Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Tarihsel Arka-Plan · Konu
Adı: İlk kelimesi sureye ad olarak verilmiştir. Fakat “Necm” kelimesinin, surenin muhtevasıyla doğrudan bir ilgisi yoktur.
Nüzul Zamanı: Hz. Abdullah b. Mes’ud’dan rivayet olunduğuna göre, “Necm Suresi kendisinde secde ayeti bulunduğu halde nazil olan ilk suredir.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesaî). Bu hadisin Esved b. Yezid, Ebu İshak ve Zuhir b. Muaviye’nin İbn Mes’ud’dan rivayet ettikleri bölümünden anlaşıldığına göre “Necm Suresi, Hz. Peygamber’in (s.a) Kureyş’ten bir topluluk karşısında okuduğu ilk suredir.” (İbn Merduye’nin rivayeti, surenin Harem-i Şerif’de okunduğunu göstermektedir.) Bu topluluk içinde, kafirler de mü’minler de bulunuyordu. Surenin sonunda Hz. Peygamber (s.a) secde ettiğinde, İslâm düşmanı Kureyşliler ve ileri gelenleri Müslümanlarla secde ettiler. İbn Mes’ud, “Ben orada secde etmeyen bir tek kafir olarak Umeyye b. Halef’i gördüm. O da secde etmediği gibi yerden bir avuç toprak almış ve alnına sürmüş, bu bana yeter”, dedi. demiştir. “İbn Mes’ud bu sözüne ayrıca “Ben bu kafirlerin küfür hali üzerindeyken öldüğünü gördüm” diye ilavede bulunmuştur.
Bu olayın bir diğer şahidi de, o döneme kadar hâlâ İslâm’ı kabul etmemiş olan Muttalib b. Veda’dır. O bu olayla ilgili olarak şunları söylemektedir. “Rasûlullah (s.a), Necm Suresi’nin sonunda secde ettiğinde ben secde etmedim. Şimdi bu sure ne zaman okunsa, muhakkak surette secde eder ve o zaman secde etmemekle işlediğim hatayı telafi etmeye çalışırım.” (Nesaî, Müsned-i Ahmed)
“Risaletin 5. yılında Şevval ayında küçük bir topluluk Habeşistan’a hicret etmişti. Aynı senenin Ramazan ayında Hz. Peygamber’in (s.a) Necm Suresi’ni tilaveti esnasında kafirlerle Müslümanların birlikte secdeye gitmeleri hadisesi vuku buldu. Bu hadise, Habeşistan’daki muhacirlere “Mekke’de kafirler İslâm’a girdi şeklinde ulaşınca, onlardan bazıları bu haberi duyar duymaz Şevval ayında Mekke’ye geri döndüler. Fakat Mekke’de Müslümanlara yapılan zulüm devam etmekteydi. Bu olaydan sonra Müslümanlar, birincisinden daha çok sayıda olmak üzere, ikinci kez Habeşistan’a hicret ettiler.” (ibn Sa’d).
Yukarıdaki rivayetlerden bu surenin Risalet’in 5. yılında nazil olduğu kesinlik kazanmaktadır.
Tarihsel Arka-Plan: Nüzul zamanı ile ilgili verilen ayrıntılardan bu surenin nazil olduğu dönemde, Mekke’de nasıl bir havanın estiği açıkça anlaşılmaktadır. O döneme kadar Hz. Peygamber (s.a), 5 sene boyunca sürekli tanıdık kişilerin evlerinde, özel ve herkese açık olmayan toplantılarda İslâm’ı tebliğ ediyor ve Kur’an’ı okuyordu. Bu döneme kadar O genel bir topluluğa hitap edememişti. Çünkü kafirler ona hep şiddet ile karşılık vermişlerdi. Onlar Hz. Peygamber’in (s.a) şahsiyetinin, hitabetinin ve Kur’an’ın ne kadar etkileyici olduğunu bildikleri için, onu dinlemek istemedikleri gibi başkalarına da mani oluyorlardı. Ayrıca bir yandan “Muhammed yoldan çıkmış, başkalarını da yoldan çıkarıyor” diye iftira atarken, diğer yandan da, Hz. Peygamber’in (s.a) gittiği her yerde “sapıkça” diye niteledikleri mesajının duyulmaması için gürültü çıkarıyorlardı. Yani iddialarının yalan olduğunu kendileri de bildiği için, başka kimselerin mesajı işitmesine fırsat dahi vermiyorlardı.
İşte böyle bir ortamda Rasûlullah (s.a) birgün Harem-i Şerif’te Kureyş’den bir topluluğun karşısında, tebliğ etmek üzere ayağa kalkmış ve vahyolunan bu sureyi okumuştur. Ancak okunan sure, çevredekileri o kadar çok etkilemiştir ki, Kureyşliler adeta büyülenmiş gibi sessizce sureyi dinlemişler ve her zaman yaptıklarının aksine gürültü çıkarmayı unutmuşlardır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) surenin sonunda secde ayetini okuduğunda hemen secdeye gidince, kafirler de onunla birlikte secdeye gitmişler, fakat bu davranışlarının hemen akabinde, bir zaaf içine düştüklerini farketmişlerdir. Hatta bunun üzerine bazı kimseler onların ileri gelenlerini “Sizler hem bu Kur’an’ı dinlemekten başkalarını menediyorsunuz hem de bu sözleri kendiniz dinlediğiniz yetmiyormuş gibi bir de secdeye gidiyorsunuz,” diye eleştirmeye başlamışlardır.
Onlar da kendilerini şu şekilde savunmuşlardır “Biz Muhammed’in, “Lat, Uzza ve üçüncüleri olan Menat yüce bir makama sahip ilahlardır ve onların şefaat etmeleri umulur” diye söylediğini zannettiğimizden O’nun dinimizi kabul ettiğini düşündük.” Oysa ayetlerin siyak ve sibakına bakıldığında, onların “yanlış anladık” şeklindeki iddialarının saçma olduğu açıkça görülür. Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Hacc an: 96-101
Konu: Bu surede Mekkeli müşrikler, Kur’an ve Hz. Peygamber (s.a) karşısında takındıkları tavır dolayısıyla uyarılmışlardır.
Sure şöyle bir girişle başlamaktadır: “Sizlerin iddia ettiği gibi, ne Hz. Peygamber (s.a.) yolunu kaybetmiş ve azmıştır ne de tebliğ etiği mesaj kendisinin uydurduğu bir sözdür. Tam aksine onun tebliğ ettiği mesaj, kendisine Allah tarafından vahyolunmaktadır. O mesaj kendi zan ve hevasının ürünü değil, hakikatın ta kendisidir. Çünkü O bizzat müşahadelerine dayanan hakikatleri sizlere aktarmaktadır. O kendisine vahiy getiren meleği kendi gözleriyle görmüş ve alemlerin Rabbi olan Allah’ın büyük işaretlerini bizzat müşahade etmiştir. O’nun sizlere aktardıkları kendi düşünceleri değil, bizzat müşahede ettiği hakikatlerdir. Ancak tüm bunlara karşılık sizler O’na, tıpkı gördüğü şeyleri anlatan birine, kendi görmemesine rağmen karşı çıkan, inatçı kör bir adam gibi tavır alıyorsunuz.
Bundan sonra sırasıyla şu üç konu üzerinde durulmuştur:
1) İnandığınız din zanna dayanmaktadır. İlahlıkla hiçbir ilgileri olmamasına rağmen, Lat, Uzza ve Menat gibi putlara tapıyorsunuz. Melekleri Allah’ın kızları olarak nitelediğiniz halde, kendiniz kız çocuklarınızı yüz karası ve utanç vesilesi olarak kabul ediyorsunuz. Onların sizleri Allah’ın azabından kurtaracağını mı sanıyorsunuz? Oysa tüm melekler bir araya gelseler, Allah’ın bir emrini bile değiştiremezler. Bu inançlarınızın ilmi ve akli hiçbir delil ve mesnedi yoktur. Bunlar sadece sizlerin akide haline getirdiğiniz vehim ve arzularınızdır. Fakat bu büyük bir sapıklıktır. Çünkü “din” zan değil, hakikattır, dolayısıyla zanna değil ilme (vahye) dayanmalıdır. İşte Hz. Muhammed (s.a) sizlere ilme (vahye) dayanan bir din getirmiştir, ama sizler ondan yüz çeviriyorsunuz. Öyle ki, size doğru bir bilgi getiren kimseyi sapıklıkla suçluyorsunuz. Ancak böyle davranmanızın asıl nedeni, dünyanın peşinden koşup ahiret hayatına inanmıyor olmanızdır. Ayrıca Hakka da talib değilsiniz. Çünkü bu sapık inançlarınızın, nasıl bir sonla karşılaşmanıza sebep olacağını düşünme zahmetine bile katlanmıyorsunuz.
2) Allah bu kainatın yegane sahibidir. Doğru yol üzerinde olanlar, ancak Allah’ın gösterdiği yolu izleyenlerdir. Bu yolun dışına çıkanlar ise sapıklardan başkası değildir. Allah, kimin doğru yolu, kimin sapık yolu izlediğini çok iyi bilir.
Bu yüzden salih amel işleyenler mükafatlandırılırken, kötülük yapanlar da cezalandırılacaklardır. Bu karar ise, sizlerin zannına göre değil, Allah’ın ilmine göre verilecektir. Çünkü kimin takva sahibi olduğunu, kimin olmadığını en iyi bilen O’dur. Binaenaleyh, sizler büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahları Allah affedecektir.
3) Asırlar önce Hz. İbrahim’in ve Hz. Musa’nın sahifelerinde beyan olunan dinin temel prensipleri, şimdi tekrar beyan olunmaktadır. Yani, Hz. Muhammed’in (s.a) getirdiği din yeni bir din olmayıp, Allah’ın her dönemde gönderdiği dinin ta kendisidir. O’nun şimdi tebliğ ettiği bu dini, daha önceki Peygamberler de tebliğ etmiştir. Ayrıca daha önce gelen sahifelerde, Ad, Semud, Nuh ve Lut kavimlerinin başlarına gelen felakete neden olarak tıpkı şimdi Kureyşlilerin isyan ettiği gibi, onlarında isyan etmiş olmaları gösterilmektedir.
Bu açıklamalardan sonra, kıyamet saatinin yakın olduğu ve onu önlemeye kimsenin gücünün yetmeyeceği bildirilmektedir. “Tıpkı daha önceki peygamberlerin kendi kavimlerini uyardıkları gibi, Hz. Muhammed (s.a) ve Kur’an da sizi kıyametin geleceğini haber vererek uyarmaktadır.”
“Şimdi siz bu sözden (Kur’an’dan) dolayı mı hayretler içinde kalıyorsunuz? Ve gülüyorsunuz da, ağlamıyorsunuz ve başkaldırıyorsunuz? Haydi Allah’a secde edin, O’na itaat ve kulluk edin!”
İşte bu ayetleri işitince en mütekebbir kafirler dahi, Rasûlüllah (s.a) ile birlikte secdeye kapandılar.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaNecm 1–4
4 ayetوَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ١ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ٢ وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ٣ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ ٤
Mushaf
Okunuş
1Vennecmi iẕâ hevâ.
2Mâ ḍalle ṣâḥibüküm vemâ gavâ.
3Vemâ yenṭiḳu ʿani-lhevâ.
4İn hüve illâ vaḥyüy yûḥâ.
Ayet 1–4
İçinizden biri olan arkadaşınız Muhammed’in Allah adına yapmakta olduğu davetin sözlerini bir düşünün bakalım. O sözler kendini bilmez birinin ya da bir şairin sözlerine hiç benziyor mu? Hayır, asla benzemiyor.
Kayıp giden yıldızlara andolsun ki o, sizi kendi uydurduğu sözlere değil, Allah’ın âyetleri ile yaratılışınızın sebebi olan gerçeğe davet etmektedir.
Necm 5–6
2 ayetعَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ ٥ ذُو مِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ ٦
Mushaf
Necm 7–12
6 ayetوَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ ٧ ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ ٨ فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ٩ فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ ١٠ مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَاٰى ١١ اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ١٢
Mushaf
Okunuş
7Vehüve bilʾüfüḳi-lʾaʿlâ.
8Ŝümme denâ fetedellâ.
9Fekâne ḳâbe ḳavseyni ev ednâ.
10Feevḥâ ilâ ʿabdihî mâ evḥâ.
11Mâ keẕebe-lfüâdü mâ raâ.
12Efetümârûnehû ʿalâ mâ yerâ.
Ayet 7–12
Melek, vahyi iletmek için gelirken önce uzaktan göründü ve sonra da ona bir yayın iki ucu kadar hatta daha fazla yaklaştı ve vahyi iletti.
Peygamber, görüp yaşadıklarının gerçek olup hayal olmadığına aklen ve kalben iman etti. Sizler yıllardır içinizde yaşayan dürüstlüğü ve ahlakı ile emin lakaplı arkadaşınızın bu konuda söylediklerinin gerçekliğinden şüphe mi ediyorsunuz?
Necm 13–18
6 ayetوَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ ١٣ عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ١٤ عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰىۜ ١٥ اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ١٦ مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ١٧ لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى ١٨
Mushaf
Okunuş
13Veleḳad raâhü nezleten uḫrâ.
14İnde sidrati-lmüntehâ.
15İndehâ cennetü-lmeʾvâ.
16İẕ yagşe-ssidrate mâ yagşâ.
17Mâ zâga-lbeṣaru vemâ ṭagâ.
18Leḳad raâ min âyâti rabbihi-lkübrâ.
Ayet 13–18
Peygamber, şehrin uzağındaki Sidre-i Münteha’nın yakınında bulunduğu bir sırada o meleği (Cebrail’i) bir kere daha görmüştü, o zaman da elçi melek Sidre’yi kaplamış ve apaçık bir biçimde Peygamber’e, Allah’ın büyük bir mucizesi olarak asıl şekli ve kimliği ile görünmüştü. Bu vakıa görülen bir rüya ya da bir hayal değil, gerçeğin ta kendisi idi.
Necm 19–20
2 ayetاَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ ١٩ وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ٢٠
Mushaf
Okunuş
19Eferaeytümü-llâte velʿuzzâ.
20Vemenâte-ŝŝâliŝete-lʾuḫrâ.
Ayet 19–20
Allah, Peygamberi ile sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkaracak, âhirette ise cennetine koyacağı bir hayat nizamını yaşamaya çağırırken, size ne oluyor da Allah’la birlikte Lat, Menat ve Uzza diye isimlendirip, “Bunlar Allah’ın kızları meleklerdir” diyerek uydurduğunuz sahte ilahlarınızdan şefaat bekliyorsunuz?
Necm 21–23
3 ayetاَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى ٢١ تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ض۪يزٰى ٢٢ اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ ٢٣
Mushaf
Okunuş
21Elekümü-ẕẕekeru velehü-lʾünŝâ.
22Tilke iẕen ḳismetün ḍîzâ.
23İn hiye illâ esmâün semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. iy yettebiʿûne ille-żżanne vemâ tehve-lʾenfüs. veleḳad câehüm mir rabbihimü-lhüdâ.
Ayet 21–23
Kız çocuklarını Allah’a, erkek çocuklarını da kendinize yakıştırmanız ve Allah’ı çocuk sahibi olarak algılayıp kabullenmeniz, O’nu gereği gibi ve yeterince kavramadığınızın apaçık delilidir. Atalarınızın müşrik olarak yaşamakta direnmeleri ve uydurdukları nizamlarını ayakta tutabilmek için ortaya çıkardıkları düzmece ilahlar, şirkin ve küfrün sembollerinden başka bir şey değildir. Oysa şimdi insanlara Rablerinden doğru olan hayat nizamı gelmiştir.
Necm 24–25
2 ayetاَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ ٢٤ فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟ ٢٥
Mushaf
Okunuş
24Em lilʾinsâni mâ temennâ.
25Felillâhi-lʾâḫiratü velʾûlâ.
Ayet 24–25
Kâinatta ne varsa hepsini yaratan ve sahibi olan Allah’ın, yarattıklarının yönetimini insanın keyfine, isteğine bırakacağını mı sandınız? Gerçek şu ki, dünya ve âhiretin nizamını kurma yetkisi yalnızca Allah’a aittir.
Necm 26–28
3 ayetوَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَاْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى ٢٦ اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى ٢٧ وَمَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۚ ٢٨
Mushaf
Okunuş
26Vekem mim melekin fi-ssemâvâti lâ tugnî şefâʿatühüm şeyʾen illâ mim baʿdi ey yeʾẕene-llâhü limey yeşâü veyerḍâ.
27İnne-lleẕîne lâ yüʾminûne bilʾâḫirati leyüsemmûne-lmelâikete tesmiyete-lʾünŝâ.
28Vemâ lehüm bihî min ʿilm. iy yettebiʿûne ille-żżanne. veinne-żżanne lâ yugnî mine-lḥaḳḳi şeyʾâ.
Ayet 26–28
Allah, göklerde olan meleklerin dünyada ve âhirette insanlara şefaatçi olmalarına izin vermemişken, bir kısmınız kalkmış Allah’ın kızları olarak kabul ettiğiniz meleklerden şefaat bekliyorsunuz.
Böyleleri Allah’ı yeterince tanımayan ve gerçek hiçbir bilgiye sahip olmayan, zannın peşine düşen inatçı cahillerdir. Gerçek şu ki zan, asla gerçek gibi olamaz, onun yerini tutamaz.
Necm 29
1 ayetفَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ٢٩
Mushaf
Okunuş
29Feaʿriḍ ʿam men tevellâ ʿan ẕikrinâ velem yürid ille-lḥayâte-ddünyâ.
Ayet 29
Ey Peygamber! Sen, yaratılış sebebine uygun yaşamaya davet edilmesine rağmen sırt dönenlerden ve âhiret hayatına inanmayanlardan yüz çevir, onların tepkilerine ve saldırılarına aldırma.
Necm 30
1 ayetذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى ٣٠
Mushaf
Okunuş
30Ẕâlike mebleguhüm mine-lʿilm. inne rabbeke hüve aʿlemü bimen ḍalle ʿan sebîlihî vehüve aʿlemü bimeni-htedâ.
Ayet 30
Böyleleri Allah’ın kendilerini bir amaca yöneltmek için yarattığını anlamak ve buna uymak yerine kendi istedikleri gibi yaşamak peşindeler. Şüphesiz Allah, kimin neye ve kime göre yaşadığını, yaşamak istediğini bilmektedir.
İlgili ayetler
30Yunus 61
Necm 31
1 ayetوَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۙ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ ٣١
Mushaf
Okunuş
31Velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-lʾarḍi liyecziye-lleẕîne esâü bimâ ʿamilû veyecziye-lleẕîne aḥsenû bilḥusnâ.
Ayet 31
Göklerde ve yerde olanların sahibi olan Rabbiniz, kısa bir süreliğine vekâleten size emanet ettiği nimetlerini kullanış biçiminizden hesaba çekecek. Emanetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu düşünmeyip, kendi malı gibi kullananların ihanetlerini cezasız bırakmayacak. Allah’ın bildirdiği amaca ve şekle uygun kullananları ise ödüllendirecektir.
Necm 32
1 ayetاَلَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَۜ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِۜ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْۚ فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى۟ ٣٢
Mushaf
Okunuş
32Elleẕîne yectenibûne kebâira-lʾiŝmi velfevâḥişe ille-llemem. inne rabbeke vâsiʿu-lmagfirah. hüve aʿlemü biküm iẕ enşeeküm mine-lʾarḍi veiẕ entüm ecinnetün fî büṭûni ümmehâtiküm. felâ tüzekkû enfüseküm. hüve aʿlemü bimeni-tteḳâ.
Ayet 32
Günahların en büyüğü Allah’ın davetinden yüz çevirip O’na şirk koşmak, başkalarını da buna teşvik etmektir. Allah günahlarından tevbe ederek sorumluluklarını yerine getirenlere karşı merhametli, şefkatli ve bağışlayıcıdır.
Allah sizi topraktan yaratırken ve annelerinizin karnında iken nelere karşı zaaflarınızın olduğunu, neleri yapmaya, neleri yapmamaya meyilli olduğunuzu en iyi bilen, sizi bu özelliklerle yaratandır. Kendinizi kusursuz olarak görüp, göstermeyin; günahlardan sakınıp Allah’a karşı sorumluluklarınızın olduğunu da aklınızdan çıkarmayın.
İlgili ayetler
32Şûrâ 37
Necm 33–35
3 ayetاَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي تَوَلّٰىۙ ٣٣ وَاَعْطٰى قَل۪يلًا وَاَكْدٰى ٣٤ اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى ٣٥
Mushaf
Okunuş
33Eferaeyte-lleẕî tevellâ.
34Veaʿṭâ ḳalîlev veekdâ.
35Eʿindehû ʿilmü-lgaybi fehüve yerâ.
Ayet 33–35
Bizim kendilerine bunca nimetleri bahşetmemize rağmen, yaratılışlarının sebebinden yüz çeviren nankörler, kısacık dünya hayatından başka şeye değer vermedikleri gibi, kendilerini şirkten, küfürden arındırmak için de hiç çaba sarf etmezler. Mallarından Allah’ın razı olacağı harcamayı yapmazlar. Böyleleri âhirette bunun bedelini ödemeyip azaptan kurtulabileceklerini mi sanıyorlar? Gerçek şu ki onların bu konuda hiçbir bilgi ve delilleri yoktur.
Necm 36–41
6 ayetاَمْ لَمْ يُنَبَّاْ بِمَا ف۪ي صُحُفِ مُوسٰىۙ ٣٦ وَاِبْرٰه۪يمَ الَّذ۪ي وَفّٰىۙ ٣٧ اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ ٣٨ وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ ٣٩ وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىۖ ٤٠ ثُمَّ يُجْزٰيهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ ٤١
Mushaf
Okunuş
36Em lem yünebbeʾ bimâ fî ṣuḥufi mûsâ.
37Veibrâhime-lleẕî veffâ.
38Ellâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ.
39Veel leyse lilʾinsâni illâ mâ seʿâ.
40Veenne saʿyehû sevfe yürâ.
41Ŝümme yüczâhü-lcezâe-lʾevfâ.
Ayet 36–41
Hâlbuki Biz Musa’ya ve İbrahim’e gönderdiğimiz sahifelerde de (vahiylerle) insanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli bir hayat yaşamaya davet etmiş ve bundan yüz çevirenleri âhirette başlarına geleceklerle uyarmıştık. Hiç kimse başkasının günah yükünü çekmez. Her insan Allah’ın daveti karşısında takındığı tavrın, sarf ettiği emeğin karşılığını zamanı gelince eksiksiz olarak görecektir.
Necm 42–48
7 ayetوَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ ٤٢ وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ ٤٣ وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ ٤٤ وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ ٤٥ مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ ٤٦ وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ ٤٧ وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ ٤٨
Mushaf
Okunuş
42Veenne ilâ rabbike-lmüntehâ.
43Veennehû hüve aḍḥake veebkâ.
44Veennehû hüve emâte veaḥyâ.
45Veennehû ḫaleḳa-zzevceyni-ẕẕekera velʾünŝâ.
46Min nuṭfetin iẕâ tümnâ.
47Veenne ʿaleyhi-nneşʾete-lʾuḫrâ.
48Veennehû hüve agnâ veaḳnâ.
Ayet 42–48
Sonunda huzuruna varılıp hesap verilecek olan, hesap sonunda ağlatacak ya da güldürecek olan Allah’tır. Elbette insanları bir damla spermden erkekli dişili yaratıp, nimetlerle donatıp, sonra öldürecek ve diriltecek olan da O’dur. Yine O’dur dilediğine dilediği kadar verip nasıl kullanılacağını bildiren.
Necm 49
1 ayetوَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ ٤٩
Mushaf
Necm 50–54
5 ayetوَاَنَّهُٓ اَهْلَكَ عَادًاۨ الْاُو۫لٰىۙ ٥٠ وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْقٰىۙ ٥١ وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۜ ٥٢ وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰىۙ ٥٣ فَغَشّٰيهَا مَا غَشّٰىۚ ٥٤
Mushaf
Okunuş
50Veennehû ehleke ʿâden-lʾûlâ.
51Veŝemûde femâ ebḳâ.
52Veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû hüm ażleme veaṭgâ.
53Velmüʾtefikete ehvâ.
54Fegaşşâhâ mâ gaşşâ.
Ayet 50–54
Allah, yaratıp sayısız nimetlerle donatmasına rağmen nankörlük ederek azgınlaşıp davetine başkaldıran Âd, Semûd, Nûh ve Lût kavimlerini de azaba uğratıp helak etti, tıpkı onlardan öncekiler gibi.
Necm 55
1 ayetNecm 56
1 ayetNecm 57–58
2 ayetاَزِفَتِ الْاٰزِفَةُۚ ٥٧ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ ٥٨
Mushaf
Okunuş
57Ezifeti-lʾâzifeh.
58Leyse lehâ min dûni-llâhi kâşifeh.
Ayet 57–58
Her insan kendi sonuna doğru yaklaşmaktayken, öte yandan kesin zamanını yalnızca Allah’ın bildiği Kıyamet ve Hesap Günü de yaklaşmaktadır.
Necm 59–62
4 ayetاَفَمِنْ هٰذَا الْحَد۪يثِ تَعْجَبُونَۙ ٥٩ وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَۙ ٦٠ وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ ٦١ فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا ٦٢
Mushaf
Okunuş
59Efemin hâẕe-lḥadîŝi taʿcebûn.
60Vetaḍḥakûne velâ tebkûn.
61Veentüm sâmidûn.
62Fescüdû lillâhi vaʿbüdû.
Ayet 59–62
Uyarılmakta olduğunuz son ile karşılaşmadan önce, size yapılan davetin önemini kavrayıp başınıza geleceklere üzüleceğiniz yerde, önemsemeyip, gülüp, eğlenmeye devam ediyorsunuz. Hiç olmazsa bundan sonra aklınızı kullanıp secde ederek Allah’ın davetine yönelin.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce İhlâs, sonra Abese indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla