Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Sure adını, 28. ayette geçen “Casiye” kelimesinden almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul zamanıyla ilgili kesin bir rivayet olmamasına rağmen, muhtevasından, Duhan Suresi’nden kısa bir süre sonra nazil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu iki surenin muhtevaları birbirlerini tamamlayıcı niteliktedir.
Konu: Bu surede kafirlerin tevhid ve ahiret hakkındaki kuşkuları cevaplandırılmakla birlikte, onlar, Kur’an karşısında takındıkları tavır dolayısıyla ikaz edilmişlerdir.
Sureye tevhid hakkında deliller öne sürülmek suretiyle bir giriş yapılmıştır. Bu konuda insanın yaratılışı, yer, gök ve kainattaki harikulade nizam şahit gösterilerek şöyle buyurulmuştur: “Nereye bakarsanız bakın herşeyin tevhidi ispatladığını göreceksiniz. Çeşit çeşit canlılar, gece ve gündüzün deveranı, yağmurun yağması ve bitkilerin çıkması, rüzgarların esmesi ve hatta insanın doğuşu ile ilgili vakıalar üzerinde önyargıya sahip olmayan bir kafayla düşünülecek olursa, muhakkak surette, kainat nizamının kendi kendine meydana gelmediği veya birkaç ilahın eseri olmadığı sonucuna varılır. Çünkü kainatı bir tek Allah idare etmektedir. Ancak bu gerçeğe inanmayan, önceden karar vermiş bir insana, elbette iman nasip olmaz.”
Sonraki ayetlerde ise şunlar anlatılmaktadır: “Kainatta emriniz altına verilen bunca sayısız varlık ve kuvvet, kendi kendine mi oluşmuştur?
Ya da sizin ilahlarınız mı onları yaratmıştır? Onları yaratan ve hizmetinize veren tek olan Allah’dır. Dolayısıyla akıl sahibi her insan, hamd ve şükre ancak bunları yaratan Allah’ın layık olduğu sonucuna varır.”
Bundan sonra, Kur’an davetiyle alay etmelerinden dolayı kafirler ikaz edilmektedir: “Bu Kur’an, İsrailoğullarına verilen nimeti sizlere getirmektedir. Onlar nankörlük ettikleri ve aralarında “din” dolayısıyla ihtilafa düştükleri için kendilerine verilen bu nimetten mahrum olmuşlardır. Aynı nimet şimdi sizlere verilmiştir. Bu sizleri dinin anayollarına ileten bir yol göstericidir. Ona tabi olmayanlar sadece kendi kötü akibetlerini hazırlamaktadırlar. Fakat Allah’ın rahmet ve yardımına layık olanlar ise, sadece bu yol göstericiye tabi olan takva sahipleridir.
Rasulullah’ın ashabına ise, “Bu Allah’tan korkmayan kimselerin, sizlerle alay etmelerine, küstahlıklarına, sabır ve tahammülle karşı koyun. Allah en sonunda onları hesaba çekecek ve sizleri gösterdiğiniz sabırdan dolayı mükafatlandıracaktır” diye nasihat edilmiştir. Daha sonraysa kafirlerin cahiliyye inançları ele alınmıştır. Kafirlerin, “Bu hayatın sonunda başka bir hayat daha yoktur. Bizi sadece zaman öldürür. Tıpkı bir saatin belli bir süre sonra durması gibi. İşte insanoğlu da tıpkı saat gibi, hayatın sonunda, yani ölümden sonra toz toprak olur gider. Zaten “ruh” diye birşey yok ki kabzedilebilsin ve tekrar kendisine üflenerek can verilebilsin. Fakat gerçek senin dediğin gibiyse eğer ölmüş atalarımızı bir dirilt bakalım” şeklindeki sözlerine peşisıra aşağıdaki cevaplar verilmiştir:
a) Bu iddianız bir ilme dayanmamaktadır ve başka bir hayatın olmayacağı şeklindeki düşünceniz sadece bir zandır. Sizler ölümden sonra başka bir hayatın olmayacağını, ruhların kabzedilip yok olacağını gerçekten biliyor musunuz?
b) Sizler, ölümden sonra diriltilmiş bir kimseyi görmemiş olmanızı en kuvvetli bir deliliniz sayıyorsunuz. Oysa bu delil ahiret hayatını inkar etmek için yeterli midir? Sizler tecrübe ve müşahedeye dayanmayan her düşüncenin olamayacağına hükmeder ve onu imkansız mı kabul edersiniz?
c) Salih ve fasık insanların, itaat eden ve isyan eden kimselerin, zalimlerin ve mazlumların sonlarının aynı olacağı şeklindeki bir düşünce akla ve mantığa tamamen ters düşmektedir. İyilerin sonlarının iyi, kötülerinkinin ise kötü olmazsa ve yine mazlumlar adalet, zalimler ceza görmezse, kısaca herkes aynı sonuçla karşılaşırsa, bu akla uygun mu olur? Bir kimse bunun akla uygun olacağına gerçekten inanıyorsa eğer, çok yanlış düşünmektedir.
Ancak zalim ve fasık kimseler böyle düşünürler. Çünkü onlar amellerinin sonucunda kötü şeylerle karşılaşmak istemezler. Fakat bu kainatı yaratan Allah adildir. Zalimle salih kimseleri birbirinden ayırıp, onlara yaptıklarına göre ceza veya mükafat vermesi, O’nun adaletinin gereğidir ve bundan daha tabii ne olabilir?
d) Ahireti inkar, ahlaki çöküşü getirir ve onu ancak nefislerinin kölesi olan kimseler inkar ederler. Bu insanların bu gibi düşüncelere sarılmasının nedeni, arzu ettikleri her kötülüğü dilediğince yapabilmeleri dolayısıyladır. Nitekim bir insan böylesine sapık bir yola girdikten sonra, artık battıkça batar ve hatta öyle bir noktaya girer ki, tüm ahlaki hassasiyeti yok olur, sonunda ise hidayeti kabul etme yeteneğinden tamamen yoksun olur. İşte böyle bir kimse için artık hidayetin tüm kapıları kapanmış demektir.
Bu deliller sırasıyla serdedildikten sonra, kesin bir uslup kullanılarak, kafirlere şöyle denilmiştir: “Sizler nasıl Allah’ın izniyle yaşıyorsanız, yine Allah’ın izniyle hayatınız son bulur ve sonuçta O’nun huzurunda toplanırsınız. Cehaletiniz nedeniyle inanmıyorsanız yine inanmayın ama şunu iyice belleyin ki vakit gelince kendinizi Allah’ın huzurunda bulacak ve tüm amellerinizin kayıtlı olduğu defterler önünüze getirilecektir. İşte o zaman ahireti inkar etmek ve onunla eğlenmek sizlere neye mal olmuştur öğrenirsiniz.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaCâsiye 1–2
2 ayetحٰمٓۜ ١ تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ٢
Mushaf
Câsiye 3–5
3 ayetاِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٣ وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۜ ٤ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ ٥
Mushaf
Okunuş
3İnne fi-ssemâvâti velʾarḍi leâyâtil lilmüʾminîn.
4Vefî ḫalḳiküm vemâ yebüŝŝü min dâbbetin âyâtül liḳavmiy yûḳinûn.
5Vaḫtilâfi-lleyli vennehâri vemâ enzele-llâhü mine-ssemâi mir rizḳin feaḥyâ bihi-lʾarḍa baʿde mevtihâ vetaṣrîfi-rriyâḥi âyâtül liḳavmiy yaʿḳilûn.
Ayet 3–5
Şüphesiz göklerde ve yerde, Allah’ın sınırsız kudretini gösteren nice deliller vardır. Bunları ancak Allah’ı layıkıyla kavramak, yaratılış sebebini bilmek isteyenler görüp, düşünürler. Gerçek şu ki, gerek insanın yaratılışında, gerekse üzerinde yaşadığınız yeryüzünde, Allah’ın yaratıp yaydıklarında, aklını kullanıp da üzerinde düşünen herkes için ibret alınacak mesajlar vardır.
Gece ile gündüzün birbirini izlemesinde, gökten yağmuru indirip onunla ölü toprağı diriltip size rızıklar bahşetmesinde, rüzgârları hep bir sebebe dayalı rahmeti gereği değişik yönlere doğru estirmesinde, mükemmel bir nizamın olduğunu aklını kullananlar apaçık görürler.
İlgili ayetler
Câsiye 6–10
5 ayetتِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ يُؤْمِنُونَ ٦ وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ٧ يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٨ وَاِذَا عَلِمَ مِنْ اٰيَاتِنَا شَيْـًٔاۨ اتَّخَذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌۜ ٩ مِنْ وَرَٓائِهِمْ جَهَنَّمُۚ وَلَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْـًٔا وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۜ ١٠
Mushaf
Okunuş
6Tilke âyâtü-llâhi netlûhâ ʿaleyke bilḥaḳḳ. febieyyi ḥadîŝim baʿde-llâhi veâyâtihî yüʾminûn.
7Veylül likülli effâkin eŝîm.
8Yesmeʿu âyâti-llâhi tütlâ ʿaleyhi ŝümme yüṣirru müstekbiran keel lem yesmaʿhâ. febeşşirhü biʿaẕâbin elîm.
9Veiẕâ ʿalime min âyâtinâ şeyʾen-tteḫaẕehâ hüzüvâ. ülâike lehüm ʿaẕâbüm mühîn.
10Miv verâihim cehennem. velâ yugnî ʿanhüm mâ kesebû şeyʾev velâ me-tteḫaẕû min dûni-llâhi evliyâʾ. velehüm ʿaẕâbün ʿażîm.
Ayet 6–10
Bunlar, Allah’ın bildirdiği âyetleridir. Allah bu âyetleri ile yarattıkları için kurduğu mükemmel nizamını gösterip, sizleri de sınırlarını Allah’ın belirlediği bir nizam ve ahlak ile yaşamaya çağırmaktadır. Bu âyetlerden başka hangi hadise (söze) inanacaksınız?
İnsanlar Allah’ın yarattığı her türlü nimetlerden istifade edip yaşarken, Allah’ın âyetlerine kulak tıkayıp başka sözlere mi kulak verecekler? Yazıklar olsun bu gerçeklerden yüz çevirerek, Allah’a nankörlük edip kendini aldatanlara.
Böyleleri kendilerine Allah’ın daveti ulaşmasına rağmen küstahlaşıp, böbürlenerek sanki hiç işitmemiş gibi O’na sırtlarını dönerek yaşamaya devam ederler. Sen onlara çetin bir azapla cezalandırılacaklarını haber ver, çünkü onlar Allah’ın âyetlerini küçümseyip alay konusu ederek, ondan uzaklaştılar. Hesap Günü cehennemin önüne getirildiklerinde, dünyada kazandıkları malın mülkün de Allah’la birlikte ilah edindikleri kimselerin de onlara hiçbir yardımı dokunmayacaktır. Bu kimseler O Gün hak ettikleri korkunç azaba çarptırılacaklar.
İlgili ayetler
Câsiye 11
1 ayetهٰذَا هُدًىۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٍ۟ ١١
Mushaf
Okunuş
11Hâẕâ hüdâ. velleẕîne keferû biâyâti rabbihim lehüm ʿaẕâbüm mir riczin elîm.
Ayet 11
Bu Kur’an insanlara yaratılış sebeplerini açıklayan ve buna göre yaşamak isteyenlere rehberlik eden ilahi bir kitaptır. Cehennem ateşi Kur’an ile yapılan davetten yüz çevirenleri beklemektedir.
Câsiye 12–13
2 ayetاَللّٰهُ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ ف۪يهِ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَۚ ١٢ وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا مِنْهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١٣
Mushaf
Okunuş
12Allâhü-lleẕî seḫḫara lekümü-lbaḥra litecriye-lfülkü fîhi biemrihî velitebtegû min faḍlihî veleʿalleküm teşkürûn.
13Veseḫḫara leküm mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍi cemîʿam minh. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yetefekkerûn.
Ayet 12–13
Denize koyduğu yasalarla gemileri yüzdürüp sizin faydanıza sunan da Allah’tır. Sizden beklenen ise, O’nun bahşettiği nimetlere şükredip davetine icabet etmektir. Allah göklerde ve yerde yarattıklarının hepsini, sizin yararlanmanız için cömertçe önünüze sermiştir. Aklını kullanıp da düşünenler bu gerçeği görür ve Allah’a karşı sorumluluklarının bilincine ulaşırlar.
Câsiye 14–15
2 ayetقُلْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ اَيَّامَ اللّٰهِ لِيَجْزِيَ قَوْمًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ١٤ مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۘ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ ١٥
Mushaf
Okunuş
14Ḳul lilleẕîne âmenû yagfirû lilleẕîne lâ yercûne eyyâme-llâhi liyecziye ḳavmem bimâ kânû yeksibûn.
15Men ʿamile ṣâliḥan felinefsih. vemen esâe feʿaleyhâ. ŝümme ilâ rabbiküm türceʿûn.
Ayet 14–15
Ey Peygamber! Mü’minlere söyle: “Son Saat’in, Kıyamet ve Hesap Günü’nün geleceğine inanmayanların yaptıkları eziyetlere şimdilik sabırla dirensinler, onlardan uzak durmaya çalışsınlar. Allah her insanın yaptıklarının hesabını soracaktır.”
Kim, Allah’ın davetine icabet eder, salih amel işlerse kendi yararına olur; her kim de ondan yüz çevirirse bu kendi zararınadır. Sonunda bütün insanlar Allah’ın davetine karşı tutumlarından hesaba çekilecekler.
Câsiye 16–17
2 ayetوَلَقَدْ اٰتَيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ ١٦ وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ١٧
Mushaf
Okunuş
16Veleḳad âteynâ benî isrâîle-lkitâbe velḥukme vennübüvvete verazaḳnâhüm mine-ṭṭayyibâti vefeḍḍalnâhüm ʿale-lʿâlemîn.
17Veâteynâhüm beyyinâtim mine-lʾemr. feme-ḫtelefû illâ mim baʿdi mâ câehümü-lʿilmü bagyem beynehüm. inne rabbeke yaḳḍî beynehüm yevme-lḳiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Ayet 16–17
Biz sizlere olduğu gibi, geçmişte de İsrailoğullarına peygamber ve kitap gönderip Allah’ın hükümlerini hayata uygulama gücü bahşettik, temiz ve helal rızıklar ikram ettik. Kendi zamanlarındaki toplumlardan da üstün bir konuma getirdik. Fakat apaçık bilgilere rağmen bir müddet sonra kibirlenmeleri ve aralarındaki kıskançlıkları sebebi ile gerçeğe uymak yerine farklı farklı hiziplere bölünüp doğru yoldan ayrıldılar. Şüphesiz Rabbin onların bu tutumlarının hesabını sorup hak ettikleri cezalarını verecektir.
Câsiye 18–19
2 ayetثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ ١٨ اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّق۪ينَ ١٩
Mushaf
Okunuş
18Ŝümme ceʿalnâke ʿalâ şerîʿatim mine-lʾemri fettebiʿhâ velâ tettebiʿ ehvâe-lleẕîne lâ yaʿlemûn.
19İnnehüm ley yugnû ʿanke mine-llâhi şeyʾâ. veinne-żżâlimîne baʿḍuhüm evliyâü baʿḍ. vellâhü veliyyü-lmütteḳîn.
Ayet 18–19
Ey Muhammed! Biz, sana da tüm insanların yaratılış sebeplerini ve ona uygun yaşanması gereken dinin yasalarını (hayat nizamını) açıklayan Kur’an’ı vahyettik. Sen de vahyettiklerimize uy ve insanları da buna uymaya davet et. Sakın daveti kabul etmek istemeyen, Rabbini ve kendini layıkıyla bilmeyenlerin heva ve heveslerine meyletme. Onlara meyledenleri Allah’ın azabından hiç kimse kurtaramaz. Ancak böyleleri birbirlerinin velisidir. Allah ise takva sahiplerinin dostudur.
Câsiye 20
1 ayetهٰذَا بَصَٓائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ ٢٠
Mushaf
Okunuş
20Hâẕâ beṣâiru linnâsi vehüdev veraḥmetül liḳavmiy yûḳinûn.
Ayet 20
Bu Kur’an, insanların yolunu, gönlünü, aklını aydınlatıp nurlandıran, sorunlarını en sağlıklı çözüme kavuşturan, dünya ve âhiret mutluluğuna ulaştıran hidayet ve rahmet kaynağıdır. Bunu ancak yaratılış sebebini bilmek ve yürekten ona uygun yaşamak isteyen basiret sahipleri anlar.
Câsiye 21
1 ayetاَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ سَوَٓاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ۟ ٢١
Mushaf
Okunuş
21Em ḥasibe-lleẕîne-cteraḥü-sseyyiâti en necʿalehüm kelleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti sevâem maḥyâhüm vememâtühüm. sâe mâ yaḥkümûn.
Ayet 21
Kur’an ile yapılan davetten yüz çevirenlerle Allah’ın davetine iman edip de O’nun belirlediği sınırlar içerisinde yaşayanlar hiç bir olur mu? İkisini bir tutacağımızı sananlar yanılıyor, yanlış hesap yapıyorlar.
Câsiye 22
1 ayetوَخَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٢٢
Mushaf
Okunuş
22Veḫaleḳa-llâhü-ssemâvâti velʾarḍa bilḥaḳḳi velitüczâ küllü nefsim bimâ kesebet vehüm lâ yużlemûn.
Ayet 22
Allah, göklerle yeri ve içindekileri boş yere değil; yalnızca kendisinin Rab ve ilah olduğuna iman edilerek Allah merkezli bir hayat yaşanılsın diye yarattı. Sonunda herkes Allah’ın huzurunda toplanıp yaratılış amacına uygun yaşayıp yaşamadığından hesaba çekilip layık olduğu karşılığı görecektir.
Câsiye 23
1 ayetاَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٢٣
Mushaf
Okunuş
23Eferaeyte meni-tteḫaẕe ilâhehû hevâhü veeḍallehü-llâhü ʿalâ ʿilmiv veḫateme ʿalâ semʿihî veḳalbihî veceʿale ʿalâ beṣarihî gişâveh. femey yehdîhi mim baʿdi-llâh. efelâ teẕekkerûn.
Ayet 23
Kendi heva ve hevesini ilah edinip bunu da inatla savunanların Allah kalplerini ve kulaklarını mühürler; gözlerini perdeleyip sapıklıkları içinde kendi hallerine bırakır. İnsanın kendini bu duruma düşürmesine ne demeli? Hâlbuki insana Allah’tan başka kim doğru yolu gösterebilir ki?
İlgili ayetler
Câsiye 24–26
3 ayetوَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ٢٤ وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٢٥ قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٢٦
Mushaf
Okunuş
24Veḳâlû mâ hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ nemûtü venaḥyâ vemâ yühlikünâ ille-ddehr. vemâ lehüm biẕâlike min ʿilmin. in hüm illâ yeżunnûn.
25Veiẕâ tütlâ ʿaleyhim âyâtünâ beyyinâtim mâ kâne ḥuccetehüm illâ en ḳâlü-ʾtû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.
26Ḳuli-llâhü yuḥyîküm ŝümme yümîtüküm ŝümme yecmeʿuküm ilâ yevmi-lḳiyâmeti lâ raybe fîhi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ yaʿlemûn.
Ayet 24–26
Allah’ın davetini reddetmeyi tabiatları haline getirip buna kendilerini şartlandırmış olanlar, bir de kalkıp şöyle diyorlar: “Hayat bu dünyada yaşadığımızdan ibarettir; doğar, yaşar ve ölürüz. Bizi sadece zaman öldürüp yok eder, öldükten sonra tekrar diriltilecek de değiliz.” Onlar bu söylediklerini çevrelerinde olup bitenlere bakıp, akıllarını kullanıp, düşünüp de söylemiyorlar; sadece zanna dayalı, temelsiz hayaller kurup ona göre konuşuyorlar. Bu kimselere öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceğimiz söylenince de hemen, “O halde ölüp gitmiş atalarımızı geri getirin de görelim, şayet söyledikleriniz doğru ise.” diyorlar.
Ey Peygamber! Sen de onlara de ki: “Size bu hayatınızı bahşeden, ölümünüze karar veren ve Kıyamet’le birlikte diriltip huzurunda toplayacak olan da Allah’tır.” Fakat insanların çoğu bu gerçeği kabullenmek istemiyorlar.
Câsiye 27–29
3 ayetوَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ ٢٧ وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً۠ كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَاۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢٨ هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢٩
Mushaf
Okunuş
27Velillâhi mülkü-ssemâvâti velʾarḍ. veyevme teḳûmü-ssâʿatü yevmeiẕiy yaḫseru-lmübṭilûn.
28Veterâ külle ümmetin câŝiyeh. küllü ümmetin tüdʿâ ilâ kitâbihâ. elyevme tüczevne mâ küntüm taʿmelûn.
29Hâẕâ kitâbünâ yenṭiḳu ʿaleyküm bilḥaḳḳ. innâ künnâ nestensiḫu mâ küntüm taʿmelûn.
Ayet 27–29
Şüphesiz göklerde ve yerde olanların, olacak olanların kararını veren Allah’tır, hüküm koymak ve hükümranlık O’na aittir. Dünya hayatlarında Allah’tan başkasının koyduğu hükümlere isteyerek teslim olanlar Kıyamet ve Hesap Günü büyük bir hüsrana uğrayacaklar. İşte O Gün her ümmeti bir araya toplanmış, korkudan diz çökmüş, boyun bükmüş bir durumda görürsün. O Gün her ümmet amellerinin yazılmış olduğu defterlerinde olanlarla yüzleştirilir ve kendilerine, “Bugün dünya hayatlarınızda yapıp ettikleriniz ve yapmanız gerekirken de yapmadıklarınızın karşılığını ve sizinle ilgili tutulan kayıtlarda eksik ya da fazla hiçbir şey yazılmamış olduğunu göreceksiniz.” denilir.
Câsiye 30
1 ayetفَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ٣٠
Mushaf
Okunuş
30Feemme-lleẕîne âmenû veʿamilu-ṣṣâliḥâti feyüdḫilühüm rabbühüm fî raḥmetih. ẕâlike hüve-lfevzü-lmübîn.
Ayet 30
İman edip imanlarına yaraşır erdemli bir hayatı yaşamak uğrunda ellerinden gelen gayreti gösterenleri de, Rableri olan Allah, rahmet ve şefkati ile ödüllendirip nimet ve mutluluk yurdu olan cennetine yerleştirecek.
Câsiye 31–35
5 ayetوَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا۠ اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ ٣١ وَاِذَا ق۪يلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ ف۪يهَا قُلْتُمْ مَا نَدْر۪ي مَا السَّاعَةُۙ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِن۪ينَ ٣٢ وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٣٣ وَق۪يلَ الْيَوْمَ نَنْسٰيكُمْ كَمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا وَمَاْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٣٤ ذٰلِكُمْ بِاَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ ٣٥
Mushaf
Okunuş
31Veemme-lleẕîne keferû. efelem tekün âyâtî tütlâ ʿaleyküm festekbertüm veküntüm ḳavmem mücrimîn.
32Veiẕâ ḳîle inne vaʿde-llâhi ḥaḳḳuv vessâʿatü lâ raybe fîhâ ḳultüm mâ nedrî me-ssâʿatü in neżunnü illâ żannâ vemâ naḥnü bimüsteyḳinîn.
33Vebedâ lehüm seyyietü mâ ʿamilû veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
34Veḳîle-lyevme nensâküm kemâ nesîtüm liḳâe yevmiküm hâẕâ vemeʾvâküm-nnâru vemâ leküm min nâṣirîn.
35Ẕâliküm biennekümü-tteḫaẕtüm âyâti-llâhi hüzüvev vegarratkümü-lḥayâtü-ddünyâ. felyevme lâ yuḫracûne minhâ velâ hüm yüstaʿtebûn.
Ayet 31–35
Gerçeği inkârı tabiatları haline getirenlere Hesap Günü şöyle denilecek: “Âyetlerimizle uyarılıp bugünlerle karşılaşacağınız bildirilmesine rağmen, kibirlenip böbürlenerek, umursamayanlar sizler değil miydiniz? Size, ‘Allah’ın vaadi haktır, Kıyamet ve Hesap Günü’nün geleceğinden hiç şüpheniz olmasın.’ denildiğinde, ‘Kıyamet de neymiş! Biz böyle şeylere inanmıyoruz. O dediğiniz sizin uydurduğunuz boş bir zandan ibarettir.’ diyordunuz.” Hesap Günü, bu söyledikleri ve dünya hayatlarında yapıp ettikleri onların önlerine konulacak, önemsemeyip alay ettikleri gerçek karşılarına çıkacak ve azap onları çepeçevre saracak.
O Gün onlara ayrıca şöyle de denilecek: “Sizler Hesap Günü ile karşılaşacağınızı ciddiye almayıp nasıl unuttuysanız; bugün de Biz sizin azap içindeki pişmanlıkla yalvarıp yakarışlarınızı duymayıp, cehennemde unutulmuş durumda bırakacağız. Orada bir yardımcı da bulamayacaksınız. Bu duruma düşmenize Allah’ın daveti ile alay etmeniz ve dünya hayatının geçici zevklerine aşırı tutkunluğunuz sebep olmuştur.” O günden itibaren onlar cehennemde kalacaklar. Pişmanlıkları ve dünyaya tekrar döndürülüp davete uyma istekleri de asla kabul edilmeyecek.
İlgili ayetler
Câsiye 36
1 ayetفَلِلّٰهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَرَبِّ الْاَرْضِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٣٦
Mushaf
Okunuş
36Felillâhi-lḥamdü rabbi-ssemâvâti verabbi-lʾarḍi rabbi-lʿâlemîn.
Ayet 36
Sınırsız ilmi ile yaratan, yarattıklarını sayısız nimetlerle donatan, kurduğu mükemmel nizam ile yöneten, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah övgüye ve şükredilmeye layık olan tek ve gerçek ilahtır.
İlgili ayetler
36İsrâ 111
Câsiye 37
1 ayetوَلَهُ الْكِبْرِيَٓاءُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۖ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٣٧
Mushaf
Okunuş
37Velehü-lkibriyâü fi-ssemâvâti velʾarḍ. vehüve-lʿazîzü-lḥakîm.
Ayet 37
Göklerde ve yerde büyüklük ve azamet yalnız Allah’a mahsustur. Yalnız O’dur kudret ve hikmet sahibi. Yarattıkları üzerinde hüküm koyma ve hükmetme yetkisi âlemlerin Rabbi Allah’a aittir.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Duhân, sonra Ahkaf indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla