve şöyle denmiştir: “Biz, Firavun ve kavmini de tıpkı Kureyş’i ve ileri gelenlerini imtihan ettiğimiz gibi imtihan etmiş ve onlara şerefli bir elçi göndermiştik. Ancak onlar, o elçinin apaçık mucizelerini gördükleri halde, hak peygamberi yalanlamışlar ve inatlarında ısrar ederek onu öldürmeye bile kalkışmışlardı. Oysa onun, Allah’ın bir elçisi olduğunu biliyorlardı. Biz de onları, sonradan geleceklere ibret olacak bir azab ile yakaladık.
Daha sonra Mekkeli müşriklerin inkar ettikleri ahiret konusuna değinilmiştir. Çünkü onlar, “Ölümden sonra diriltilmiş herhangi bir kimse görmedik, şayet doğru söylüyorsan bizim ölmüş atalarımızı bir dirilt bakalım” diyorlardı. Ahiret ile ilgili olmak üzere iki delil öne sürülmüştür:
1) Ahiret akidesini inkar etmek, beraberinde her zaman ahlâkî bir çöküntüyü de getirmiştir.
2) Bu kainata dikkatlice bakıldığında, kainatın bir oyun ve onu yaratanın da eğlence arayan biri olmadığı açıkça görülecektir. Bu, hikmet üzere kurulmuş bir nizamdır, onu yaratan ve sahibi olan Allah hikmet sahibidir. O, anlamsız hiçbir şey yaratmaz. Kafirlerin “Eğer hak peygambersen ve ölümden sonra diriliş mümkün ise, bizim ölmüş atalarımızı dirilterek bu iddianı ispatla” şeklindeki sorularına gelince, bu soruya da şöyle cevap verilmiştir: “Bu, hiçkimsenin keyfine göre yapılmaz. Bunun için belli bir vakit tayin edilmiştir. O vakit geldiğinde tüm insanlar diriltilecek ve Allah’ın huzuruna getirilerek hesaba çekileceklerdir. O vakti bir düşünün. Şayet kurtulmak istiyorsanız, davranışlarınızı ona göre ayarlayın. O gün hiç kimse kendi gücüyle kurtulmayacağı gibi, kimsenin de birbaşkasını kurtarma gücü yoktur.”
Kıyamet gününde kurulacak olan mahkemeden bahsedilerek, suçluların feci akibeti ve salih amel işleyenlerin görecekleri mükafat hakkında açıklamalar yapılmıştır. Ve en sonunda da “Bu Kur’an, sizlerin kendi dilinde ve anlaşılır bir uslupla nazil olmuştur. Fakat sizler yine de anlamamakta diretiyorsanız, o takdirde başınıza gelecek olan akibeti bekleyin. Nitekim peygamberler de beklemektedir. Vakti gelince hep birlikte olacakları görürsünüz.” denilerek sureye son verilmiştir.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaDuhân 1–6
6 ayetحٰمٓۜ ١ وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ ٢ اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِر۪ينَ ٣ ف۪يهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَك۪يمٍۜ ٤ اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَاۜ اِنَّا كُنَّا مُرْسِل۪ينَۚ ٥ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۙ ٦
Mushaf
Okunuş
1Ḥâ-mîm.
2Velkitâbi-lmübîn.
3İnnâ enzelnâhü fî leyletim mübâraketin innâ künnâ münẕirîn.
4Fîhâ yüfraḳu küllü emrin ḥakîm.
5Emram min ʿindinâ. innâ künnâ mürsilîn.
6Raḥmetem mir rabbik. innehû hüve-ssemîʿu-lʿalîm.
Ayet 1–6
Hâ. Mim. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt eden ve gerçekleri apaçık ortaya koyan bu Kur’an’a yemin olsun ki, Biz onu sizin dilinizin kelimelerini oluşturan harflerle katımızdan bir emirle indirmekteyiz. Kur’an’ın indirilmeye başlandığı o gece, insanların yaratılış sebepleri ve ona uygun hayat nizamlarının tekrar hatırlatılmaya başlandığı kutlu bir gecedir.
İnsanları yarattığımızdan beri peygamberlerle kitaplar göndererek, onları yaratılışlarının sebebi olan doğru yola uymaya çağırıyoruz. Şüphesiz Allah her şeyin en doğrusunu bilen ve her şeyi işitendir.
Duhân 7–14
8 ayetرَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۢ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ٧ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ٨ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ يَلْعَبُونَ ٩ فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَاْتِي السَّمَٓاءُ بِدُخَانٍ مُب۪ينٍۙ ١٠ يَغْشَى النَّاسَۜ هٰذَا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١١ رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ اِنَّا مُؤْمِنُونَ ١٢ اَنّٰى لَهُمُ الذِّكْرٰى وَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مُب۪ينٌۙ ١٣ ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌۢ ١٤
Mushaf
Okunuş
7Rabbi-ssemâvâti velʾarḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
8Lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. rabbüküm verabbü âbâikümü-lʾevvelîn.
9Bel hüm fî şekkiy yelʿabûn.
10Ferteḳib yevme teʾti-ssemâü bidüḫânim mübîn.
11Yagşe-nnâs. hâẕâ ʿaẕâbün elîm.
12Rabbene-kşif ʿanne-lʿaẕâbe innâ müʾminûn.
13Ennâ lehümü-ẕẕikrâ veḳad câehüm rasûlüm mübîn.
14Ŝümme tevellev ʿanhü veḳâlû müʿallemüm mecnûn.
Ayet 7–14
Allah göklerin, yerin ve arasında olanların yaratıcısı, Rabbi ve ilahıdır. İşte kesin gerçek budur. Hayatı veren de sona erdiren de O’dur ve O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Atalarınızın da sizin de Rabbiniz Allah’tır.
Fakat müşrikler, “Bizi de kâinatı da yaratan Allah’tır.” demelerine rağmen, yalnız Allah’ı rab ve ilah edinmek hususunda şüphe içinde bocalayıp durmaktalar.
Onlar gerçeği kabullenmek ve davet edildikleri doğruya iman etmek için, Son Saat’in gelip de gökyüzünün dumanla kaplanacağı günü mü bekliyorlar? O duman bütün insanları kuşatıp saracak ve O Gün müşrikler: “Ey Rabbimiz! Bizi bu acıklı azaptan kurtar; çünkü artık biz de uyarılıp davet edildiğimize iman ediyoruz.” diyerek yalvaracaklar fakat çok geç kalmış olacaklar. Daha önce Peygamber’in ve Kitabın uyarısını dikkate almayıp inanmamışlar, Peygamber’e de “O, başkalarının kendine öğrettiklerini bize tekrarlayan delinin biridir.” demişlerdi.
İlgili ayetler
Duhân 15–16
2 ayetاِنَّا كَاشِفُوا الْعَذَابِ قَل۪يلًا اِنَّكُمْ عَٓائِدُونَۢ ١٥ يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرٰىۚ اِنَّا مُنْتَقِمُونَ ١٦
Mushaf
Okunuş
15İnnâ kâşifü-lʿaẕâbi ḳalîlen inneküm ʿâidûn.
16Yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.
Ayet 15–16
Ey müşrikler! Biz bir müddet üzerinizden azabı kaldırsak, siz hemen yine eski saplantılarınıza dönersiniz.
Müşrikler, Kıyamet’in ardından Hesap Günü hak ettikleri cehennem azabına çarptırılacaklar ve layık olduklarına kavuşturulacaklar. Allah böylece müşriklerden intikamını alacaktır.
Duhân 17–21
5 ayetوَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَٓاءَهُمْ رَسُولٌ كَر۪يمٌۙ ١٧ اَنْ اَدُّٓوا اِلَيَّ عِبَادَ اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ١٨ وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِۚ اِنّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۚ ١٩ وَاِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِۘ ٢٠ وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا ل۪ي فَاعْتَزِلُونِ ٢١
Mushaf
Okunuş
17Veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme firʿavne vecâehüm rasûlün kerîm.
18En eddû ileyye ʿibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.
19Veel lâ taʿlû ʿale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.
20Veinnî ʿuẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.
21Veil lem tüʾminû lî faʿtezilûn.
Ayet 17–21
Biz, daha önce de Firavun ve kavmine peygamber gönderip onları da sizi uyardıklarımızla uyarmıştık. Allah’ın peygamberi o değerli elçi, onlara şöyle demişti: “Ey Allah’ın kulları! Allah adına yaptığım davete uymak için bana tabi olun, beni izleyin. Ben sizin için örnek alınması gereken, güvenilir bir elçiyim. Allah’a karşı büyüklük taslayıp kibirlenerek davetinden yüz çevirmeyin. Size peygamber olduğumu gösteren apaçık delillerle geldim fakat beni yalancılık ve sihirbazlıkla suçlayıp öldürmekle tehdit ettiniz. Sizin asılsız suçlamalarınızdan ve tehditlerinizden, benim de sizin de Rabbimiz olan Allah’a sığınırım. Eğer bana inanmıyorsanız bari yolumdan çekilin, İsrailoğullarının benimle gelmesine engel olmayın.”
Duhân 22–24
3 ayetفَدَعَا رَبَّهُٓ اَنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ ٢٢ فَاَسْرِ بِعِبَاد۪ي لَيْلًا اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَۙ ٢٣ وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًاۜ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ ٢٤
Mushaf
Okunuş
22Fedeʿâ rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.
23Feesri biʿibâdî leylen inneküm müttebeʿûn.
24Vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.
Ayet 22–24
Firavun ve kavmi Musa’nın öğüt ve uyarılarını kabul etmeyip inatla reddetmeye devam edince, Musa da Rabbine şöyle dua etti: “Rabbim, bunlar gerçeği inkâra şartlanmış bir toplum, bunlara karşı bizlere yardım et.”
Rabbi de Musa’ya: “Ey Musa! Sen, seninle birlikte gelmek isteyenleri geceleyin oradan çıkar. Ama bilesiniz ki takip edileceksiniz, deniz yarılıp da siz karşıya geçtiğinizde, o yoldan arkanızdan gelip yetişmek isteyen Firavun ve ordusu suya gark olup boğulacaklar.”
Duhân 25–29
5 ayetكَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ٢٥ وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ٢٦ وَنَعْمَةٍ كَانُوا ف۪يهَا فَاكِه۪ينَۙ ٢٧ كَذٰلِكَ۠ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ ٢٨ فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَر۪ينَ۟ ٢٩
Mushaf
Okunuş
25Kem terakû min cennâtiv veʿuyûn.
26Vezürûʿiv vemeḳâmin kerîm.
27Venaʿmetin kânû fîhâ fâkihîn.
28Keẕâlik. veevraŝnâhâ ḳavmen âḫarîn.
29Femâ beket ʿaleyhimü-ssemâü velʾarḍu vemâ kânû münżarîn.
Ayet 25–29
Suda boğularak helak olan Firavun ve adamları geride has bahçeler, çeşmeler, ekin tarlaları ve görkemli barınaklar bırakarak yok olup gittiler, sonra da onların geride bıraktıklarına başka bir toplumu mirasçı kıldık.
Helak olan o kavme ne gökte ne de yerde ağlayan oldu. o güne kadar tanınmış olan süreden başka süre de tanınmadı, çünkü bu cezayı çoktan hak etmişlerdi.
İlgili ayetler
Duhân 30–31
2 ayetوَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُه۪ينِۙ ٣٠ مِنْ فِرْعَوْنَۜ اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِف۪ينَ ٣١
Mushaf
Okunuş
30Veleḳad necceynâ benî isrâîle mine-lʿaẕâbi-lmühîn.
31Min firʿavn. innehû kâne ʿâliyem mine-lmüsrifîn.
Ayet 30–31
Böylece Biz İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden kurtardık. Şüphesiz Firavun had, hudut tanımayan bir zorba idi.
Duhân 32–33
2 ayetوَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ ٣٢ وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَا ف۪يهِ بَلٰٓؤٌا مُب۪ينٌ ٣٣
Mushaf
Okunuş
32Veleḳadi-ḫternâhüm ʿalâ ʿilmin ʿale-lʿâlemîn.
33Veâteynâhüm mine-lʾâyâti mâ fîhi belâüm mübîn.
Ayet 32–33
Biz İsrailoğullarına geçmişte art arda peygamber ve kitaplar gönderip diğer milletlerden üstün kıldık. Her biri imtihan vesilesi olan nimetler ve apaçık mucizeler ihsan ettik.
Duhân 34–37
4 ayetاِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَيَقُولُونَۙ ٣٤ اِنْ هِيَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَر۪ينَ ٣٥ فَاْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٦ اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ اَهْلَكْنَاهُمْۘ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ ٣٧
Mushaf
Okunuş
34İnne hâülâi leyeḳûlûn.
35İn hiye illâ mevtetüne-lʾûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.
36Feʾtû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.
37Ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbeʿiv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.
Ayet 34–37
Geçmişte olduğu gibi bugünün müşrikleri de diyorlar ki: “Biz öldükten sonra tekrar diriltilip hesaba çekileceğimize inanmıyoruz. Şayet bu iddianızda haklı iseniz bizden önce ölmüş olan atalarımız diriltilsin de görelim.”
Biz yeniden diriltilip de hesaba çekilmeyi kabul etmeyen, bu konudaki öğüt ve uyarılarımızı umursamayan birçok toplumu helak ettiğimiz gibi, kendilerini çok güçlü görüp kibirlenerek âhireti inkâr eden Tubba halkını da helak ettik. Şimdi bu müşrikler de onlar gibi kibirlenerek Allah’ın sözünü yerine getirmeyeceğini mi sanıyorlar?
İlgili ayetler
Duhân 38–42
5 ayetوَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ٣٨ مَا خَلَقْنَاهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٣٩ اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ م۪يقَاتُهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ٤٠ يَوْمَ لَا يُغْن۪ي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۙ ٤١ اِلَّا مَنْ رَحِمَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ٤٢
Mushaf
Okunuş
38Vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti velʾarḍa vemâ beynehümâ lâʿibîn.
39Mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
40İnne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecmeʿîn.
41Yevme lâ yugnî mevlen ʿam mevlen şeyʾev velâ hüm yünṣarûn.
42İllâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-lʿazîzü-rraḥîm.
Ayet 38–42
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri boş yere, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Fakat insanların çoğu niçin yaratılmış olduğunu düşünüp de, sorumluluklarıyla karşılaşmak, gereklerini yerine getirerek yaşamak istemiyorlar.
Gerçek şu ki, insan Hesap Günü davet edildiği yaratılış sebebi olan hayat nizamını yaşamak uğrunda neler yaptığından hesaba çekilecek ve davet olundukları doğruya iman edenlerle, onu reddedip müşrik olanlar birbirlerinden ayırt edilecekler.
O Gün hiç kimsenin dostuna da bir yakınına da hiçbir faydası dokunmaz. Allah’a gönülden iman edip imanlarının gerektirdiği şekilde yaşamış olanlar, Allah’ın şefkat ve merhametine nail olup ödüllendirilecekler. Allah mü’minlere karşı çok şefkatli, merhametli ve bağışlayıcıdır.
Duhân 43–50
8 ayetاِنَّ شَجَرَةَ الزَّقُّومِۙ ٤٣ طَعَامُ الْاَث۪يمِۚۛ ٤٤ كَالْمُهْلِۚۛ يَغْل۪ي فِي الْبُطُونِۙ ٤٥ كَغَلْيِ الْحَم۪يمِ ٤٦ خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ اِلٰى سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِۚ ٤٧ ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَاْسِه۪ مِنْ عَذَابِ الْحَم۪يمِۜ ٤٨ ذُقْۚۙ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْكَر۪يمُ ٤٩ اِنَّ هٰذَا مَا كُنْتُمْ بِه۪ تَمْتَرُونَ ٥٠
Mushaf
Okunuş
43İnne şecerate-zzeḳḳûm.
44Ṭaʿâmü-lʾeŝîm.
45Kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.
46Kegalyi-lḥamîm.
47Ḫuẕûhü faʿtilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.
48Ŝümme ṣubbû fevḳa raʾsihî min ʿaẕâbi-lḥamîm.
49Ẕuḳ. inneke ente-lʿazîzü-lkerîm.
50İnne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.
Ayet 43–50
Allah’ın davetinden yüz çevirip Hesap Günü’ne de inanmayan ve cehennemi hak eden müşrik ve kâfirlerin cehennemdeki yiyecekleri zakkum ağacının meyveleri olacak. Onun posası midelerinde tıpkı erimiş maden tortusu gibi fokur fokur kaynayacak; bununla birlikte başlarından aşağı kaynar sular dökülecek ve cehennem melekleri onları aldıkları emir gereği cehennemin harlı ateşinin ortasına atacaklar. Sonra da onlara şöyle seslenilecek: “Hani siz kendinizi çok güçlü ve değerli zannedip kibirlenerek, diriltilip hesap vermeyi inkâr ediyordunuz ya? İşte o inkâr ettiğiniz gün bu gündür.”
Duhân 51–57
7 ayetاِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي مَقَامٍ اَم۪ينٍۙ ٥١ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ٥٢ يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِل۪ينَۚ ٥٣ كَذٰلِكَ۠ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍۜ ٥٤ يَدْعُونَ ف۪يهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ اٰمِن۪ينَۙ ٥٥ لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰىۚ وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِۙ ٥٦ فَضْلًا مِنْ رَبِّكَۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٥٧
Mushaf
Okunuş
51İnne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.
52Fî cennâtiv veʿuyûn.
53Yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.
54Keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin ʿîn.
55Yedʿûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.
56Lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-lʾûlâ. veveḳâhüm ʿaẕâbe-lceḥîm.
57Faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-lʿażîm.
Ayet 51–57
Şirkten ve küfürden uzak durarak Allah’a karşı sorumluluklarını bilinçle yerine getirenler ise en güvenli yer ve en güzel makam olan cennet bahçelerinde pınar başlarında, ince atlastan altın sırmalı elbiseler içinde, birbirleriyle sohbet edecekler. İşte cennettekiler de bu durumda olacaklar. Biz onlara ayrıca olağanüstü güzellikte iri gözlü eşler de ihsan edeceğiz ve orada canlarının istediği her türlü meyve ve yiyecekler de bulacaklar.
Cennette, dünyada iken tattıkları ölümden başka ölüm de tatmayacaklar. Böylece Allah onları cehennem azabından koruyup ödüllendirmiş olacaktır. Bu en büyük mutluluk, büyük bir lütuftur.
Duhân 58–59
2 ayetفَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٨ فَارْتَقِبْ اِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ ٥٩
Mushaf
Okunuş
58Feinnemâ yessernâhü bilisânike leʿallehüm yeteẕekkerûn.
59Ferteḳib innehüm mürteḳibûn.
Ayet 58–59
Ey Peygamber! Biz bu Kur’an’ı konuşup anlaştığınız, yazıştığınız dilde kolayca anlaşılsın, üzerinde düşünülsün diye indirdik.
Sen Kur’an ile davetine devam et ve sabırla işin sonunu bekle. Herkes sonunda hak ettiği ile karşılaşacak.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Zuhruf, sonra Câsiye indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla