Sûre hakkındaAdı · Nüzul Zamanı · Konu
Adı: Surenin adı ilk kelimesinden alınmıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin de Zariyat Suresi’nin nazil olduğu Mekke döneminde nazil olduğu, konuların içinde geçen bilgilerin verdiği ip uçlarından tahmin edilmektedir. Bu sureyi okurken, nazil olduğu günlerde Hz. Peygamber’e karşı koyuşlar, iftira ve itirazların yapıldığı, fakat işkence ve eziyet çarkının bütün gücü ile henüz dönmeye başlamadığı kat’i olarak hissedilmektedir.
Konu: İlk bölümün konusu ahirettir. Zariyat Suresi’nde, ahiretin mümkün olduğu ve mutlaka meydana geleceğine ve ahiretin olmasının gerekliliğine deliller gösterilmişti… O bakımdan burada o deliller tekrarlanmamıştır. Fakat ahireti ispat eden birkaç gerçeğe ve işaretlere yemin edilerek bütün açıklığıyla şöyle buyurulmuştur: Hiç tereddüt ve şüphe olmasın ki, birgün kıyamet gözler önüne serilecek ve kimsede bu kopmayı önleme gücü olmayacaktır.Daha sonra da kıyamet kopunca onu yalanlıyanların akıbetlerinin ne olacağı, ona inanıp takva yolunu seçenlerin Allah tarafından nasıl mükafatlandırılacakları anlatılmaktadır. Bunu müteakip ikinci bölümde Hz. Peygamber’in (s.a) daveti karşısında Kureyş liderlerinin hareket tarzları tenkid edilmekte, kınanmaktadır. Onlar Peygamberimiz’e bazan sihirbaz, bazan deli bazan da şairdir diyerek halk tabakasını, getirdiği mesaja, yaptığı davete gönülden ilgi duymasınlar diye aleyhine kışkırtıyorlardı.
Kureyş ileri gelenleri Peygamberimiz’in şahsını kendi haklarında ansızın gelmiş bir bela kabul ediyorlar ve açık açık ona bir felâket gelse de peşimizi bıraksa diyorlardı. “Bu Kur’ân’ı kendisi düzenliyor da Allah’tan geldi diyerek bize gösteriyor. Bu (hâşâ) bir hiledir, ve (hâşâ) bu kendisinin düzenlediği bir oyundur.” diyerek Peygamber’e iftira ediyorlardı. Onlar sürekli, “Allah’ın Peygamberliği buna mı kaldı?” diye alay ediyorlardı. Onlar, Hz. Peygamber’in (s.a.) davet ve tebliğinden o kadar yılmışlardı ki, sanki peygamber onlardan birşey istemek için peşlerine takılmış da onlar kendilerini kurtarmak için yüzlerini örterek dolaşan insanlar gibiydiler. Aralarında toplanarak, “O’na karşı ne yapalım da, iddiasından vazgeçirelim, davetine son verelim” diye görüşüyorlardı.
Bütün bunları yaparken ne kadar ahmakça inançlar içinde olduklarını, o batıl inanışların karanlıklarından insanları çıkarmak için Hz. Muhammed’in (s.a) tamamen fedakârane hayatını harcadığını düşünmüyorlar, anlamıyorlardı. Allah Teala onların bu tutumunu tenkid ederken arasıra bazı sorular sormaktadır. Bunlardan herbir soru ya onların itirazına bir cevaptır ya da onların beyinsizliklerinden birine işarettir. Daha sonra şöyle buyurulmuştur: Peygamberliğine inandırmak için bu insanlara herhangi bir mucize göstermenin hiçbir faydası yoktur. Çünkü bunlar öyle iz’ansız, vicdansız insanlardır ki, ne gösterilirse gösterilsin onun bir tevil yolunu bularak iman etmekten kaçınacaklardır. Bu bölümün baş tarafında Hz. Peygamber’e: “Bu inatçıların ve karşı çıkanların baskılarına, itirazlarına kulak asmadan sürekli davet ve tebliğini yürüt” emri verilmektedir.
Son kısımda da, Allah Teala’nın hükmü gelinceye kadar bu meşakkatlere karşı koyması pekiştirilerek zikredilmiş, bununla beraber Allah’ın kendisini Hak düşmanlarının karşısında kimsesiz bırakmadığı, bilakis devamlı muhafazası altında bulundurduğunu bildirerek teskin etmiştir.
“Allah’ın emrinin, hükmünün saati gelinceye kadar sen her şeye tahammül etmeye devam et ve Rabbine hamd ve tesbih ederek böyle durumlarda Allah yolunda çalışanların ihtiyaç duyduğu kuvveti elde et” diye de tavsiyede bulunulmaktadır.
Birlikte anlatılan ayetler gruplar hâlinde: her grubun Arapçası, okunuşu ve meali bir arada. Hangilerinin görüneceğini üstteki Göster düğmesinden seçin; seçiminiz hatırlanır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıylaTûr 1–12
12 ayetوَالطُّورِۙ ١ وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ ٢ ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ ٣ وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ ٤ وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ ٥ وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ ٦ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌۙ ٧ مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍۙ ٨ يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْرًاۙ ٩ وَتَس۪يرُ الْجِبَالُ سَيْرًاۜ ١٠ فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ ١١ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي خَوْضٍ يَلْعَبُونَۢ ١٢
Mushaf
Okunuş
1Veṭṭûr.
2Vekitâbim mesṭûr.
3Fî raḳḳim menşûr.
4Velbeyti-lmaʿmûr.
5Vessaḳfi-lmerfû.
6Velbaḥri-lmescûr.
7İnne ʿaẕâbe rabbike levâḳi.
8Mâ lehû min dâfi.
9Yevme temûru-ssemâü mevrâ.
10Vetesîru-lcibâlü seyrâ.
11Feveylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
12Elleẕîne hüm fî ḫavḍiy yelʿabûn.
Ayet 1–12
Yemin olsun Sina Dağı’na, satır satır yazdırılan bu ilâhî kitaba, insanları yaratılış sebeplerine uygun yaşamaya davet için yaptırılmış olan Kâbe’ye, üzerinizde kubbe gibi yaratılmış olan gökyüzüne, dalgalanıp kabaran denizlere andolsun ki iman etmeyi reddeden ve mü’minlere karşı savaş açanlar için, Allah’ın azabı mutlaka gerçekleşecektir ve onun gerçekleşmesini engelleyecek hiçbir güç de yoktur.
O Gün, gökler öyle bir sarsıntı ile sarsılacak ve dağlar korkunç bir gürültü ile yerlerinden oynatılıp yürütülecek ki, Allah’ın davetini yalanlayıp yüz çevirenlerin O Gün vay hallerine. Bu gerçeklerle uyarılmalarına rağmen, müşrik ve kâfirler hâlâ daldıkları bâtıl anlayışlarının bataklığında oyalanıp duruyorlar.
İlgili ayetler
Tûr 13–16
4 ayetيَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّاۜ ١٣ هٰذِهِ النَّارُ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٤ اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ١٥ اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُٓوا اَوْ لَا تَصْبِرُواۚ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٦
Mushaf
Okunuş
13Yevme yüdeʿʿûne ilâ nâri cehenneme daʿʿâ.
14Hâẕihi-nnâru-lletî küntüm bihâ tükeẕẕibûn.
15Efesiḥrun hâẕâ em entüm lâ tübṣirûn.
16İṣlevhâ faṣbirû ev lâ taṣbirû. sevâün ʿaleyküm. innemâ tüczevne mâ küntüm taʿmelûn.
Ayet 13–16
Gerçeklere gözlerini kapayıp kulaklarını tıkayıp, ömrünü böylece tamamlamış olanlar, Kıyamet’le birlikte Hesap Günü geldiğinde itilip kakılarak cehennem ateşine atılacaklar ve onlara şöyle seslenilecek: “Dünya hayatınızda uyarılmanıza rağmen, inanmayıp umursamadığınız ateş işte budur. Sizler Kur’an âyetleri için, sihirbazlığa heveslenmiş bir adamın bizleri büyülemek için söylediği sözler diyordunuz. Peki, içine girmeyi hak ettiğiniz bu ateş de bir sihirbazın sihri mi? Yoksa duymak ve inanmak istemediğiniz bir gerçek mi?”
Şimdi gerçekle yüzleştiniz ve artık kabul etseniz de etmeseniz de bu azabı çekeceksiniz.
Tûr 17–28
12 ayetاِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَع۪يمٍۙ ١٧ فَاكِه۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ١٨ كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ١٩ مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍ ٢٠ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ ٢١ وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ ٢٢ يَتَنَازَعُونَ ف۪يهَا كَاْسًا لَا لَغْوٌ ف۪يهَا وَلَا تَاْث۪يمٌ ٢٣ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ ٢٤ وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٢٥ قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ ف۪ٓي اَهْلِنَا مُشْفِق۪ينَ ٢٦ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ ٢٧ اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّح۪يمُ۟ ٢٨
Mushaf
Okunuş
17İnne-lmütteḳîne fî cennâtiv veneʿîm.
18Fâkihîne bimâ âtâhüm rabbühüm. veveḳâhüm rabbühüm ʿaẕâbe-lceḥîm.
19Külû veşrabû henîem bimâ küntüm taʿmelûn.
20Müttekiîne ʿalâ sürurim maṣfûfeh. vezevvecnâhüm biḥûrin ʿîn.
21Velleẕîne âmenû vettebeʿathüm ẕürriyyetühüm biîmânin elḥaḳnâ bihim ẕürriyyetehüm vemâ eletnâhüm min ʿamelihim min şeyʾ. küllü-mriim bimâ kesebe rahîn.
22Veemdednâhüm bifâkihetiv velaḥmim mimmâ yeştehûn.
23Yetenâzaʿûne fîhâ keʾsel lâ lagvun fîhâ velâ teʾŝîm.
24Veyeṭûfü ʿaleyhim gilmânül lehüm keennehüm lüʾlüüm meknûn.
25Veaḳbele baʿḍuhüm ʿalâ baʿḍiy yetesâelûn.
26Ḳâlû innâ künnâ ḳablü fî ehlinâ müşfiḳîn.
27Femenne-llâhü ʿaleynâ veveḳânâ ʿaẕâbe-ssemûm.
28İnnâ künnâ min ḳablü nedʿûh. innehû hüve-lberru-rraḥîm.
Ayet 17–28
Şirkten, küfürden, nankörlükten sakınarak Allah’ın daveti olan hayat nizamına sarılanlar ise cennetlerde çeşit çeşit nimetlere kavuşacak, daimi olarak saadet, zevk ve safa içinde yaşayacaklar.
Rableri onları cehennem ateşinden uzak tutacak. Cennette sıra sıra dizilmiş tahtlarına oturacak, Allah’ın kendilerine lütfettiği tertemiz, saf ve güzel gözlü eşleri ile yaşayacaklar.
Bu mü’minlerin kendileri gibi iman edip, imanlarının gereklerini yerine getiren, soylarından olanlarını da cennetlerde buluşturacağız. Böylece hiç kimsenin ameli karşılıksız kalmayacak ve Biz onlara cennetlerde canlarının çektiği etin, meyvenin tertemiz olan her çeşidini aralarında dolaşan tertemiz gençlerin eliyle ikram edeceğiz.
Cennete layık görülenler orada, kendilerine boş sözler söyletmeyen, dengesiz davranışlar yaptırmayan, içeni günaha sokmayan ve insanın içtikçe içesi gelen içeceklere kavuşacak, hiç yaşlanma endişesi ve emaresi olmayan, ölümsüz gençlikler yaşayacaklar, tıpkı kabuklarının içinde saklanmış inciler gibi pırıl pırıl ve tertemiz kimseler olarak birbirleriyle sohbet ederlerken, “Biz dünyada çoluk çocuğumuzla yaşarken, bir yandan da sonumuz ne olacak diye de korkar dururduk, şükürler olsun ki Rabbimiz bizi kavurucu ateşin azabından korudu.
Biz dünya hayatımızda iyi ki Allah’tan başkasına dua edip yardım dilememişiz. Şüphesiz Rabbimiz kendisine böyle yönelenlere karşı çok şefkatli, merhametli ve lütufkârdır.” diyecekler.
Tûr 29
1 ayetفَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍۜ ٢٩
Mushaf
Okunuş
29Feẕekkir femâ ente biniʿmeti rabbike bikâhiniv velâ mecnûn.
Ayet 29
Ey Peygamber! İnsanları yaratılışlarının sebebi olan Allah merkezli hayat nizamını yaşamaya, öğüt ve uyarılarla çağırmaya devam et, çünkü sen Rabbinin lütfu ile görevlendirdiği elçisin, bir kâhin, şair yahut aklı başında olmayan birisi değilsin.
İlgili ayetler
Tûr 30–34
5 ayetاَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِه۪ رَيْبَ الْمَنُونِ ٣٠ قُلْ تَرَبَّصُوا فَاِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّص۪ينَۜ ٣١ اَمْ تَاْمُرُهُمْ اَحْلَامُهُمْ بِهٰذَٓا اَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَۚ ٣٢ اَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۚ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَۚ ٣٣ فَلْيَاْتُوا بِحَد۪يثٍ مِثْلِه۪ٓ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَۜ ٣٤
Mushaf
Okunuş
30Em yeḳûlûne şâʿirun neterabbeṣu bihî raybe-lmenûn.
31Ḳul terabbeṣû feinnî meʿaküm mine-lmüterabbiṣîn.
32Em teʾmüruhüm aḥlâmühüm bihâẕâ em hüm ḳavmün ṭâgûn.
33Em yeḳûlûne teḳavveleh. bel lâ yüʾminûn.
34Felyeʾtû biḥadîŝim miŝlihî in kânû ṣâdiḳîn.
Ayet 30–34
Müşrikler bu gerçeğe rağmen peygamberleri için, “O bir şair, bize söyledikleri ile yakında başına bir yığın dert alacak, hayat tarzımıza karşı çıkmasının bedelini ödeyecektir, bekleyip başına gelecekleri görelim” diyorlar. Onları böyle söylemeye doğru kullanmadıkları akılları mı sevk ediyor, yoksa nankörlükleri, inatçılıkları ve küstahlıkları sebebi ile mi azgınlaşıyorlar?
Ey Peygamber! Bunlar senin için, “Kur’an’ı da kendisi uydurdu.” diyorlar. Hayır, gerçeğin böyle olmadığını biliyorlar fakat Kur’an ile davet olundukları hayatı yaşamak istemedikleri için böyle söylüyorlar.
Şayet Kur’an’ın bir insan sözü olduğu konusundaki iddialarında samimi iseler, onun bir benzerini de onlar ortaya koysunlar da görelim.
Tûr 35–38
4 ayetاَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَۜ ٣٥ اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَۜ ٣٦ اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَبِّكَ اَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَۜ ٣٧ اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ ف۪يهِۚ فَلْيَاْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۜ ٣٨
Mushaf
Okunuş
35Em ḫuliḳû min gayri şeyʾin em hümü-lḫâliḳûn.
36Em ḫaleḳu-ssemâvâti velʾarḍ. bel lâ yûḳinûn.
37Em ʿindehüm ḫazâinü rabbike em hümü-lmüṣayṭirûn.
38Em lehüm süllemüy yestemiʿûne fîh. felyeʾti müstemiʿuhüm bisülṭânim mübîn.
Ayet 35–38
Bu insanlar sebepsiz yere, boşu boşuna yaratıldıklarını mı sanıyorlar ya da Allah onlara kendi kendilerini yaratma kabiliyetleri mi verdi? O yüzden mi kendi düzenlerini kendileri kurmaya kalkışıyor ve Allah’a ihtiyaç duymuyorlar?
Yoksa gökleri ve yeri de mi onlar yaratmış? Hayır, asla öyle olmadığını onlar da biliyorlar, buna rağmen daveti kabul etmeye yanaşmıyorlar. Onlar Rabbinin ilim ve kudret hazinelerine sahip olduklarını mı, bu yüzden de istediklerini yapabileceklerini ve kendi kendilerine yetebileceklerini mi sanıyorlar?
Yahut göğe kadar uzanan merdivenleri var da, ona tırmanıp oradan haberler mi alıyorlar? Böyle bir güçleri varsa delillerini ortaya koysunlar.
Tûr 39
1 ayetاَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَۜ ٣٩
Mushaf
Okunuş
39Em lehü-lbenâtü velekümü-lbenûn.
Ayet 39
Bir kısım müşrikler de cahillik, küstahlık ve azgınlıklarını daha da ileri götürerek melekleri Allah’ın kızları kabul ederek, kendilerine yakıştıramadıkları kızları Allah’a isnat edip, erkek çocuklara da sahip olma hakkını kendilerinde görüyorlar.
Tûr 40–43
4 ayetاَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۜ ٤٠ اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَۜ ٤١ اَمْ يُر۪يدُونَ كَيْدًاۜ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَك۪يدُونَۜ ٤٢ اَمْ لَهُمْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ٤٣
Mushaf
Okunuş
40Em tesʾelühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.
41Em ʿindehümü-lgaybü fehüm yektübûn.
42Em yürîdûne keydâ. felleẕîne keferû hümü-lmekîdûn.
43Em lehüm ilâhün gayru-llâh. sübḥâne-llâhi ʿammâ yüşrikûn.
Ayet 40–43
Ey Peygamber! Hâlbuki sen Allah adına yaptığın davete karşılık onlardan bir ücret ya da bir makam da istemiyorsun ve böylece onları ağır bir borç altına da sokmuyorsun! Yoksa onların yanlarında Allah’tan gelmiş bir bilgi, bir kitap var da ona dayanarak mı, senin davetine karşı çıkıyorlar? Hayır, onların amacı şirk, küfür ve zulme dayalı hayat nizamlarını korumak için sana tuzaklar kurup davetini etkisizleştirmektir. Fakat şunu iyi bilsinler ki kurdukları tuzaklara kendileri düşecekler. Onların Allah’la birlikte başka ilahlar edinmekte ısrar etmelerinin tek sebebi dünyevi çıkarlarını sürdürmektir.
Fakat şunu da iyi bilsinler ki, Allah kendisinden başka hiç kimseye kulları üzerinde hüküm koyma ve hükmetme yetkisi vermemiştir. O’nun hüküm koyma ve hükmetmekte hiç kimsenin ortaklığına ihtiyacı yoktur. Allah’ın ilmi ve kudreti sonsuz, şanı çok yücedir.
Tûr 44–47
4 ayetوَاِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَٓاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ ٤٤ فَذَرْهُمْ حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي ف۪يهِ يُصْعَقُونَۙ ٤٥ يَوْمَ لَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۜ ٤٦ وَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذٰلِكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٤٧
Mushaf
Okunuş
44Veiy yerav kisfem mine-ssemâi sâḳiṭay yeḳûlû seḥâbüm merkûm.
45Feẕerhüm ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî fîhi yuṣʿaḳûn.
46Yevme lâ yugnî ʿanhüm keydühüm şeyʾev velâ hüm yünṣarûn.
47Veinne lilleẕîne żalemû ʿaẕâben dûne ẕâlike velâkinne ekŝerahüm lâ yaʿlemûn.
Ayet 44–47
Müşrik ve kâfir kalmakta inatla direnenler, “Gökten üzerimize taş yağdır da görelim” diye seninle alay ederlerken, üzerlerine gökten bir parçanın düştüğünü görecek olsalar yine de inanmaz, “Bu olsa olsa üzerimize doğru gelmekte olan yoğun bir bulut kütlesidir.” derler.
Ey Peygamber! Gerçeklere gözlerini ve kulaklarını tıkayan, şirki ve küfrü tabiatları haline getirip kendilerini şartlandırmış bu kimseleri, helak olacakları güne kadar kendi hallerine bırak, bataklıklarında debelenip dursunlar.
O Gün geldiğinde sana kurdukları tuzakların, attıkları iftiraların, kibirlenip büyüklük taslamış olmanın pişmanlığını duyacaklar fakat artık çok geç kalmış olacaklar.
Bunların âhirette çekecekleri cehennem azabından önce, dünyada da çekecekleri cezaları vardır. Fakat onların çoğu dünyada başlarına gelen azabın tercih ettikleri hayat nizamı ve ahlak sebebiyle olduğunun bilincinde değiller.
Tûr 48
1 ayetوَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ ٤٨
Mushaf
Okunuş
48Vaṣbir liḥukmi rabbike feinneke biaʿyüninâ vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḥîne teḳûm.
Ayet 48
Ey Peygamber ve onunla birlikte iman edenler! Siz hayatı Rabbinize teslim olarak yaşamak uğrunda canla başla gayret ederken karşılaşacağınız sıkıntılara, saldırılara sabırla, taviz vermeden göğüs gerin, müşrik ve kâfirlerle ilgili Rabbinizin hükmünü bekleyin. O’na güvenip sığının ve unutmayın ki mü’minler Rableri olan Allah’ın himayesi altındadırlar.
Tûr 49
1 ayetوَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاِدْبَارَ النُّجُومِ ٤٩
Mushaf
Okunuş
49Vemine-lleyli fesebbiḥhü veidbâra-nnücûm.
Ayet 49
Ey mü’minler! Her yeni güne Rabbinize şükredip, yüceliğini tekrar ederek başlayın. Gecenin bir bölümünde ve sabaha doğru yıldızlar kaybolurken namazla Rabbinize yönelin ve sabah akşam O’nu aklınızdan çıkarmayın.
Türkçe meal Mustafa Çavdar’ın mealinden alınmıştır. Ayet grupları ve gruplar hâlindeki meal Mustafa Çevik’in mealinden alınmıştır.
Arapça metin, Türkiye’de basılan mushafların imlâsıyla yazılmıştır. Latince okunuş: Muhammet Abay, “Çeviriyazı”.
Nüzul sırasına göre bu sûreden önce Secde, sonra Mülk indi. Bütün sûreler nüzul sırasıyla