Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Sure, adını birinci ayetten almıştır.
Nüzul Zamanı: İbn Abbas, surelerin nüzul zamanına göre tertibini belirlerken, Taha, Vakıa ve Şuara surelerinin peşisıra nazil olduğunu ifade eder. (El-Itkan, Suyuti). İkrime de aynı görüştedir. (Delail’il-Nübüvve, Beyhaki)
Bu görüş, Hz. Ömer’in İslâm’ı kabul etmesi olayını hikaye eden rivayeti teyid etmektedir. İbn Hişam’ın İbn İshak’tan naklettiğine göre, bir gün Hz. Ömer kızkardeşinin evine gider. Bu esnada evde Taha Suresi okunmaktadır. Hz. Ömer’in geldiğini görünce hemen Kur’an sayfalarını saklarlar. Hz. Ömer, ne okuduklarını sorar ve eniştesinin çekinmeden cevap vermesine karşı, O’na vurur, kızkardeşi de kocasını savunmak için aralarına girince Hz. Ömer O’na da vurur. Ve O da yaralanır, başından kanlar akmaya başlar, Hz. Ömer kızkardeşinin bu halini görünce pişman olur ve sakladıkları sayfaların içinde ne yazdığını görebilmek için onlara bakmayı ister. Bu isteği üzerine kızkardeşi Hz. Ömer’e “Sen müşrik olduğun için necis sayılırsın” demiş ve sözlerine şunları eklemiştir. “Kuşkusuz O’na sadece temiz olan dokunabilir.” Hz. Ömer de yıkandıktan sonra sayfaları almış ve sonra okumuştur. Bu rivayetten daha önce Vakıa Suresi’nin nazil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu ayet Vakıa Suresi’ndedir. Ayrıca Hz. Ömer’in, Habeşistan hicretinden sonra risaletin 5. yılında Müslüman olduğu bilinmektedir.
Konu: Bu sure, Tevhid, Ahiret ve Kur’an hakkında Mekkeli müşriklerin itirazlarına bir reddiyedir. Onların en önemli itirazı, kıyametin vukuu, kainat nizamının alt-üst olmasından sonra yeniden diriliş, va’dolunan mizan, hesap günü ve tüm bunların sonunda ceza (Cehennem) veya mükafat (Cennet)hakkındadır. Onların “hayal” olarak niteledikleri bu konularla ilgili itirazlarına karşı şöyle cevap verilmiştir: “Bu anlatılanların hepsi gerçekleşecek ve o zaman hiç kimse bunları yalanlama cesaretini gösteremeyecektir. Kıyametin gelişini kimse engelleyemeyeceği gibi, inkar da edemeyecektir. İşte o gün insanlar üç gruba ayrılır. 1) Sabikûn 2 Salihûn 3) Hayatlarının son anına kadar ahireti inkar eden, şirk, küfür ve büyük günahları hiç çekinmeden işleyen Kafirûn. Bu üç gruba da nasıl muamele edileceği 7. ayetten 56. ayete kadar açıklanmıştır.
57-74. ayetlerde İslâmiyet’in Sadakat ve Hakkaniyet ilkeleri hakkında, kafirlerin inkarlarına karşı arka arkaya deliller getirilmiştir. Çünkü onlar, Tevhid, Ahiret ve Kıyamet’in vukuunu inkar ediyorlardı. Söz konusu deliller, yeryüzündeki diğer unsurları ele almayıp sadece insanoğlunun vücuduna dikkat çekmektedir. İnsanın yediği yiyeceklere, içtiği suya ve yemek pişirmek için kullandığı ateşe telmihte bulunularak insanlar, düşünmeleri için ikaz edilmektedir. “Allah sizleri yarattı ve hayatınızı devam ettirebilmeniz için gereken herşeyi verdi. Buna rağmen, O’nun hakkında Allah bu kainatı yaratmıştır ama yeniden diriltmekten acizdir şeklindeki düşüncelere nasıl inanabilirsiniz?”
78-82. Ayetlerde de kafirlerin Kur’an hakkındaki şüpheleri cevaplandırılmıştır. Ve bunlara, “Ey Bedbahtlar! Sizler, bunca nimet için şükretmeniz gerekirken, tam aksine bu nimetleri size vereni yalanlıyorsunuz” denilerek ikaz edilmektedirler. Kur’an’ın hak oluşu ile ilgili, kısa cümleyle sağlam deliller öne sürülerek şöyle buyurulmuştur: “Şayet Kur’an’da anlatılanları düşünürseniz, onun tıpkı kainatın, yıldızların, gezegenlerin, vs. dayandıkları gibi muhkem bir sisteme dayalı olduğunu görür ve sonuçta kainatı yaratan ile Kur’an’ı indiren Zat’ın aynı olduğu gerçeğini açıkça kavrarsınız.” “Ayrıca Kur’an’ın Levh-i Mahfuz’da olduğu ve her türlü kötü mahluktan korunduğu zikredilmektedir. Yani Rasulullah’a vahiy getiren pâk ve temiz meleklerden başkası ona dokunamaz.
Son olarak, insanın ne kadar gururlanırsa gururlansın neticede öleceği ve ölüm karşısında çaresiz olduğu vurgulanarak, kafirler ikaz edilmişlerdir. Annenizi, babanızı ve çocuklarınızı ölümden kurtaramıyor, sevdiğiniz şeyh, lider ve önderlerin ölümünü onlardan savamıyorsunuz.
Hepsinin de gözlerinizin önünde ölmelerine rağmen, elinizden bir şey gelmiyor. Şayet üstünüzde sizlere hükmeden ve sizleri idare eden bir zatın varlığına inanmıyor ve kendinize çok güveniyorsanız, görüyorsunuz ki, bunun karşısında çaresizsiniz. İşte ceza ve mükafat verileceği va’dolunan hesap gününde de bu şekilde çaresiz olacaksınız. O günün gelişini engelleyemezsiniz. İnansanız da inanmasanız da o gün geldiğinde herkes yaptıklarının karşılığını görecektir. Mukarrebler, salihler, o gün için ne hazırlamışlarsa göreceklerdir. Kafirler de kötü akıbetlerinden kurtulamayacaklardı
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaVâkı’a 1–3
3 ayetاِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ١ لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ ٢ خَافِضَةٌ رَافِعَةٌۙ ٣
Mushaf
Okunuş
1İẕâ veḳaʿati-lvâḳiʿah.
2Leyse livaḳʿatihâ kâẕibeh.
3Ḫâfiḍatür râfiʿah.
Ayet 1–3
Gerçekleşmesi kesin olan Kıyamet günü geldiğinde onu inkâr etmek ne mümkün. Kıyamet’le birlikte kimileri alçaltılıp, kimileri de yüceltilecek.
Vâkı’a 4–26
23 ayetاِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّاۙ ٤ وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّاۙ ٥ فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثًّاۙ ٦ وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةًۜ ٧ فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ٨ وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ٩ وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ١٠ اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ١١ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ١٢ ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٣ وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ١٤ عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ ١٥ مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ ١٦ يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ١٧ بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَاْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ١٨ لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ١٩ وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ٢٠ وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ٢١ وَحُورٌ ع۪ينٌۙ ٢٢ كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ٢٣ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٤ لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَاْث۪يمًاۙ ٢٥ اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا ٢٦
Mushaf
Okunuş
4İẕâ rucceti-lʾarḍu raccâ.
5Vebüsseti-lcibâlü bessâ.
6Fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
7Veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
8Feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
9Veaṣḥâbü-lmeşʾemeti mâ aṣḥâbü-lmeşʾemeh.
10Vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
11Ülâike-lmüḳarrabûn.
12Fî cennâti-nneʿîm.
13Ŝülletüm mine-lʾevvelîn.
14Veḳalîlüm mine-lʾâḫirîn.
15Alâ sürurim mevḍûneh.
16Müttekiîne ʿaleyhâ müteḳâbilîn.
17Yeṭûfü ʿaleyhim vildânüm müḫalledûn.
18Biekvâbiv veebârîḳa vekeʾsim mim meʿîn.
19Lâ yüṣaddeʿûne ʿanhâ velâ yünzifûn.
20Vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
21Velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
22Veḥûrun ʿîn.
23Keemŝâli-llüʾlüi-lmeknûn.
24Cezâem bimâ kânû yaʿmelûn.
25Lâ yesmeʿûne fîhâ lagvev velâ teʾŝîmâ.
26İllâ ḳîlen selâmen selâmâ.
Ayet 4–26
O Gün yeryüzü şiddetle sarsılacak, dağlar un ufak olup savrulacak ve insanlar üç sınıfa ayrılacaklar. Bir sınıf, davet edildiklerine iman edip, onu yaşama gayreti içinde orta yolu izleyen, amel defterleri sağ taraflarından verilecek mutlu kimseler; başka bir sınıf da, Allah adına davet edildikleri hayat nizamını reddedip, şirk ve küfür bataklığı içinde yaşamayı seçenlerdir. Bunlara amel defterleri sol taraflarından verilecek ve hak ettiklerini görünce hüsrana uğrayıp mutsuz olacaklar. Bir de davet edildikleri, sınırlarını da Allah’ın belirlediği hayatı yaşamak ve yaşatmak uğrunda malları ve canları ile cihat edenler var. Bunlar da yarışta öne geçenler ve Allah’a en çok yakınlık sağlayanlardır.
İşte bu en önde koşarak öncülük edenler, cennetin kendileri için hazırlanmış olan en güzel yerlerinde nimetler içinde yaşayacaklardır. Bunların birçoğu önceki ümmetlerden, az bir kısmı da sonraki ümmetlerden olacak.
Onlar o cennetlerde mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde, karşılıklı oturup, tarifsiz mutluluklar paylaşacaklar, orada ölümsüz ve daima genç olarak kalacak, tertemiz kaynaklardan ibriklere doldurulmuş içecekler ikram edilecek, içtiklerinde ne başları döner ne de sarhoş olurlar. Beğendikleri her türlü meyve, canlarının çektiği kuş etleri ve âdeta sedefler içindeki inciler gibi tertemiz, kusursuz bakışlı eşlerle de ödüllendirilecekler. Orada ne bir boş laf, ne de günaha yöneltecek bir söz duyarlar, yalnızca cennete kavuşmanın iç huzurunu yaşarlar.
Vâkı’a 27–40
14 ayetوَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ٢٧ ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ٢٨ وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ ٢٩ وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ ٣٠ وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ ٣١ وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ ٣٢ لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ ٣٣ وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ ٣٤ اِنَّٓا اَنْشَاْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ ٣٥ فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ ٣٦ عُرُبًا اَتْرَابًاۙ ٣٧ لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟ ٣٨ ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ٣٩ وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ٤٠
Mushaf
Okunuş
27Veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
28Fî sidrim maḫḍûd.
29Veṭalḥim menḍûd.
30Veżillim memdûd.
31Vemâim meskûb.
32Vefâkihetin keŝîrah.
33Lâ maḳṭûʿativ velâ memnûʿah.
34Vefüruşim merfûʿah.
35İnnâ enşeʾnâhünne inşââ.
36Feceʿalnâhünne ebkârâ.
37Uruben etrâbâ.
38Liaṣḥâbi-lyemîn.
39Ŝülletüm mine-lʾevvelîn.
40Veŝülletüm mine-lʾâḫirîn.
Ayet 27–40
Davet edildikleri hayat nizamına iman edip, onu yaşamak arzusu ve gayreti içinde orta yolu izleyenler de her türlü meyve ağaçlarıyla donatılmış mis kokulu cennet bahçelerinde, ırmak başlarında, gölgeliklerde sefa sürecek, kabartılmış döşekler üzerinde oturup bahtiyar olacaklar. Orada onlara da, kendileriyle yaşıt ve gözleri eşlerinden başkasını görmeyen tertemiz, içleri eşlerine karşı sevgi dolu, uyumlu eşler bağışlayacağız. Orta yolu izleyenlerin de bir kısmı eski nesillerden bir kısmı da sonraki nesillerden.
Vâkı’a 41–48
8 ayetوَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ ٤١ ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ ٤٢ وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ ٤٣ لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ ٤٤ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ ٤٥ وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ ٤٦ وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ٤٧ اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ٤٨
Mushaf
Okunuş
41Veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
42Fî semûmiv veḥamîm.
43Veżillim miy yaḥmûm.
44Lâ bâridiv velâ kerîm.
45İnnehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
46Vekânû yüṣirrûne ʿale-lḥinŝi-lʿażîm.
47Vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev veʿiżâmen einnâ lemebʿûŝûn.
48Eveâbâüne-lʾevvelûn.
Ayet 41–48
Amel defterleri sol taraflarından verilen bedbahtlara gelince, o nankör ve inatçılar cehennemin kavurucu sıcağı ile kavrulurken, bir yandan da kaynar su içirilecekler, boğucu, simsiyah bir duman içinde yaşayacak, yürekleri dağlayan bir umutsuzluk içinde yanıp duracaklar. Çünkü onlar dünyada iken, Allah’ın kendilerine bahşettiği nimetleri, yalnızca dünya hayatı için ölçüsüzce kullanmış, Allah’a karşı nankörlük edip azgınlaşmış, O’nun sınırlarını tanımayıp, kendileri nizamlar kurup hükümler koyup, sınırlar oluşturmuşlardı.
Ayrıca öldükten sonra Allah’ın insanları tekrar diriltip hesap soracağı günü ve gerçeğini de yalan sayıp, inkâr etmiş, “Ne yani, ölüp kemiklerimiz çürüyüp de toprağa karıştıktan sonra, yeniden mi diriltileceğiz, bizden önceki atalarımız da mı diriltilecek?” diye alay etmişlerdi.
İlgili ayetler
Vâkı’a 49–56
8 ayetقُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ٤٩ لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ٥٠ ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ ٥١ لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ ٥٢ فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ ٥٣ فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ ٥٤ فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ ٥٥ هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ٥٦
Mushaf
Okunuş
49Ḳul inne-lʾevvelîne velʾâḫirîn.
50Lemecmûʿûne ilâ mîḳâti yevmim maʿlûm.
51Ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
52Leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
53Femâliûne minhe-lbüṭûn.
54Feşâribûne ʿaleyhi mine-lḥamîm.
55Feşâribûne şürbe-lhîm.
56Hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
Ayet 49–56
Ey Peygamber! Sen o bedbaht olmayı hak edenlere de ki: “Daha önce yaşamış olanlar da, sonrakiler de hiç şüpheniz olmasın ki zamanı Allah tarafından belirlenmiş gün geldiğinde diriltilip bir araya toplanacaksınız. Sonunda siz ey dünya hayatını müşrik ve kâfir olarak yaşayanlar! Sizler cehennemdeki zakkum ağacının meyvesinden yiyeceksiniz, karınlarınızı o cehennem meyvesi ile dolduracak, üzerine de kaynar su içeceksiniz hem de susuzluktan kavrulmuş develerin suya saldırdığı gibi.”
Hesap Günü Allah’ın davetine sırt dönüp de, umursamayıp, âhiret hayatını görmezden gelenler işte bununla karşılaşacak ve ebedî olarak cehennemde kalacaklar.
Vâkı’a 57–60
4 ayetنَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟ ٥٧ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ ٥٨ ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ ٥٩ نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ ٦٠
Mushaf
Okunuş
57Naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
58Eferaeytüm mâ tümnûn.
59Eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
60Naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Ayet 57–60
Ey insanlar! Sizi yaratan Biziz, hâlâ bu gerçeği düşünüp, kavrayıp da yaratılış sebebiniz olan hayat nizamına dönmeyecek misiniz? Rahimlere akıttığınız o meniyi hiç düşünmez misiniz, o bir damla suyu, ete kemiğe bürüyüp, insan haline dönüştüren siz misiniz, yoksa Biz miyiz? Sizin için ölümü takdir eden Biziz ve bunun önüne kimse geçemez.
Vâkı’a 61
1 ayetعَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦١
Mushaf
Okunuş
61Alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ taʿlemûn.
Ayet 61
Ey insanlar! Dilediğimiz takdirde sizi yok edip, yerinize başkalarını getiririz. Dileseydik sizi mahiyetini sizin de bilemediğiniz bir şekil ve özellikte yaratırdık, sınırsız ilim ve gücümüzle dilediğimizi yapmaya elbette ki kâdiriz.
Vâkı’a 62
1 ayetوَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ٦٢
Mushaf
Vâkı’a 63–67
5 ayetاَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ ٦٣ ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ ٦٤ لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ٦٥ اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ ٦٦ بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٦٧
Mushaf
Okunuş
63Eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
64Eentüm tezraʿûnehû em naḥnü-zzâriʿûn.
65Lev neşâü leceʿalnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
66İnnâ lemugramûn.
67Bel naḥnü maḥrûmûn.
Ayet 63–67
Şu toprağa attığınız tohuma dönüp bir bakıp da düşünün bakalım, o tohumu orada yeşertip büyüten siz misiniz, yoksa Biz miyiz? Dileseydik suyu gökten indirmeyip, onu kuru çer çöpe döndürürdük. O zaman siz de çaresizlik içinde, “Eyvah! Mahvolduk” diye sızlanıp dururdunuz ve elinizden hiçbir şey de gelmezdi.
Vâkı’a 68–70
3 ayetاَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ ٦٨ ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ٦٩ لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ٧٠
Mushaf
Okunuş
68Eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
69Eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
70Lev neşâü ceʿalnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
Ayet 68–70
Peki ya şu içtiğiniz suyu hiç düşündünüz mü, onu buluttan indiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz? Dileseydik Biz o suyu tatlı değil de tuzlu veya acı da yapabilirdik. Bunca nimetle donatılmış olmanıza karşılık, aklınızı kullanıp da Allah’ın davetine yönelmeniz gerekmez mi?
Vâkı’a 71–74
4 ayetاَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ ٧١ ءَاَنْتُمْ اَنْشَاْتُمْ شَجَرَتَهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ ٧٢ نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْو۪ينَۚ ٧٣ فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟ ٧٤
Mushaf
Okunuş
71Eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
72Eentüm enşeʾtüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
73Naḥnü ceʿalnâhâ teẕkiratev vemetâʿal lilmuḳvîn.
74Fesebbiḥ bismi rabbike-lʿażîm.
Ayet 71–74
Şu yaktığınız ateşe bir bakın, o ateşin ağacını siz mi yarattınız yoksa Biz mi? Onun ateşi ile aynı zamanda hem ısınır hem de başka birçok ihtiyacınızı giderirsiniz. O halde Rabbinizin sizin için yarattıklarını ve onların işleyen mükemmel nizamlarını düşünüp davetine icabet ederek şükredin.
Vâkı’a 75–76
2 ayetفَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ ٧٥ وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ ٧٦
Mushaf
Okunuş
75Felâ uḳsimü bimevâḳiʿi-nnücûm.
76Veinnehû leḳasemül lev taʿlemûne ʿażîm.
Ayet 75–76
Ey insanlar! Yıldızların doğup battıkları yere andolsun ki, bu Kur’an sizi yaratılış sebebiniz olan hayatı yaşamaya çağırıyor. Şayet bilirseniz bu çok büyük bir yemin ve bir uyarıdır.
Vâkı’a 77–80
4 ayetاِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ ٧٧ ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ ٧٨ لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ ٧٩ تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨٠
Mushaf
Okunuş
77İnnehû leḳurʾânün kerîm.
78Fî kitâbim meknûn.
79Lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
80Tenzîlüm mir rabbi-lʿâlemîn.
Ayet 77–80
Kur’an muhataplarına sorumluluklar yükleyen çok değerli bir kitaptır ve aslı da korunmuş bir kitaptadır. Onu Rablerine karşı derin bir sorumluluk bilinci içindeki temiz olanlar taşımıştır. O Kitap Rabbinizden gelen ilahi mesajları içerir.
Vâkı’a 81–82
2 ayetاَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ ٨١ وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ٨٢
Mushaf
Okunuş
81Efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
82Vetecʿalûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
Ayet 81–82
Ey Allah’ın davetinden yüz çevirenler! Rabbinizden indirilmekte olan bu kitaba dil uzatmaya, onu küçümsemeye kalkışarak böyle bir nimetten kendinizi mahrum bırakıp da ne elde edeceksiniz?
Vâkı’a 83–87
5 ayetفَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ ٨٣ وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ ٨٤ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ ٨٥ فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ ٨٦ تَرْجِعُونَهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٨٧
Mushaf
Okunuş
83Felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
84Veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
85Venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
86Felevlâ in küntüm gayra medînîn.
87Terciʿûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
Ayet 83–87
İnsanın canı boğazına gelip dayandığında, etrafındakiler de çaresiz gözlerle ona bakıp dururken, işte o zaman da yine Biz ona yakınız fakat siz görüp anlayamazsınız. Hayatı Bize borçlu olduğunuza inanmıyorsanız haydi onu geri döndürün de görelim.
Vâkı’a 88–91
4 ayetفَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ٨٨ فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ ٨٩ وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ ٩٠ فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ ٩١
Mushaf
Okunuş
88Feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
89Feravḥuv verayḥânüv vecennâtü neʿîm.
90Veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
91Feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
Ayet 88–91
Ölen kimse, Allah’a iman etmiş ve davet edildiği hayat nizamını yaşamak uğrunda elinden gelen gayreti de göstermişse, onu âhirette tarifsiz bir huzur ve bitip tükenmeyen cennet nimetleri beklemektedir. Amel defterleri sağ taraflarından verilmiş olan bu kimseler orada, “Selam olsun sizlere ey bahtiyar kimseler!” denilerek ilgi ve sevgiyle karşılanacaklar.
Vâkı’a 92–94
3 ayetوَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ٩٢ فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ ٩٣ وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ ٩٤
Mushaf
Okunuş
92Veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
93Fenüzülüm min ḥamîm.
94Vetaṣliyetü ceḥîm.
Ayet 92–94
Allah’a nankörlük ederek, verdiği nimetleri görmezden gelip, hakikatten yüz çevirenler ise hak ettikleri ateşe atılarak, yürek yakan umutsuzluk içinde kıvranacaklar.
Vâkı’a 95–96
2 ayetاِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ ٩٥ فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ ٩٦
Mushaf
Okunuş
95İnne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
96Fesebbiḥ bismi rabbike-lʿażîm.
Ayet 95–96
İşte bunlar şüphe götürmez gerçeklerdir. Öyleyse ey insan! Sen de bu gerçeklerin gerektirdiği ilâhî hayat nizamını yaşamayı seçip ona yönelerek yaşa ki kurtulanlardan olabilesin.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır. Açıklamalı meal, muhtelif meallerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Tâhâ, sonra Şuarâ indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla